Emekli Amiral Cem Gürdeniz, temmuz ayındaki NATO Ankara Zirvesi öncesinde yayımladığı makalede çarpıcı uyarılarda bulundu. Gürdeniz, küresel dengelerin değiştiğini belirterek Türkiye’nin Atlantik jeopolitiğinin cephe ülkesi olmaması ve kendi bağımsız güvenlik mimarisini kurması gerektiğini vurguladı.

KÜRESEL GÜÇ DENGELERİ VE NATO'NUN DÖNÜŞÜMÜ

Emekli Amiral Cem Gürdeniz, makalesinde temmuz ayında Ankara'da gerçekleştirilecek olan NATO Zirvesi'nin Türkiye açısından tarihî bir nitelik taşıdığını ifade etti. İttifakın Soğuk Savaş dönemindeki dengeli yapısından uzaklaşarak Amerikan jeopolitiğinin askerî bir enstrümanına dönüştüğünü belirten Gürdeniz; Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore gibi aktörlerin oluşturduğu yeni blok karşısında Atlantik sisteminin mutlak üstünlüğünü kaybettiğini belirtti.

BAĞIMSIZ SAVUNMA SANAYİSİ VE STRATEJİK SÖYLEM ÇELİŞKİSİ

Türkiye'nin son yıllarda özellikle savunma sanayisi alanında yerli füze, İHA/SİHA sistemleri ve güçlü donanmasıyla büyük bir özerklik kazandığını ifade eden Gürdeniz, bu askeri güce rağmen Ankara'nın dış politikada NATO dayatmalarına tam anlamıyla set çekemediğini yazdı. Libya müdahalesi, Ukrayna krizi sürecindeki adımlar ve Kürecik Radar Üssü'nün durumu üzerinden örnekler veren emekli amiral, siyasi söylemler ile fiili uygulamalar arasında belirgin bir tezat yaşandığına dikkat çekti.

ATATÜRK'ÜN DENGE SİYASETİNDEN ATLANTİK BAĞIMLILIĞINA

Cumhuriyet'in kuruluşunda yer alan tam bağımsızlık ve askerî ittifaklardan uzak durma felsefesinin zamanla aşındığını ve Batılılaşma hedefinin "Batıcılık" akımına evrildiğini kaleme alan Gürdeniz, NATO'nun sadece bir savunma örgütü değil, beş asırlık kolektif Batı jeopolitiğinin güvenlik aygıtı olduğunu vurguladı. İttifakın varlığını sürdürebilmek için sürekli bir düşman algısına ihtiyaç duyduğunu; dün Sovyetler Birliği olan bu odağın bugün yerini Rusya, Çin ve İran'a bıraktığını kaydetti.

TEHDİT ALGISINDAKİ KOPUŞ VE İÇ KUŞATMA RİSKLERİ

Türkiye'nin şu an NATO'nun doğu cephesindeki kuşatma hattının merkezinde bulunduğunu hatırlatan Gürdeniz, ittifak üyelerinin Türkiye'nin millî güvenlik çıkarlarıyla ters düşen politikalar izlediğini belirtti. Terör örgütlerine verilen destekler, Doğu Akdeniz'deki hamleler, Dedeağaç'taki lojistik üs ve F-35 programından çıkarma kararları gibi gelişmelerin bu durumun açık kanıtı olduğunu ifade etti. Gürdeniz, ittifakın en çok öne çıkarılan kolektif savunma içerikli 5. maddesinin, Türkiye'yi kendi iradesi ve çıkarları dışındaki bir çatışmanın içine çekebilecek stratejik bir tuzağa dönüşme riski barındırdığını savundu.

EKONOMİK KIRILGANLIK VE YENİ GÜVENLİK ARAYIŞI

Makalesinde Türkiye'nin en zayıf noktasının dış finansmana dayalı ekonomik yapısı olduğunu belirten Cem Gürdeniz, ekonomik bağımlılığın jeopolitik hareket alanını daralttığını aktardı. Fransa'nın 1966 yılında General De Gaulle liderliğinde NATO'nun askerî komuta yapısından ayrılmasını örnek gösteren Gürdeniz; Türkiye'nin de üsler üzerindeki tam egemenliğini sağlaması, savaş ve barış kararlarını tamamen kendi eline alması gerektiğini ifade etti. Gürdeniz, Ankara Zirvesi'nin Türkiye'nin ileri karakol olarak kalıp kalmayacağını belirleyecek tarihî bir eşik olduğunu vurgulayarak makalesini sonlandırdı.

Makalesinin sonunda Gürdeniz, “Türkiye’nin önünde tarihî bir tercih bulunmaktadır. Birinci yol, kısa vadeli ekonomik istikrar uğruna Atlantik sistemiyle tam uyumu sürdürmektir. Bu tercih ekonomik dalgalanmaları sınırlayabilir, ancak stratejik özerkliği daraltır ve Türkiye’yi kendi millî çıkarlarıyla ilgisi olmayan krizlerin baskısı altına sokar. İkinci yol ise üretim odaklı millî ekonomi anlayışıyla ekonomik bağımlılığı azaltan, kısa vadede daha sancılı fakat uzun vadede jeopolitik bağımsızlığı güçlendiren bir dönüşümdür. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında temel mesele yalnızca ekonomi değil, ekonomik bağımsızlık ile jeopolitik bağımsızlık arasındaki dengeyi doğru kurabilmektir. Çünkü ekonomik bağımsızlığın bedeli ağır olabilir; ancak jeopolitik bağımlılığın bedeli çoğu zaman milletlerin egemenliği ve evlatlarının kanıyla ödenir.” İfadelerini kullandı.