İBB davasında savunmalar 7. gününde devam ediyor. Mahkeme İmamoğlu'nun söz istemesiyle başladı. Hakimin talebi kabul etmesinden sonra İBB Başkanı İmamoğlu, "Bir bayram sürprizi yapın" diyerek Mahkeme Başkanına seslendi.
İBB Davası 7. gün | CANLI
Ağaç A.Ş. Genel Müdürü Ali Sukas, savunmasında şunları söyledi:
Rize’liyim. 37 yıldır Orman Yüksek Mühendisiyim. Hem kamuda hem de özel sektörde farklı işler ve görevler yaptım.
Fakat beni şahsen veya gıyaben tanıyanlar, ne eğitimimle ne de mesleki kariyerimle bilirler. Herkes, içinde bulunduğum ve bununla da gurur duyduğum siyasi kimliğimle özdeşleştirmiştir beni.
12 Eylül ihtilalinin silindir gibi üzerinden geçtiği Milliyetçi Hareket’te, lideri hapisteyken İstanbul Ülkü Ocakları Başkanlığı görevinde bulundum. Bütün bu sıfatlardan öte hayatımın en büyük onuru, gençlik yıllarımda Alparslan Türkeş’in en yakınında yer almak ve onun tecrübesinden geçmektir.
Bu girişi yapmamın sebebi siyasi kimliğimi ifade etmek değildir. Zaten bu yüzden fazla uzatmıyorum. Maksadım, sadece dünyaya bakışımı ve hayatı yaşayış tarzımı daha kolay anlamlandırabilmeniz için ifade edeceğim görüşlerin arka planının anlaşılmasını sağlamaktır.
Hiç kuşkusuz, binlerce yıllık geleneğe sahip Türk devletinin ve tarihin süzülerek gelen değerlerini bir kelimeyle tarif etmek gerekirse; örf, din, coğrafya, dil gibi kavramların bunu karşılamaya yetmeyeceği açıktır. Bu değerler, binlerce yıl önce “töre” olarak ifade edilirken, bugün “hukuk” olarak adlandırılan kurallar manzumesiyle en doğru şekilde tarif edilmektedir.
Dolayısıyla günümüzde devlete bir sıfat yakıştırmak gerekirse; mevzuat hükümlerine göre işleyen, köklü teamülleri ve kendi hiyerarşisi olan bir hukuk devletinden söz etmek gerekir.
Kişiler, konjonktür, teknoloji ve güncel olaylar sürekli değişim içerisindedir. Buna karşın devletin varlığını sürdürebilmesinin tek sebebi, hukuktan aldığı meşruiyet ve bu meşruiyetin sağladığı güçtür.
Devlet, gücünü, kadrolarını, imkanlarını ve yetkilerini kural dışı, hukuk dışı, mevzuat dışı, teamül dışı ve hiyerarşi dışı bir yapıyla paylaşamaz; böyle bir ihtimalden dahi söz edilemez. Devleti bu şekilde yönetmeye çalışan her yapı, er ya da geç bizzat devlet tarafından tasfiye edilir. Aksi halde ortada bir devletten söz edilemez ve bu devletin kalıcılığı da mümkün olmaz.
İşte benim devlete ve hukuka bakışım, kendimi bildim bileli bu şekildedir ve asla değişmemiştir.
Vatanın sevdalısıyım. Ancak dün üç kıtaya yayılan vatanın bugün Anadolu coğrafyasına sıkışmış olması, sevdiğimiz vatanın sınırlarının değişkenlik gösterebildiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Türk milliyetçisiyim; ancak bizim anlayışımız ırka dayalı değildir. Binlerce yıl önce Bilge Kağan, düşmanlarıyla yaptığı savaşı ve sonrasını şöyle ifade etmektedir: “Ölen öldü, kalanlar millet oldu.” Yani bir savaştan kalanlar dahi aynı millet tarifine dahil edilmektedir.
Mustafa Kemal Atatürk de bu nedenle “Ne mutlu Türk olana” değil, “Ne mutlu Türk’üm diyene” diyerek, ırka değil mensubiyet şuuruna dayalı bir millet anlayışını ortaya koymuştur.
Müslümanım ve bununla gurur duyuyorum. Ancak devletimiz İslam’dan önce de vardı. Bizi yek vücut yapanın sadece din olduğunu söylemek eksik bir değerlendirme olur.
