Pentagon yetkilileri bu silahın etkisini anlatırken mutfaktan örnek veriyor: Sıcak bir fırının kapağını açtığınızda yüzünüze çarpan o ani dalga.
Benzetmenin bilerek seçildiğini düşünüyorum. Mutfak masumdur. Orada kimse kimseye zarar vermez, kek kabarır, çorba kaynar. Bir silahı fırın diye tarif ederseniz, onu kullanacakları da aşçı yerine koymuş olursunuz.
Oysa bu fırının içinde kek yok. Durumun özeti şöyle: Savunma Bakanı Pete Hegseth geçen ay bir belge imzaladı. Belgeye göre Aktif Engelleme Sistemi (ADS) denen cihazlardan biri, Eylül’den başlayarak yedi ay boyunca İç Güvenlik Bakanlığı’na ödünç veriliyor. Amaç, Meksika sınırında kullanılması ihtimaline karşı test yapmak ve taktik geliştirmek. Ödünç verenin koyduğu şart ise başlı başına bir edebiyat parçası. Cihazı Pentagon personeli işletmeyecek. Fırını veren, yangının sorumluluğunu kapıda bırakıyor.
Önce adına bakın. “Aktif Engelleme.” Bürokrasinin kibarlık ameliyatı bu. Kimin neyi, nasıl engellendiği söylenmiyor, yalnızca engellemenin “aktif” olduğu söyleniyor. Sistemin ne yaptığını anlamak için adını bırakıp mühendisliğine inmek gerekiyor. Cihaz 95 gigahertzlik milimetre dalgaları gönderiyor. Hibrit bir güç ünitesi gyrotronu besliyor, dalga yirmi beş yansıtıcılı bir antenden geçip 800 ile 1.000 metre öteye ulaşıyor. Işın derinin bir milimetrenin yarısından azına işliyor ama bu yetiyor, çünkü sinir uçları tam orada yaşıyor. Sonuç, askeri yetkililerin kendi ifadesiyle on ila on beş dakika süren bir yanma hissi ve karşı konulması zor, içgüdüsel bir kaçma isteği.
Bu cümleyi bir daha okuyun: Karşı konulması zor bir kaçma isteği.
Silah yaralamıyor, yönlendiriyor. Bedenin yangın alarmını uzaktan çalan görünmez bir el bu. Alarm çaldığında insan düşünmez, koşar. Hangi yöne koştuğunu ise ışın değil, arkasındaki coğrafya belirler.
***
Teknik itirazı baştan alayım... Bu bir lazer değil, milimetre dalgası. Haklısınız. Ama aynı ailenin, yönlendirilmiş enerji ailesinin çocuğu. Bizim cephemizde bu ailenin tanıdığımız üyeleri var. TÜBİTAK BİLGEM’in ARMOL’u 500 metreden 22 milimetrelik gemi zırhını deliyor. IŞIN, IŞIK ve ALKA gibi sistemler ve Deniz Kuvvetleri’nin NAZAR’ı lazer ve elektronik harp alanında çalışıyor. Bu silahların muhatabı hep makine. İHA sürüleri, roketler, mühimmat, zırh. Işık, çeliğe ve elektroniğe söyleyeceğini söylüyor. ADS’nin muhatabı ise bir annenin avucu, bir çocuğun ensesi.
Aynı fizik, bambaşka bir ahlak.
***
Şimdi gelelim adalet meselesine. Bu ülke, idam hükmünü hâlâ yaşatan, mahkeme salonlarından hukukun üstünlüğü dersi veren, “adil yargılanma” kelimesini dünyaya ihraç eden bir ülke. Özgürlük Heykeli’nin kaidesine yorgunları ve yoksulları çağıran, göçmenler için umut sembolü haline gelecek bir dize kazınmış... Heykelin elindeki meşale ışık veriyordu. Şimdi sınıra kurulacak cihazın ışığı ise görünmüyor bile. Bir ülke ışığı simge, görünmez ışını politika yapabilir mi? Yapıyormuş. Üstelik “kitle dağıtma” diye bir etiketle.
Etiketin en çok yalan söylediği yer burası. Kalabalık dağıtılır, haşere kovulur. Hangi fiilin kime yakıştığını belirleyen kim? İç Güvenlik Bakanlığı’nın eski bir yetkilisi, bu tür tartışmaları hatırlarken meselenin göçmenleri ve vatandaşları düşman savaşçı yerine koymak olduğunu söylemiş. Böcek ilacı sıkılan bir hamamböceğinin ev halının üstünde çırpınışını bilirsiniz. Kimse onu öldürmek istediğini söylemez, “evden uzaklaştırdık” der. Çırpınışın nereye varacağı ise ilacı sıkanın ilgi alanı dışındadır.
