Milli Takım kazandı. Hem de öyle böyle değil; sabrın, disiplinin ve bireysel kalitenin birleştiği bir galibiyetle… Skor tabelasında yazan 1-0 belki mütevazı duruyor ama anlamı büyük: Dünya Kupası’na son 1 adım kaldı. Ancak futbol sadece sonuç oyunu değildir; hele ki söz konusu Milli Takım olunca, bazı soruları sormak da boynumuzun borcu.
SEMİH KARARI: CEVABI OLMAYAN BİR TERCİH
Başlayalım en çok tartışılan konulardan birinden: Semih meselesi. Elimizde Deniz Gül dışında net bir santrfor profili yokken, form grafiği yükselen, özgüveni zirvede bir genç oyuncunun kadro dışında bırakılması gerçekten izaha muhtaç. Sahada izlediğimiz hücum organizasyonlarına bakınca bu eksiklik daha da belirgin hale geliyor. Kerem’in çabası tartışılmaz, ancak fiziksel olarak güçlü ve yerleşik savunmaya karşı etkili olabilecek bir profil olmadığı da açık. Bu noktada “neden Semih değil?” sorusu ister istemez akılları kurcalıyor.
FORM MU, İSİM Mİ? KADRO TERCİHLERİ TARTIŞMALI
Orta sahada ve genel kadro tercihlerinde de benzer soru işaretleri mevcut. Form durumu, süreklilik ve kulüp performansı gibi kriterler ne kadar dikkate alındı, tartışılır. Sahada süre bulan bazı isimlerin ritimden uzak görüntüsü, maçın özellikle hücum geçişlerinde hissedildi. Oysa bu tip kapalı savunmalara karşı oynanan maçlarda formda, yaratıcı ve dikine oynayabilen oyuncular altın değerindedir.
SAVUNMADA MECBURİYET Mİ, TERCİH Mİ?
Savunma hattında ise “zorunluluk” ile “tercih” arasındaki çizgi biraz bulanıklaştı. Merih’in yokluğu elbette büyük kayıp. Ancak bu eksiklik, alternatiflerin hiç değerlendirilmediği anlamına gelmemeli. Avrupa’nın üst düzey liglerinde forma giyen, ritim yakalamış isimler varken tercihin farklı yönde kullanılması ister istemez eleştiri getiriyor. Samet’in mücadelesi, emeği tartışılmaz; fakat mesele bireyden ziyade tercihlerin tutarlılığı.
ROMANYA’NIN PLANI BELLİYDİ
Maçın taktik boyutuna gelirsek… Romanya’nın ne oynayacağı aslında sürpriz değildi. Kendi yarı sahasında, kompakt, kalabalık ve sabırlı bir savunma. Zaman zaman beşli, hatta altılı hatlarla alan daraltan bir savunma hattı. Böyle bir savunmaya karşı çözüm, sürekli kenar ortalarıyla şans aramak değildir. Nitekim olmadı da. Oyun sıkıştı, üretkenlik düştü. Böyle rakiplere karşı bireysel performans, dikine oyun, merkezden hat kırıcı paslar ve bitiricilik belirleyici olur.
KİLİDİ AÇAN PLAN DEĞİL, YETENEKTİ
Kilidi açan ise plan değil, kalite oldu. Arda’nın o ince, zamanlaması kusursuz derin pası ve Ferdi’nin bitiriciliği… Bu gol, organize bir hücumdan ziyade bireysel becerinin ürünüdür. Elbette bu da futbolun bir gerçeği. Ama sürdürülebilir başarı için planın, bireysel yetenekten daha baskın olması gerekir.
ORKUN’UN YOKLUĞU HİSSEDİLDİ Mİ?
Tam da burada akla şu soru geliyor: Bu tip maçların oyuncusu kim? Cevaplardan biri net: Orkun. Formda, özgüvenli, dikine oynayan ve kilit pas tehdidi olan bir orta saha. Böyle bir rakibe karşı onun yaratıcılığına daha fazla ihtiyaç vardı. İsmail tercihi anlaşılabilir; denge açısından önemli. Ancak yanında daha üretken bir opsiyonla bu denge çok daha etkili hale getirilebilirdi.
HÜCUMDA ROL DAĞILIMI PROBLEMİ
Hücum hattında ise rol dağılımı tartışmaya açık. Kerem’in merkezde, fiziksel üstünlüğü olan stoperlerle boğuşması yerine, daha hareketli ve alan yaratacak bir düzen kurulabilirdi. Barış’ın merkeze kaydırılması ve Arda’nın kenarda daha fazla topla buluşması, teoride daha işlevsel bir çözüm olabilirdi.
SONUÇ GÜZEL, OYUN SORGULANMALI
Sonuç olarak… Kazandık, evet. Bu çok değerli. Ancak bu galibiyet, bazı yapısal sorunların üzerini örtmemeli. Çünkü önümüzdeki rakipler, Romanya’dan daha organize, daha kaliteli ve daha acımasız olacaktır.
Milli Takım’ın potansiyeli yüksek. Kadro kalitesi birçok rakibin önünde. Ama mesele sadece isimler değil; doğru rol, doğru plan ve doğru cesaret.
Kazandık. Yarın daha iyisini oynamak zorundayız.