Ankara’da son günlerde siyasetin önümüzdeki bir buçuk yılını şekillendirebilecek dikkat çekici senaryolar dolaşıyor.
Kabine değişikliğinden Cumhurbaşkanı yardımcılarının sayısının artırılmasına, MHP’de olası bir genel başkan değişiminden seçim sistemi ve yeni anayasa tartışmalarına kadar geniş bir kulis trafiği var.
Baştan altını çizmekte yarar var: Bunların önemli bir bölümü henüz alınmış kararlar değil. Siyasi ve bürokratik çevrelerde dillendirilen ihtimallerden söz ediyoruz.
Ancak bazen Ankara’da bir değişimin işaretleri, resmi açıklamalardan çok önce kulislere yansır.
Ekimde kabine değişikliği mi?
İktidar cephesine ilişkin ilk önemli iddia, ekim ayında kapsamlı bir kabine değişikliği yapılabileceği yönünde.
Bu değişikliğin sıradan bir revizyonla sınırlı kalmayacağı, oluşturulacak yeni kabinenin olası bir erken seçime kadar görev yapacak bir tür “seçim kabinesi” olarak tasarlanabileceği belirtiliyor.
Seçim tarihi açısından ise 2027 yılı öne çıkıyor. Özellikle Mayıs-Kasım 2027 arasındaki dönem siyasi takvim açısından kritik görülüyor.
Bir başka dikkat çekici başlık Cumhurbaşkanlığı yönetim yapısıyla ilgili.
Seçim kararı öncesinde iki yeni Cumhurbaşkanı Yardımcılığı ihdas edilebileceği, bu görevlere siyasetten çok devletin kritik kurumlarında görev yapmış bürokratların atanabileceği iddia ediliyor.
Böyle bir düzenlemenin amacı ise Recep Tayyip Erdoğan’ın devlet yönetimindeki günlük iş yükünü azaltmak ve seçim sürecine daha fazla zaman ayırmasını sağlamak olarak değerlendiriliyor.
Şimdilik bunların hiçbirinin resmi bir karara dönüşmüş olmadığını özellikle belirtelim.
MHP’DE 7 MART 2027 NEDEN ÖNEMLİ?
Cumhur İttifakı’nın diğer ortağı MHP açısından ise gözler 2027’de yapılacak büyük kurultaya çevriliyor.
Siyasi kulislerde asıl merak edilen, Devlet Bahçeli’nin yeniden aday olup olmayacağı.
Öne çıkan senaryoya göre Bahçeli genel başkanlığa yeniden aday olmayabilir.
Dahası, kurultay öncesinde ya da kurultay sırasında halef olarak bir ismi işaret edebileceği, bu kişinin de geçmişte devletin önemli kademelerinde görev yapmış bir isim olabileceği ileri sürülüyor.
Bugün itibarıyla MHP yönetiminden bu yönde resmi bir açıklama yok.
Ancak böyle bir gelişme gerçekleşirse yalnızca MHP’de genel başkan değişmiş olmayacak; Cumhur İttifakı’nın iç dengileri ve gelecek dönemdeki siyasi pozisyonu da yeniden şekillenecek.
Yıllarca kullanılan “Devletin başına Devlet gelecek” sloganı bu kez başka bir siyasi espriye dönüşebilir:
“MHP’nin başına devlet gelecek...”
Neden olmasın?
Yeni anayasa için prova mı?
Bir başka kritik başlık yeni anayasa.
Kamuoyunda “Açılım Yasası” olarak anılan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi düzenlemesinin Meclis’te yüksek oyla kabul edilmesi, siyasi çevrelerde yeni anayasa açısından bir test olarak görülüyor.
Özellikle ortaya çıkan geniş Meclis desteği şu soruyu beraberinde getiriyor:
Bu tablo, yeni anayasa için bir prova olabilir mi?
TBMM’nin 1 Ekim’de açılmasıyla birlikte anayasa tartışmalarının yeniden hız kazanması bekleniyor.
Bu süreçte yalnızca anayasa metninin değil, seçim sisteminin temel unsurlarının da masaya gelebileceği değerlendiriliyor.
Devlet Bahçeli daha önce Seçim Kanunu ve Siyasi Partiler Kanunu’nun, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ndeki aksaklıkları giderecek ve yeni anayasa çalışmasıyla uyumlu olacak biçimde yeniden ele alınması gerektiğini belirtmişti.
İşte asıl önemli nokta da burada başlıyor.
50+1 sistemi değişir mi?
Ankara’daki senaryolardan biri de Cumhurbaşkanlığı seçim sisteminin değiştirilmesi.