Özetle; örf, din, millet ve vatan kavramlarının her biri bizim için kutsal ve son derece kıymetlidir. Ancak devlet, bunların üzerinde ayrı bir birleştiricilik, devamlılık ve tanımlanabilirlik ifade eder.
Bu nedenle devletimizin başına 15 Temmuz darbe girişimini örmeye çalışan paralel yapı ve benzerleriyle ömrü boyunca mücadele etmiş, bu uğurda bedeller ödemiş bizlerin; “sistem” olarak adlandırılan hukuk dışı bir yapı içerisinde yer almamız, böyle bir yapının varlığını kabul etmemiz ya da buna hizmet etmemiz asla mümkün değildir.
Ömrü boyunca devlete kutsiyet atfeden, haram-helal gözeten, tarihin bizi nasıl anacağını düşünen ve ahirette hesap vereceğine inanan bir kişi olarak; tarafıma yöneltilen suçlamalarla yargılanmanın, şu ana kadar özgürlüğümün kısıtlanmasından daha ağır bir bedel olduğunu ifade etmek isterim.
Elbette mahkemenizin beni ideolojiik kimliğimle değil somut delillerle yargılayacak. Ancak bazı hususları dile getirmek isterim.
"KAÇ HAKİM BU DOSYANIN SONUCUNU GÖRMEDEN EMEKLİ OLACAK, KİM BİLİR KAÇ SANIK VEFAT EDECEK"
12 bahar geçecek… Kim bilir kaç hâkim bu dosyanın sonucunu görmeden emekli olacak, kim bilir yüzlerce sanıktan kaçı bu davanın nihai kararını göremeden vefat edecek.
İşte bu nedenle, fırsatım varken sabırları zorlamadan, kısa şekilde kayıtlara geçmek istedim. Aylardır ilk defa kendimi ifade edebilme imkânı bulmuşken; masum olduğumu, büyük bir iç huzur ve gönül rahatlığıyla beyan ederek kayıtlara geçirmek istiyorum.
Kişi, işlediği iddia edilen suç, kesin ve inandırıcı delillerle ispatlanıncaya ve hakkında verilen hüküm kesinleşinceye kadar masumdur. Masumiyet karinesi olarak adlandırılan bu evrensel ilke, Anayasamızın 38. maddesiyle güvence altına alınmıştır. Aynı ilke, İslam hukukunda da “beraat-ı zimmet asıldır” şeklinde ifade edilmekte ve uygulanmaktadır.
Ömrüm boyunca farklı alanlarda çalıştım. Fırıncılık yaptım, Orman Bölge Şefliği’nde görev aldım, özel sektörde kendi işimi yürüttüm. Nihayetinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin iştiraki olan Ağaç AŞ’de yönetici olarak İstanbul’a hizmet etme imkânı buldum.
Devlete bakışımı daha önce ifade etmiştim. Bu anlayışı bize en çok öğreten rahmetli Alparslan Türkeş’tir. 12 Eylül ihtilalinden sonra haksız yere yıllarca cezaevinde kalmasına rağmen devlete küsmemiş, aksine millete ve devlete hizmet aşkını sürdürmüştür.
Ben de onun terbiyesinden geçmiş biri olarak, halka hizmeti Hakk’a hizmet bilerek üzerime tevdi edilen kamu görevini büyük bir aşkla ve şevkle yürüttüm. İnanıyorum ki yaptığımız hizmetlerle hatırlanacağız.
GİZLİ TANIK GÜRGEN'İN İFADESİNE İSYAN ETTİ
İBB operasyonundan önce başlayan bir süreç vardı aslında. Sosyal medyada trol hesaplar, anonim hesaplar, bazı basın yayın kuruluşlarında görev yapan kişiler, bazı televizyon kanallarında yorumcu kisvesi altında, akşam sabah siyasi motivasyonla, siyasi aidiyetlerle veya başka sebeplerle sürekli bizim ailemize, çocuğumuza, şahsımıza, oğlumuza, her şeyimize küfreden, hakaret eden bir organizasyon vardı. Kaç kez tekzip gönderdik, yayınlamadılar.
Savcılığa suç duyurusunda bulunduk, netice alamadık. Şimdi bu (gizli tanık) Gürgen’den biraz bahsetmek istiyorum ben. Mesleğim ormancı olduğu için, aslında Gürgen ağacını da çok severim ama burada durum biraz farklı oluyor.
