İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi 1979 mezunu olan Mustafa Aydemir, 1982'de Erzincan'da vatanî görevini yaparken, komutanlarına kabul ettirdiği "dünyanın en büyük portresi" projesiyle işe girişti. 3 bin silah arkadaşıyla birlikte Keşiş Dağları eteğindeki 7 bin 500 metrekare alanda, 600 ton taş, 210 ton harç ve 200 ton boya kullanarak 176 metre uzunluğundaki Atatürk portresini yaptı. Eser, 2023 yılında Cumhuriyetin 100. yılı anısına yine Mustafa Aydemir yönetiminde betonarme olarak yenilendi.

"Tecrübeli balık adam" unvanı sahibi ve bu alanda hocalık da yapan Aydemir, daha sonra 1. ve 2. Dünya Savaşı batıklarını araştırdı. Fransız St. Didier batık gemisinin sırlarını çözdü. Cousteau ekibiyle daldı. Sualtı millî takımında ülkemizi temsil etti.

***

Aydemir, 1917’de Topçu Yüzbaşı Mustafa Ertuğrul'un anılarını “Ben bir Türk Zabitiyim” adıyla yayınladı. Mustafa Ertuğrul, 1917'de 7,7’lik dağ bataryası ile 114 metre boyunda 14 metre genişliğinde, altı uçak taşıyabilen Ben My Cheree adlı İngiliz uçak gemisini Meis adası açıklarında batırmıştı.

Aydemir, yine Mustafa Ertuğrul'un Antalya kıyılarında batırdığı Fransız destoyerleri Alexandra ve Paris'in batıklarını bulan ekiplerin başında bulundu ve bu iki batıkla birlikte toplam 10 batığın hikâyesini “10 Batık 10 Hikâye” adıyla kitap olarak yayınladı.

***

Aydemir, o yıllardaki Antalya'yı, Dr. Burhanettin Onar'ın “Bir Zamanlar Antalya" ve Süleyman Fikri Ersen'in "Milli Mücadelede Antalya" eserlerinden şöyle naklediyor:

“Düşman donanması, Antalya'yı abluka altına almıştı. İki kruvazör, durmadan sahilleri tarıyor ve rastladığı en ufak tekneyi bile zapt edip içindekileri aldıktan sonra batırıyordu. Türklerin ne Fransız ne de İngilizlerin donanmasına karşı çıkacak bir donanması vardı. Körfezde saklanıp ansızın saldıracak hücumbotlardan bile mahrumduk. Düşman o kadar küstahça, o kadar salına salına cesaretle yaklaşıyordu ki bazen gemidekilerin sesleri sahilden duyuluyordu. Antalya'nın Kemer mevkiinde su ile işleyen bir un fabrikası vardı. Şehri ve orduyu ekmeksiz bırakmak için un fabrikasını bile bombardımanla yıktılar.

Bu yıllar, Türk Milletinin ve Antalya'nın en karanlık en bedbaht yıllarıydı. Harbe gidenlerin ancak yüzde 3'ü geri dönebiliyordu. Dönenler de ya kolsuz ya kör ya da bacakları kopmuş olarak geliyordu.

Sıkıntı bu kadarla da bitmiyordu, Her cephede yenilen, Balkanlarda Sırp, Yunan, Bulgar soykırımından; Mısır, Arabistan, Yemen, Irak ve Suriye'de Arap mezaliminden, Rus ve Ermenilerin giriştiği katliamdan kaça Türkler, imparatorluğun her tarafından akın akı Antalya'ya geliyordu. Gelenlere yer-yurt bulmak, onları yedirmek ve giydirmek gerekiyordu. Bir başka sorun da Antalya'nın yerli Rumlarından kaynaklanıyordu. Bunlar, aslında Anadolu'ya 1071'den önce gelen Hıristiyan Türklerdi. Türk kültürü ile yetişmişlerdi ve Yunanca bile bilmezlerdi. Ne var ki Yunanistan, öğretmen ve papaz kılığında, halk arasına nifak tohumu atacak misyonerler göndermişti.

Devşirilip Türk düşmanına dönüşen bu topluluk, düşmana casusluk yapmaktaydı. Bütün bunlara rağmen, şehir halkı, Kafkasya'dan gelen Çerkezlere, Yunanistan ve Bulgaristan’dan gelenlere, Kıbrıs'tan, Rodos'tan, Girit'ten ve daha birçok yerden gelen herkese kucağını açtı. Onların acılarını paylaştı. Antalya halkı, çıplak göçmenleri giydirmek için dikim atölyeleri kurdu, askerlerimize de bedelsiz olarak kıyafet dikmeye başladı.”

***

Alexandra kruvazörünün batırılması ise tam bir asimetrik savaş yöntemiyle mümkün olabilmişti.

Mustafa Ertuğrul, küçük bir yelkenli geminin kaburgalarına yerleştirdiği dinamitleri portakal sandıklarıyla gizlemişti. Sahilleri bombalayan Alexandra kruvazörü, yelkenliyi ele geçirmeye geldiğinde, karadan top ateşi ile vuruldu ama mermiler etkisizdi. Kruvazör yelkenliyi de çekerek 7 kilometrelik atış menzili dışına çıktı. Fransız askerleri, portakal sandıklarını kruvazöre taşımaya başladı. Bu arada portakalların zehirli olup olmadığını kontrol ettiler ama dinamitleri düşünemediler. Son sandık kaldırıldığında 75 kilo dinamit patladı ve yelkenli paramparça olurken kruvazör de yan yattı ve battı. Güvertedeki askerlerin hepsi öldü. 11 Fransız subayı ve 10 Fransız askeri, filikalara binerek kurtuldu. Sahile çıkmak zorunda kaldılar ve esir alındılar...

Aydemir, işte bu batığı da buldu ve İZ TV ekibi belgeselini yaptı... 10 batıktan sadece birinin çok kısa hikâyesi böyle...

***

Bugün ABD ve İsrail’in saldırısına karşı İran’ın da hava savunma sistemi yok ama asimetrik savaşla olağanüstü bir direniş gösteriyor.

Asimetrik savaşa tarihi bir örnek... - Resim : 1

Asimetrik savaşa tarihi bir örnek... - Resim : 2