Amerika ve İsrail’in gerekçesiz İran’a karşı düzenledikleri saldırı küresel dengeleri bir çok yönden kalıcı olarak değişti.
İsrail, dünyanın en sorunlu ve nefret edilen ülkesi açık arayla ilan edilirken,
Amerika, Siyonistlerin işgali altında girerek devlet aklını yitirdiği gösterdi.
Kuşkusuz ki tartışılan bir çok konu arasında Amerikan savunma sanayisinin devasa yatırımları, milyarlarca dolara mal olan olağanüstü pahalı uçakları, jetleri, uyduları, füzeleri ve uyarıcıları, nerdeyse %10 fiyatına İran tarafından üretilen yerli balistik füzeler karşısında etkisiz bırakılması Amerika’nın savunma sanayisine ciddi yolsuzluk ve var olan gücünün çok üstünde reklam yaptığı olma ihtimalini de göstermiş oldu.
Pentagon, bu savaşın ilk 100 saatinde 11 milyar dolara mal olduğunu açıkladı.
İran Devrim Muhafızları Sözcüsü ise ayni gün, İran daha 2012-13 yılında ürettiği füzelerini şu ana kadar kullandığını ve daha özellike 12 Günlük savaş sonrası yüksek kapasite ile üretilen daha gelişmiş füzelerini henüz kullanmadıklarını ve bunların kullanılmasına sıra gelmesi için daha 6 aylık füze stokları olduğunu açıkladı.
Yani, bu savaş şu ana kadar havadan yürütüldüğünü ve İran, füzeleriyle karşılık verdiğini düşünürsek, Amerika’nın sadece savunma sanayisi değil, küresel güç olma itibari da yerle bir oluyor.
Bu savaş 15’ci gününü geri bırakırken Amerika ve NATO ile ilgli bir başka son derece önemli iki soruyu daha doğdu.
Birincisi, NATO üzerinden savunma sanayisini ağırlıklı Amerikan üretimine dayalı uçaklar, jetler veya mühimmatı tedarik eden ülkeler, olası saldırı altında olurlarsa ne kadar kendilerini etkili bir şekilde koruyabilecek sorunudur.
Üstelik kara operasyonları henüz başlamadığı için, Amerika’nın tanklarını veya diğer kara operasyonlarında kullanılan ağır askeri araçlar henüz performans sınavından geçmedi.
Dolayısıyla, Amerika, NATO’nun aracılıyla müttefiklerine sattığı çeşitli askeri teçhizatlar, silah sistemleri, savunma malzemeleri, savaş uçakları, hava savunma sistemleri, füzeler, hassas silahlar, askeri helikopterler, zırhlı araçlar, tanklar, gözetim sistemleri ve askeri teknoloji gerçekte ne kadar efektif olup olmadıkları şu an tartışmaya açıldı.
Bu durum da Trump’ın NATO için istediği katkı payının %2’den %5’e yükseltmesi gerçekçi bir yaklaşım olması yeniden tartışılması gerekiyor.
Amerika, havada kedi ürettikleriyle başarılı bir operasyon yürütemezken, ondan satın alan ülkeler ne kadar aynı uçaklarla kendilerini savunabilecek?
Bir başka ve belki de en önemli konu ise yabancı ülkelerde bulunan Amerikan ve İngiliz üsleridir.
Yabancı askeri üsler, ülkeleri daha güvenli hale getiriyor mu yoksa hedef haline mi getiriyor sorusu çok önemli.
İran, Amerika ve İsrail’e karşılık vermek için Bahrein, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Ürdün, Katar ve Irak’ta bulunan Amerikan askeri üslerini vurdu.
Ayrıca, Güney Kıbrıs’ta bulunan İngiliz RAF Akrotiri askeri üssünü de iki kere füze ile hedef aldı.
Türkiye’de, tıpkı Azerbaycan’da olduğu gibi 3 sahte bayrak operasyonlarına maruz kaldı.
Şimdi bu durum bize gösteriyor ki dünyada yaklaşık 800 Amerika üssü barındıran 55 ülke esasında düşünülenin tam aksine Amerika’dan dolayı güvende olmadığımız ortaya çıktı.
Amerikan üslerinin yabancı topraklarda bulunmasının sebebi o ülkeleri korumak olduğu düşünülürken, esasında Amerikan üslerini korumak için bütün ülke birden taraf olmadıkları bir savaşta canlı kalkan haline geldiği anlaşıldı.
İran savaşı bize gösterdi ki Amerikan üsleri topraklarımızda bulunması bizim için bir güvence değil, tam tersi komşumuzla karşı karşıya getirme riskini ortaya koydu.
İsrail’in talimatlarıyla İran savaşına dahil olan Amerika, beraberinde askeri üsleri bulunan tüm ülkeleri de beraberde dahil etme riskinin çok yüksek olduğunu gömüş olduk.
Dolayısıyla, son 15 gün bize gösterdi ki, gerçek, güçlü ve bağımsız savunma yapabilmek için İran gibi tamamen kendi üretiminiz olması gerekiyor.
İkinci başkalarının başlattıkları savaşlara dahil olmak istemiyorsak o zaman yabacı devletlerin askeri üsleri topraklarımızda bulundurmamamız gerekiyor.
O yüzden bu süreç içinde Birleşmiş Milletler nasıl fonksiyonu yitirdiğini görmüş olduysak, NATO’nun da işlevsiz hale geldiğini görüyoruz.
Bizim de artık NATO’da bulunmamız ciddi ciddi tartışılması gerekiyor.
Yeni dünya düzeni artık kuruldu, ilerleyen yıllarda tam bağımsız egemen devletler yeni düzende öncü olacaktır.
Dünyanın en dinamik ülkelerinden birisi olan Türkiye, yeni düzene daha hızlı ve kararlı bir şeklide ayak uydurmalıdır.