Araştırmacı yazar Hakkı Öznur, 2005-2013 yılları arasında yakın politik tarihte yaşanan gelişmeleri belge ve bilgilerle ele aldı.
Öznur iddia ettiği metninde; Ergenekon ve Balyoz kumpaslarını kurgulayan ve günümüzde Alman derin devletine hizmet ettiğini öne sürdüğü Zekeriya Öz ile destekçilerini hedef aldı. İddiasına göre kumpasçı Öz’e en büyük desteği dönemin AK Parti hükümeti, Cemaat ve CIA kontrolünde olduğunu savunduğu Taraf gazetesi verdi.
Ülkeyi kaosa sürüklediğini ve itibar suikastları gerçekleştirdiğini ileri sürdüğü Öz üzerinden AK Parti ve CHP arasındaki tartışmalara değinen Öznur; Erdoğan’ın söz konusu savcıya sahip çıktığını, CHP Lideri Deniz Baykal’ın ise tepki gösterdiğini iddia etti.

Öznur, AK Parti ve Cemaat yandaşı medya ile Taraf gazetesinin sürekli Zekeriya Öz’ü savunan yayınlar yaptığını ileri sürdü. Bu mecralarda liberallerin, solcuların, bölücülerin ve İslamcıların Öz için "Heykeli dikilmeli" şeklinde yazılar yazdığını iddia eden Öznur, bu isimleri tek tek bildiğini öne sürdü.
Ayrıca Ergenekon sürecinde Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Başkanlığında Cemaat mensubu istihbaratçılar tarafından hukuk dışı bir büro kurulduğunu iddia etti. Bu büronun BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nu takip ederek aleyhinde bilgi topladığını ve amaçlarının Yazıcıoğlu’nu itibarsızlaştırıp partisini kumpasa dâhil etmek olduğunu savundu. Öznur, 2006-2009 yılları arasında bu gizli faaliyetleri yürüten istihbaratçıları da açıklamasında tek tek sıraladığını iddia etti.

Hakkı Öznur’un açıklamasının Dördüncü Bölümü:
Dönemin Hükümet Sözcüleri ve AK Parti Milletvekilleri: Sürecin başında, Ergenekon’la mücadele edildiğini savunarak operasyonların arkasında durmuş ve Zekeriya Öz'ün yürüttüğü hukuki sürece tam destek vermişlerdir. Onu İtalyan Gladio'sunu bitiren savcı olarak tarihe geçen Felice Casson'la kıyaslayanlar da yok değildi. "Karargâh savcısı değil, halkın savcısı” demişlerdir. Bizzat AKP yöneticileri, Zekeriya Öz’ün ne kadar dürüst bir savcı olduğunu televizyonlarda, meydanlarda anlatıyordu.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, başbakanlığı döneminde Ergenekon soruşturmasını yürüten firari savcı Zekeriya Öz’ü 2007-2012 yılları arasında öve öve bitirememişti. Kendisine zırhlı aracını vermişti. 17-25 Aralık süreci AKP ile cemaatin yollarını ayırmıştır.

Cemaatin savcısı Öz, ihraç edilmişti. Erdoğan, başbakanlığı döneminde Ergenekon davasını yürüten Zekeriya Öz’e yöneltilen eleştirilere, “İtalya’da temiz eller olduğu zaman İtalya’yı Türkiye’ye örnek gösterenler lütfen şu anda da Türkiye’de temiz eller operasyonunu yapanlara saygı duysunlar, saygı duysunlar…” ifadelerini kullanmıştı.
AKP hükümeti, bu kumpas davalarının savcısı oldu, alkışlayıcısı oldu, destekçisi oldu. Hatta yargı ve emniyete “Vurabildiğiniz kadar vurun” dediler, “Ezebildiğiniz kadar ezin” dediler.
O kumpas davaları, AKP hükümeti döneminde açıldı. Polisler ve savcılar, AKP hükümetinin bilgisi dâhilinde operasyonlar yaptılar. 7,5 yıl süren Ergenekon sürecinde AKP iktidarı Öz’ü “kahraman” olarak göstermişler, “Bu ülkede bir gün Zekeriya Öz’ün heykeli dikilecektir” demişlerdir.
