ABD’nin İsrail ile İran’a karşı başlattığı savaşta Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ‘güç savaşları’ eksenin de jeopolitik konumun önemini bir kez daha gözler önüne serdi. Öte yandan Türkiye’nin jeopolitik konumunun stratejik önemi de katlandı.
CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, T24’e yazdığı yazıda savaşla birlikte değişen dünya düzeni ve Türkiye’nin rolünü değerlendirdi. Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin ‘kilit ülke’ olduğunun altını çizerek, “Bu çerçevede Türkiye’nin rolü bölge için hayati önemdedir. Türkiye, arabuluculukta oyalanmak değil, kurucu bir bölgesel çerçeve önermelidir” ifadelerini kullandı.
Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin hem İran ve Irak gibi bölge ülkeleriyle hem de Batı ülkeleri ile diyalogda olan az sayıdaki ülkeden biri olduğunun altını çizerek, “Bu kapasite yalnızca mesaj taşımak için değil, yeni bir bölgesel güvenlik platformu inşa etmek de için kullanılmalıdır” dedi.
Kılıçdaroğlu’nun “Yeni dünya düzeni: Coğrafyanın Türkiye’ye sağladığı avantaj…” başlıklı yazısından ilgili bölüm şöyle:
“Bu çerçevede Türkiye’nin rolü bölge için hayati önemdedir. Türkiye, arabuluculukta oyalanmak değil, kurucu bir bölgesel çerçeve önermelidir. Tam da bu noktada CHP’nin dillendirdiği OBİT Projesi (Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı) büyük önem kazanıyor. Türkiye bölgesel sorunları çözmede akılcı politikalarla aktif rol üstlenmeli, komşu devletlerarasında asgari güvenlik mutabakatı sağlama pozisyonunu üstlenebilmelidir. Türkiye’nin tarihi ve coğrafi konumu buna olanak vermektedir. Dış müdahale ithal etmek yerine, komşu devletlerarasında asgari güvenlik mutabakatı üretmek Ortadoğu’da barışı kalıcılaştırma açısından çok önemlidir. Türkiye, öncüsü olduğu bu geleneğin güncellenmiş bir benzerine öncülük etmelidir.
Böyle bir yaklaşımın Türkiye açısından stratejik değeri büyüktür. Çünkü Türkiye aynı anda İran’la, Irak’la, Körfez monarşileriyle ve Batı’yla konuşabilen az sayıdaki devletten biridir. Bu kapasite yalnızca mesaj taşımak için değil, yeni bir bölgesel güvenlik platformu inşa etmek de için kullanılmalıdır. Türkiye bunu yapmazsa, ortaya çıkacak düzen büyük bir olasılıkla şu olacaktır: Askeri çerçeve ABD’den, mali yük Körfez’den, meşruiyet dili “uluslararası toplum”dan gelecek; Türkiye ise buna yüksek sesle itiraz etmeyen ama tamamen de sahiplenmeyen ara aktör olarak konumlanacaktır. Oysa kurucu bir rol üstlenirse, hem Hürmüz’ün “uluslararası güvenlik” örtüsü altında fiilen Amerikan denetimine taşınmasına karşı gerçek bir alternatif üretebilir hem de bölgesel egemenlik fikrini yeniden canlandırabilir.
Thomas Barrack’ın Suriye’yi Hürmüz ve Kızıldeniz’e alternatif enerji koridorlarının parçası olarak işaret eden son açıklamaları da bu daha büyük jeopolitik resim içinde okunmalıdır.
Barrack, Suriye’nin Hürmüz ve Kızıldeniz etrafındaki enerji güvenliği krizine çözümün parçası olabileceğini, alternatif rota ve boru hattı bağlantılarının düşünülmesi gerektiğini dile getirdi. Bu söylem, Türkiye’nin yalnızca çevrede duran bir ülke değil, yeni enerji-koridor mimarisinin kara ayağında konumlandırılmak istendiğini düşündürüyor. Bu da konunun yalnızca boğaz güvenliği değil, bölgenin bütünsel yeniden örgütlenmesi meselesi olduğunu düşündürür.”
Bakan Uraloğlu'ndan Hürmüz Boğazı açıklamasıGündem
İran ve ABD’ye iki aşamalı ateşkes planı sunulduDünya