Şimdi bu mahlukat nasıl bir canlıysa, yazıcı melekleri gibi benim omuzuma oturmuş, beni 24 saat izlemiş, benim şoförümü izlemiş, Ertan Yıldızı izlemiş, Ertan Yıldız'ın şoförünü izlemiş, Yönetici konumunda yaklaşık 50 kişi var, 50 kişiyi izlemiş. İş yapan firmaları izlemiş, İş yapan firmalarla iş yapanları da izlemiş. Türkiye ile yetinmemiş, Bunu düşündüm yani böyle bir canlı var mıdır diye. Yani evliya olabilir mi dedim, olmadı o. Yani in midir, cin midir derken şeytan da karar kıldım. Çünkü fitne ve dedikoduyu yayan şeytandır. Yani başka hiçbir yaratılmış böyle bir görevi üstlenmemiştir.
Tutuklular yeniden salona getirildi. Duruşma başladı. Ali Sukas ifade veriyor.
Duruşmaya bir saat ara verildi. Ara verilirken de mahkeme başkanı, salonda boş kalan yerlere yargılanan kişilerin aile üyelerinin alınacağını bildirdi.
Hakim, avukatlarla ilgili düzenleme yapılacağını, basın mensuplarının konuşulanları duyabilmesi için de salona hoparlör yerleştirileceğini açıkladı.
Murat Or'un ifadesi tamamlandı. Or için çarpraz sorguya geçildi. Hakim, Or'a savcılık ifadesi ile şimdiki ifadesinin çelişmesini sordu.
Duruşma Savcısı: Savcılıktaki beyanlarınızın birinde “AĞAÇ AŞ’deki bir takım kişilerin gözaltına alınmasının ardından Ali Sukas beni yanına çağırdı. Benim aleyhimde de bir takım beyanlar olduğunu ve ifadeye çağrılmam durumunda bana sorulduğunda söz konusu paraların sağlık sebebiyle ihtiyacı olan personele dağıtılmak amacıyla toplandığını söylememi istedi.” demişsiniz… Ali Sukas neden böyle bir söylemde bulundu size?
Murat Or: Bilmiyorum. Kendisine sorarsanız daha iyi olur.
Duruşma Savcısı: Böyle bir konuşma yaşandı mı peki?
Murat Or: Evet yaşandı.
Mahkeme Başkanı: Savcılık ifadelerimde maddi yanlışlar var diyorsun. Peki o zaman hiç mi okumadın ifadeni? Sen eğitimsiz bir insan değilsin Kimya mühendisisin. Bir okuyayım ifademi demedin mi? İlk ifadende kargo poşetinde Ali Sukas’a bırakılan şeyin içinde para olduğunu düşündüğünü söylüyorsun.
Bugün Ağaç A.Ş. Genel Müdürü Ali Sukas'ın özel kalem müdürü Murat Or, ifadesini tamamladı. Or, ifadelerinin somut görgüye değil, duyuma dayandığını söyledi.
Dosyadaki savcılık ifadesinde rüşvet iddialarına ilişkin yalnızca duyuma dayalı beyanda bulunduğu belirtilen Or’un, 29 Eylül 2025’te verdiği ifadede, “Ben görev yaptığım süreç boyunca Ali Sukas’a birilerinin para verdiğine gözümle şahit olmasam da bu konularda ciddi şüphelerim olmuştu” demişti.
Duruşmada söz alan Or, iddianamedeki suçlamalar ile tanık ve gizli tanık anlatımları arasındaki uyumsuzluklara dikkat çekti. Etkin pişmanlıktan yararlanmadığını belirten Or, “Etkin pişmanlıktan yararlanma ihtiyacı hissetmedim çünkü gördüğüm şahit olduğum bir şey yok. Ali Sukas’ın birine para verdiğini gözümle görmüş değilim” dedi.