***
Şimdi bir felaket senaryosu kuralım. Gerçek değil, ama gerçeğin oturacağı yer tamamen böyle.
Sabaha karşı, nehir kıyısı. Soğuk, karanlık, çamur. Otuz kişi var; içinde bir kadın, kucağında uyuyan bir çocuk. Yirmi dakikadır konuşmuyorlar, çünkü fısıldamak bile yürümeyi yorar. Sonra bir şey oluyor: Hiçbir ses yok, hiçbir ışık yok, ama kadının yüzü birden bir fırın kapağının önüne dönüyor. Yanık kokusu yok, duman yok, yalnızca yanıyormuş gibi bir his. Çocuğu göğsüne bastırıyor. Beden “kaç” diyor, kaçacak tek yer arkada: Nehir. Karanlık, soğuk, derinliğini bilmediği nehir.
Ertesi gün bir rapor yazılacak. Işın kimseyi öldürmedi, diyecek. Ve doğru olacak. Işın kimseyi öldürmeyecek, nehir öldürecek. Bu cümle, bu çağın en kullanışlı mazereti olacak.
***
Savunanlar “ölümcül değil” diyecek, zaten diyorlar. Öldürücü olmamak ile zararsız olmak aynı cümle değildir. İlki bir tasarım hedefidir, ikincisi bir sonuçtur. Hedef laboratuvarda ölçülür, sonuç sınırda yaşanır. Laboratuvarda gönüllü vardır, çıkış kapısı vardır, başında bir doktor bekler. Sınırda çocuk vardır, hamile vardır, yaşlı vardır, panik vardır. Sistemin en az iki belgelenmiş vakada ikinci derece yanığa yol açtığı bildirildi. Etkinin öngörülebilir olduğunu iddia edebilmek için, kalabalığın laboratuvar gönüllüsü gibi davranmasını beklemek gerekiyor. Korku yüzünden kaçan insanın hiçbir zaman gönüllü gibi davranması beklenilmez.
Bir de egemenlik meselesi var. Işın yarım mile yakın gidiyor, nehrin diğer yakasına da geçiyor. Henüz ABD topraklarına adım atmamış, Meksika tarafında duran insanlara bu dalgaların yönelmesi hukukçuların bile sessizce hesapladığı bir soru!
Işığın pasaportu yok, ama onu ateşleyenin var.
***
Bu kararın geçmişi de konuşuyor. Aynı cihaz, yirmi yıl kadar önce Afganistan’a kısa süreliğine götürüldü, sonra savaşta kullanılmaktan vazgeçildi. Terör zanlılarının tutulduğu yurtdışındaki tesislerde kalabalık kontrolü için düşünüldü, uygulanmadı. George Floyd protestoları sırasında ülke içi kullanım masaya yatırıldı, yine olmadı. 2018'de sınırda göçmenlere karşı önerildiğinde dönemin Bakanı Kirstjen Nielsen bunu geri çevirdi.
Yani cihaz, savaşın bile yüz bulamadığı bir yerde bekletildi. Şimdi aynı kapı ardına kadar aralanıyor ve sınırdaki insanlar bu kez “test alanı” oluyor.
Üstelik ortada acil bir gereklilik de görünmüyor. Eski bir ABD Gümrük ve Sınır Koruması yetkilisine göre bazı sınır görevlileri, geçişlerin düşük, personelin fazla olduğu bir dönemde bu aracın gerekli olup olmadığından şüphe duyuyor. Aynı çevrelerden bir isim, bunca maliyetin, eğitimin, yeni kuralların bu cihaza değip değmeyeceğini sormuş.
Akıl karı mı bu hamle? Hayır.
Çünkü akıl, güç yetirebildiğin her şeyi denemek değil, hangi gücü kullanmayacağını bilmektir.
***
Henüz ışın kimseye tutulmadı. Bu yazının bu yüzden şimdi yazıldığını bilin. Işık açıldıktan sonra yazılacak şeyler mektup olmaz, taziye olur.
Bir ülke idam hükmünü korurken adalet dersi verebilir. Ama insanı hamamböceği gibi görüp “öldürmedik, uzaklaştırdık” demeye başladığında maske düşer.
Kapağı açanın elinde eldiven vardır. Yüzünü fırına dönenin elinde ise yalnızca çocuğunun eli.