Eski DP Genel Başkanı, daha sonra AKP’ye geçen eski İçişleri Bakanı olan Süleyman Soylu, 2011 yılında cemaatin faaliyetlerini askıya almasını söyleyen MHP Lideri Devlet Bahçeli'ye tepki göstermişti.
DP Genel Başkanı sıfatıyla 2011 yılında Süleyman Soylu, FETÖ elebaşı Fethullah Gülen ve FETÖ’nün firari Savcısı Zekeriya Öz’e övgü dolu şu sözleri söylüyordu:
“Fethullah Gülen ve Zekeriya Öz’ün ne yaptıkları bellidir. Fethullah Gülen ve Zekeriya Öz milletin temel değeridir. Zekeriya Öz, halkın iktidarını getirmeye çalışıyor.”
Gazete arşivleri duruyor. Kütüphanelere gitmeye gerek yok. İsteyen internetten gazete arşivlerine girse kim ne demiş, her şeyi görür.
BASINDA ZEKERİYA ÖZ’E ÖVGÜLER DİZEN SÖZDE GAZETECİLER VE YAZARLAR VARDI
Baş kumpasçı Zekeriya Öz, Ergenekon ve Balyoz davalarıyla tanındı. Öz, kısa sürede Türk yargı sisteminin en çok konuşulan isimlerinden biri oldu. Öz, Ergenekon soruşturmasıyla kamuoyunda tanınmaya başladı. 12 Haziran 2007'de Ümraniye'de bir gecekonduda 27 el bombasının bulunması ile başlayan Ergenekon soruşturmasını yöneten savcılardan biriydi.
Ergenekon davası kapsamında, aralarında emekli askerler, gazeteciler, akademisyenler ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının üyeleri de dâhil olmak üzere birçok kişi gözaltına alındı ve yargılandı.
2008’de başlayan Balyoz davası da Zekeriya Öz’ün yürüttüğü önemli davalar arasındaydı. Birçok asker, yazar ve akademisyen yargılandı. Bu iki dava, Türkiye’nin siyasi ve hukuki tarihinde büyük tartışmalara yol açtı.
2013'ün sonundan itibaren devlet içindeki Fethullahçı (FETÖ) yapılanmanın yargı ve emniyet üzerindeki etkisi ve yasa dışı faaliyetleri ortaya çıktı.
Yargıtay, 2016 yılında Ergenekon davasında verilen mahkûmiyet kararlarını bozdu. Yeniden yargılama sonucunda, böyle bir terör örgütünün varlığına dair somut ve güvenilir delil bulunamadı.
Mahkeme Ergenekon davalarının Fethullahçı kadroların siyasi ve bürokratik tasfiye amaçları doğrultusunda kurduğu bir kumpas davası olduğuna hükmederek sanıkların beraatine karar verdi.
Kripto Zekeriya Öz, bu davalar sürecinde haklı olarak geniş çapta eleştirilere maruz kaldı. Davaların yargı bağımsızlığına gölge düşürdüğü ve bazı kişilerin delil yetersizliğine rağmen suçlandığı görüldü.
Öz’ün görev yaptığı dönemde, Türkiye’de hukuk ve siyaset ilişkisi sıklıkla tartışma konusu hâline geldi. Nisan 2011 yılında HSYK, adli yargı kararnamesiyle Ergenekon davasına bakan özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz'ü, özel yetkilerini alarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğine atadı. Ergenekon soruşturmasının bir numaralı savcısı Zekeriya Öz'ün İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili olarak atanıp özel yetkilerinin alınmasına en büyük tepkiyi AKP ve cemaat medyası göstermişti.
2013'e gelindiğindeyse, 17 Aralık tarihinde, yolsuzluk ve rüşvet iddiasıyla soruşturma yürüten savcılardan sorumlu Başsavcı Vekiliydi. Ergenekon ve ODA TV davaları döneminde hükümet tarafından örnek gösterilen Öz, 17-25 Aralık ardından hükümetin gözünde, hükümete karşı siyasi operasyonun parçası bir isme dönüşmüştü. Zekeriya Öz AKP hükümetine yönelik yolsuzluk operasyonunun baş aktörü oldu. Öz hakkında 2014’te yeni bir süreç başladı. Önce düz savcı olarak Bolu'ya atandı, daha sonra da hakkında başlatılan soruşturma tamamlanıncaya kadar görevden uzaklaştırıldı.