Bugünkü sistemde bir adayın ilk turda Cumhurbaşkanı seçilebilmesi için geçerli oyların salt çoğunluğunu alması gerekiyor. Bu sağlanamazsa seçim ikinci tura kalıyor.
Ancak siyasi çevrelerde farklı formüllerin gündeme gelebileceği ileri sürülüyor.
Bunlardan biri 50+1 şartının kaldırılması ya da aşağı çekilmesi.
Bir başka formül, ilk turda en fazla oyu alan adayın Cumhurbaşkanı seçilmesine imkân sağlayacak bir sistem.
İttifakların yapısının yeniden düzenlenmesi, milletvekili seçim barajının değiştirilmesi ve partilerin ittifak aracılığıyla barajı aşmasına imkân tanıyan mevcut modelin gözden geçirilmesi de ihtimaller arasında sayılıyor.
Şu aşamada ortada kamuoyuna açıklanmış somut bir yasa ya da anayasa teklifi yok.
Dolayısıyla Bahçeli’nin seçim mevzuatına ilişkin açık çağrılarıyla, Ankara’da dolaşan formülleri birbirinden ayırmak gerekiyor.
Ancak seçim sistemine ilişkin kapsamlı bir değişiklik gerçekleşirse Türkiye’deki siyasi dengelerin de ciddi biçimde değişeceği açık.
Aklıma ister istemez 3 Kasım 2002 seçimleri geliyor.
O seçimde yalnızca AK Parti ve CHP yüzde 10’luk ülke barajını aşabilmişti. AK Parti yaklaşık yüzde 34 oyla 363 milletvekili çıkararak Meclis’te çok güçlü bir çoğunluğa ulaşmıştı.
Yani seçim sistemindeki teknik gibi görünen bir düzenleme, sandık sonuçlarının Meclis’e yansımasında son derece büyük sonuçlar yaratabiliyor.
BU TABLODA İYİ PARTİ NEREDE?
Bütün bu ihtimallerin hayata geçmesi halinde dikkatle izlenmesi gereken partilerden biri de İYİ Parti.
Müsavat Dervişoğlu yönetimindeki İYİ Parti, özellikle Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi düzenlemesine karşı sergilediği sert muhalefet ve “Bayrak Mitingleri” üzerinden yürüttüğü siyasetle kendisine farklı bir alan açmaya çalışıyor.
Son dönemde bazı kamuoyu araştırmalarında İYİ Parti açısından yukarı yönlü bir hareket görülüyor.
Ancak anket sonuçları arasında ciddi farklılıklar bulunduğu için bugünden kesin bir oy oranı telaffuz etmek yerine, partinin önümüzdeki dönemde hangi seçmen gruplarından destek kazanabileceğine bakmak daha sağlıklı.
İYİ Parti’nin özellikle milliyetçi, merkez sağ ve iktidarla muhalefet arasında yeni bir adres arayan seçmen üzerinde etkisini artırmaya çalıştığı görülüyor.
Bayrak Mitingleriyle sahadaki görünürlüğünü artırması ve bu siyasi hattı sürdürmesi halinde partinin seçim denklemindeki ağırlığı da değişebilir.
Üstelik seçim sistemi ve ittifak modeli yeniden düzenlenirse yalnızca büyük partilerin değil, orta ölçekli partilerin stratejik önemi de artabilir.
Yüzde 5, yüzde 7 ya da yüzde 10 bandındaki bir partinin bugün sahip olduğu siyasi ağırlıkla, ittifaksız yeni bir sistemde sahip olacağı ağırlık aynı olmayabilir.
Bu nedenle önümüzdeki süreçte yalnızca oy oranlarına değil, seçim kurallarının nasıl değişeceğine de bakmak gerekecek.
Önümüzde kritik birkaç başlık var:
1 Ekim 2026: Meclis’in yeni yasama yılı.
2027: MHP Büyük Kurultayı ve olası seçim tartışmaları.
Ve bunların yanı sıra kabine değişikliği, yeni anayasa, 50+1 sistemi ile Seçim Kanunu ve Siyasi Partiler Kanunu’na ilişkin olası düzenlemeler.
Kabine değişir mi?
Cumhurbaşkanlığı yönetim yapısı yeniden şekillenir mi?
Bahçeli MHP’nin başında kalır mı?
50+1 sistemi değişir mi?
Seçim ittifakları yeniden düzenlenir mi?
Bugün bu soruların kesin cevapları yok.
Fakat Ankara’daki siyasi trafik şunu gösteriyor:
2027’ye giderken yalnızca isimler değil, oyunun kuralları da değişebilir.