Film izlemeyi çok severim…
Eğer İkinci Dünya Savaşı’ndan ya da soğuk savaştan kesit sunan bir filmse ve gerçek bir hikâyeden uyarlanmışsa, o film benim için terapi gibidir…

Filmler hepimizin hayatında bir etkiye sahiptir aslında.
Mesela günlük hayattaki konuşmalarımıza filmlerin etkisiyle yerleşen kalıp cümleler vardır. Olmayacak şeyler söyleyen ya da öneren bir arkadaşımıza filmlerin abartı yanından alınan ilhamla, “Sen çok film izliyorsun galiba. Böylesi ancak filmlerde olur.” gibi şeyler deriz…

Şimdi okuyacağınız skandal da “Böylesi ancak filmlerde olur” dedirtecek cinsten. Üstelik yeni bir film türünü de önümüze koyuyor: Hayatın filme uyarlanması değil de filmin hayata uyarlanması…
Hani büyük sanatçımız Kemal Sunal Şark Bülbülü filminde başlık parası kazanmak için geldiği İstanbul’da yüzme bilmediği halde cankurtaran olmuştu ya, işte tam da böyle bir skandal…

Nasıl mı?
Hatırlatayım; nisan ayında “Bakanlıkta soygun ihalesi” başlık bir yazı kaleme almış ve bir “mucizeyi” belgeleri ile anlatmıştım. O “mucize”, Gençlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün Ankara Gölbaşı Gençlik Kampı için açtığı ve sonra iptal ettiği ihalede “2023 bilançosu yetersiz” gerekçesiyle elediği Razz Medya Yapım Danışmanlık A.Ş. firmasına beş gün sonra aynı ihaleyi bilançoyu yeterli bularak vermesiydi…

Meğer Razz firmasının yetersizliklerine rağmen aldığı tek ihale Gölbaşı’nda değilmiş.
Aynı firma, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın Mersin Gençlik Kampı için açılan ihalesini de kapmış. Firmanın ihale kapsamında kampta vermekle yükümlü olduğu hizmetler arasında cankurtaran çalıştırması da var. Emniyet’e yapılan ve yazımın sonunda belgesini göreceğiniz bir şikâyette yer alana göre, Razz firması Mersin Gençlik Kampında sahte belge ile bir “cankurtaran” çalıştırıyor.

Ve sonuç kaçınılmaz oluyor tabii; yeterli şartları taşımadığı halde ihalenin verildiği firmanın sahte cankurtaran çalıştırdığı kampta boğulma vakaları yaşanıyor. Üç kişi boğularak hayatını kaybediyor. Ancak söz konusu firma buna rağmen ihaleler almaya devam ediyor, herhangi bir işlem yapılmıyor. Emniyet’e yapılan şikâyetten de sonuç alınmış değil. (Yazının sonundaki şikâyet dilekçesinde başka skandalları da göreceksiniz)

Ancak hiçbir şey olmuyor da değil.
Yukarıda bahsettiğim “Bakanlıkta soygun ihalesi” başlıklı yazım hakkında kamuoyuna açıklama yapma ihtiyacı hissetmeyen Gençlik ve Spor Bakanlığı’nda, yazımın ardından şok yaşanmış. Bir “devlet büyüğü”, bütün bu skandalların altında imzası olan ve hakkında MASAK raporu bulunan, ancak soruşturulmasının rica ile bekletildiği genel müdüre, “Benim yanımda görünme” demiş…

Acaba bu yazımdan sonra o genel müdüre ne denilecek?
Mesela, “Yanımda görünme” yerine, “Bir süreliğine kaybol. Londra’ya git” denilir mi?
Neden mi Londra? O genel müdürün Paris’te kalacak yeri var da biz mi Londra dedik?
Bilmem anlatabildim mi?
Ve acaba bu yazımdan sonra da MASAK için ricanın geçerliliği sürecek mi?
Rapor sümen altında bekletilmeye devam edilecek mi?

Görüyorsunuz değil mi?
Devletin denetim görevinden, şeffaflıktan, hesap verilebilirlikten uzaklaşıp yanaşma düzenine teslim olması, yanaşma düzeninden bürokratın bile ganimet kapmasına imkân tanınması ve liyakatin sadakate boğdurulması üç gencin hayatına mal oldu.

Biz bu bedeli AKP iktidarı boyunca nice canlarla ödedik, ödüyoruz.
Çünkü ortaya koyduğum tablo, iktidarın kurduğu ve yıllardır sürdürdüğü sistemin bir sonucu. Devletin yerini partinin, kamu menfaatinin yerini parti menfaatinin almasının yarattığı bir trajedi. Tıpkı yenidoğan çetesinde olduğu gibi, tıpkı Bolu Kartalkaya’daki otel faciasında oluğu gibi…

Yanaşma düzeni, yandaş düzeni, liyakat değil sadakat düzeni, “film gibi” skandalları gerçeğe dönüştürüyor. Ve bizler de o filmin izleyicileri değil, doğrudan mağduru oluyoruz…

İŞTE O ŞİKAYET DİLEKÇESİ
(İkinci sayfadaki sarı renkle vurgulanan yerde sahte cankurtaran ve boğulma vakalarından bahsediliyor.)

Liyakat boğuldu, üç genç öldü - Resim : 1

Liyakat boğuldu, üç genç öldü - Resim : 2

Liyakat boğuldu, üç genç öldü - Resim : 3