ZEKERİYA ÖZ ŞİMDİ ALMAN DERİN DEVLETİNİN KORUMASI ALTINDA
17-25 Aralık operasyonlarında, Gülen cemaatine mensup yargı mensupları ve polislerin, hükümete karşı operasyonlar yürüttüğü iddiaları kamuoyuna yansıdı. Bu süreçte, hükümet Fethullah Gülen cemaatine karşı açık bir mücadele başlattı. Bu yapıya yakın olduğu düşünülen birçok isim görevden alındı veya cezalandırıldı. Bu kapsamda Cemaatle bağlantılı olan Öz ve Öz gibiler görevinden alındı.
Zekeriya Öz, Türkiye'de yürütülen Ergenekon ve Balyoz gibi kritik soruşturma süreçlerinde (özellikle 2007-2011 yılları arasında), dönemin iktidar temsilcileri ile FETÖ destekçisi medya organları ve köşe yazarları tarafından sıklıkla övülmüş, kendisine "halk kahramanı", "demokrasi kahramanı" ve "cesur savcı" gibi sıfatlar atfedilmiştir.
Hem AKP hükümetinin medyası hem merkez medya hem Cemaat medyası devlet içindeki çetelerin hazırladığı düzmece belgelerle ortalığı velveleye vermişlerdir. O zaman, AKP medyasında çalışan ve Mehmet Eymür gibi karanlık, eski MİT mensuplarından aldıkları sahte belgeleri, sahte ihbar mektuplarını Aktüel vb. dergilerde yayınlayan, Cemaat’in kozmik isimlerinden şimdi yurt dışına kaçan sözde gazeteci Tuncay Opçin vb. AKP hükümeti tarafından o zaman el üstünde tutuluyorlardı.
Ergenekon döneminde Zekeriya Öz'e destek veren ve övgü dolu açıklamalar yapan başlıca isimler şunlardır:
Medya ve Köşe Yazarları
O dönem cemaate (FETÖ) yakınlığıyla bilinen Zaman, Bugün, Taraf gibi gazeteler ile liberal/muhafazakâr çizgideki birçok yorumcu, Zekeriya Öz'ü adeta bir "adalet savaşçısı" olarak konumlandırmıştır. "Zekeriya Öz ödülleri verilsin" demişlerdir.
O dönemde Zekeriya Öz'e köşelerinden veya televizyon ekranlarından destek veren, övgüler düzen başlıca gazeteciler ve öne çıkan söylemleri şu şekildedir:
Şamil Tayyar (Dönemin Gazetecisi/Milletvekili): Yazdığı kitaplar ve katıldığı programlarda Ergenekon operasyonlarını desteklemiş ve Zekeriya Öz’ü İtalyan savcı Antonio Di Pietro gibi dünyaca ünlü "derin yapılarla mücadele eden" savcılara benzetmiştir.
Taraf Yazarı Emre Uslu: "Bu ülkede Berlin Duvarı'nı yıkıp dokunulmazlara dokunduğu için sanırım hepimiz Zekeriya Öz'e 'Teşekkürler Savcı Öz' demeliyiz. Buyurun trend yapmaya."
Rasim Ozan Kütahyalı: 2011 yılında katıldığı bir televizyon programında Zekeriya Öz için, "Bu memlekette bir gün Zekeriya Öz'ün heykeli dikilecektir" diyerek en çok akılda kalan övgülerden birine imza atmıştır.
Ergenekon kumpasları sürecinde ve hemen sonrasında televizyon ekranlarında ve Sabah/Taraf gazetelerindeki köşesinde Zekeriya Öz'ü en ateşli savunan isimlerden biriydi. Zekeriya Öz için "Bu ülkenin sivilleşmesinde büyük emeği olan bir kahramandır" minvalinde ifadeler kullanmış, operasyonların sivil irade için tarihi bir fırsat olduğunu savunmuştur.