Or, savunmasında kendisine yöneltilen suçlamaları kabul etmediğini vurgulayarak şöyle konuştu:
“Hayatım boyunca ne kendim haram lokma yedim ne de çocuklarıma yedirdim. Devletimin malına asla elim uzanmaz. Kimseden Ali Sukas adına para talep etmedim. Kimseden de para almadım. Getirileni açıp bakma, inceleme, getirilenle ilgili soru sorma yetkim bulunmamakta”
Savunmasının devamında, “Etkin pişmanlıktan yararlanma ihtiyacı hissetmedim. Sadece gördüğüm, duyduğum konuları anlattım. Kesin görgüye dayanmış beyanlarım değildir” ifadesini kullanan Or, “Kimseye bir ithamda bulunmanın doğru olacağını düşünmüyorum. Ali Sukas’a para verildiğine gözümle şahit olmadım” dedi.
İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, söz istedi. Hakim kabul etti. İmamoğlu konuştu. İmamoğlu, gazetecilerin ve kameraların “En köşeden, 50-60 metre kuş bakışı ile izlemeye mecbur bırakılmasının doğru olmadığını” söyledi.
Ekrem İmamoğlu, mahkeme heyetine çağrıda bulundu. İmamoğlu, Ramazan Bayramı'na çok az bir vakit kaldığını belirterek mahkemenin bir sürpriz yapıp tutukluları tahliye etmesini talep etti.
İmamoğlu şunları ifade etti:
Ramazan Bayramı’na gireceğiz. Bugün son gün. Olgunlaşan bir takım süreçlerde karşılıklı müzakere ve diyalog süreçleri yaşandı. İstenmeyen şeyler oldu ya da insanların kendi birtakım sıkıntılarından ve yaşadıklarından kaynaklanan talepleri oldu. Bu çerçevede benim gözlemlediğim bir asimetri var. Burada gerçekten yaşanan bir sıkıntı var.
Örneğin ailelerden bir kişi alınıyor. Ben sabah telefon hakkımı kullandım, haftada 10 dakika eşimle konuştum. Aileden bir kişi… Zaten bu insanların aileleriyle görüşmeleri çok sıkıntılı. Bu reddedilip görüldüğü anda mutlu olanlar var, umudu büyüyenler var. Bu insanların “bir kişi” diye bir kısıtlamayla buraya gelmelerinin doğru olmadığını düşünüyorum.
İkinci asimetrik olan durum: 107 tutuklu burada öncelikle yargılanıyor. Bu 107 tutuklunun üç avukatı gelebilir diyorsunuz. Bu şöyle eksik kalıyor: Zaten insanların haftanın bir gününde görüşme günleri var. O görüşme günlerini değiştirmediler. Ben kendi adıma her gün katılmak zorundayım dediğim için beni buranın olmadığı güne kaydırıyorlar. Bu üç avukat kısıtının da doğru olmadığını düşünüyorum.
Çok önemli bir konu da medya. Arka taraftan buranın izlenmesiyle karşı karşıya kalınması… Basındaki insanların burayı izlemesi, heyetlerin de tanınması için daha doğru bir çerçeve olur.
Dün İBB Başkan Vekili giremedi. Bu nereye kadar varıyor?
Ben 1300 kişiye senede bir kez toplantı yapıyorum. Burada konuşulan her konu belediye yöneticilerini ilgilendiriyor. Bunlar çete değil, itibarlı insanlar.
İddianamede CHP, ilk cümleden itibaren suçlu şüpheli gibi gösteriliyor; Yargıtay’a şikâyet edilecek kadar işaret edilen bir pozisyonda. CHP’lilerin girişi bile lütuf gibi gösteriliyor. Bu doğru değil.
Jandarmayla karşı karşıya gelmeyelim, özenli çalışalım; çabamız bu.
Herkes sorumluluk almaya hazır. Bütünüyle taahhüt ediyoruz ki lütfen bayramda bunu iyi değerlendiriniz. Bu tür kısıtlamaların ne size ne de burada yargılanan insanlara katkısı yoktur. Gerçekten insanların buna ihtiyacı var. Öyle çıkışlar vardır ki tarihte unutulmaz; bütün bunları revize eder. Müzakere kapısını açık tutarsanız burada çok daha makul, itibarlı bir hat çizersiniz ve kazanan yüce Türk yargısı olur.
Naklen yayından bahsederken bu kısıtlamalara geldik.
Bu ülke bir senede milyon dolarlar kaybetti. Bu mahkeme çok büyük.
Bayrama giriyoruz. Bayrama gidecek herkesin en güzel günleri olsun. Bazen öyle bir çıkış yaparsınız ki insanları eve gönderirsiniz, tarih değişir. Böyle bir sürprizden bahsediyorum.