Nagehan Alçı: Akşam ve Milliyet gazetelerinde yazdığı dönemde operasyonların arkasında durmuş ve kumpas savcılarının Türkiye'yi vesayetten kurtardığına yönelik destekleyici yorumlar yapmıştır.
Mehmet Altan: Taraf gazetesindeki yazılarında, yürütülen soruşturmaların Türkiye'yi demokratikleştireceğini savunarak savcıların hukuki adımlarını "temizlik" olarak nitelendirmiş ve destek vermiştir.
Ahmet Altan: Taraf gazetesinin genel yayın yönetmeni olduğu dönemde, manşetler ve başyazılar aracılığıyla Zekeriya Öz’ün yürüttüğü kumpas davalarının en büyük medya destekçilerinden biri olmuştur.
Nazlı Ilıcak: Soruşturma süreçlerinde Zekeriya Öz'e çok ciddi medya desteği sağlamış, operasyonları "derin devletin tasfiyesi" olarak görerek Öz'ün adalet dağıttığını savunmuştur.
Ahmet Hakan: Savcı Öz: Ümraniye bombalarından hareket ederek Türkiye Cumhuriyeti’nin karanlık geçmişiyle hesaplaşmaya kalkan, bu iddiayla yola çıkan, generalleri bile sorgulamaktan çekinmeyen, dokunulmazlara dokunan, “imtiyazlı” gibi görünen kişilerin hukuk ve adalet önünde “imtiyaz” sahibi olmadıklarını gösteren cesur ve yürekli bir savcı... demiştir.
Emre Uslu ve Mehmet Baransu: O dönem Taraf gazetesinde yazan ve daha sonra FETÖ firarisi/tutuklusu olan bu isimler, bizzat Zekeriya Öz ve ekibiyle koordineli şekilde çalışarak bavullarla gelen kumpas belgelerini manşetlere taşımış ve Öz'e adeta dokunulmaz bir zırh örmüşlerdir.
Cemaatin Medya Yapılanması: Ekrem Dumanlı, Nazlı Ilıcak, Mümtazer Türköne dönemin Samanyolu TV/Zaman Gazetesi yorumcuları, Zekeriya Öz'ün attığı her adımı "vesayet rejiminin yıkılması" olarak nitelendirip kendisine geniş bir medya kalkanı ve övgü koridoru oluşturmuşlardır.
Ergenekon, Balyoz ve Askerî Casusluk gibi FETÖ kumpas davalarının yürütüldüğü dönemde (özellikle 2007-2013 yılları arasında), dönemin özel yetkili savcısı Zekeriya Öz'e yönelik övgü dolu yazılar yazan, onu "kahraman" ilan eden veya "heykeli dikilecek savcı" olarak nitelendiren pek çok gazeteci ve köşe yazarı olmuştur. Bu isimler daha sonra 17-25 Aralık süreci ve 15 Temmuz darbe girişimiyle birlikte büyük bir siyasi ve toplumsal eleştiri dalgasıyla karşı karşıya kalmıştır.
Zekeriya Öz'e yöneltilen bu büyük övgüler, 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmaları ile tamamen tersine dönmüştür. Bu sürecin ardından hükümet kanadı ve kendisini destekleyen medya organları Öz'ü "kumpas kurmak" ve "FETÖ üyesi olmakla" suçlamış; Zekeriya Öz ise 2015 yılında meslekten ihraç edilmeden hemen önce yurt dışına kaçmıştı.
Alman devleti, Zekeriya Öz’ü korumaya aldı! Kaçak savcı, kendisine verilen ve 145 ülkeye giriş sağlayan özel “İlticacı pasaportu” ile başta bütün AB üyesi ülkeler olmak üzere her yeri geziyor. Alman hükümeti ise Gülen cemaati ile kurulan ilişkiler konusunda, “İstihbarat servislerinin korunması gereken gizli çıkarları nedeniyle” bilgi vermiyor ancak Gülenistler bu ülkede istediği gibi at oynatıyor.