Bu köşenin müdavimleri bilirler.
Türkiye’nin ahval ve şeraitinden yakaladığım kesitleri şarkılar, filmler veya romanlarla anlatmayı ve de aktarmayı fırsatını bulduğumda asla kaçırmam.
Yine böyle bir fırsat geçti elime. Hadi yine iyisiniz; bu sefer hem şarkılı hem şiirli bir anlatım olacak…
Bu yazıdaki hadisenin akla getirdiği şarkı, Zeki Müren’in o unutulmaz yorumuyla hafızalara kazınan, güftesi ve bestesi Selami Şahin’e ait Gitme Sana Muhtacım adlı o meşhur eser.
Bir insanın muhtaçlık itiraflarını söz konusu şarkıda olduğu gibi zarifçe yapabilmesi görülmüş şey değil. Daha doğrusu görülmüş şey değildi. Ta ki AKP iktidarına kadar…
Nasıl mı?
Birçoğunuz görmüşsünüzdür, Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ sosyal medya hesabından Türkiye’nin Şam Büyükelçisi Nuh Yılmaz’ın 6 Haziran’da Suriye’de NTV’ye yaptığı açıklamaları paylaştı. Büyükelçi Yılmaz söz konusu açıklamalarında açık açık, ülkemizdeki Suriyelilerin geri dönüşünün yavaşladığını, Türkiye’nin Suriyeli sığınmacıları geri yollamayacağını açıklıyor ve Suriyelilerin neden Türkiye’de kalması gerektiğini anlatıyordu.
Dahası, benim daha önceki haberlerimi doğrularcasına da estirilen “geri dönüyorlar” rüzgarının aksine ülkesine dönen Suriyeli sayısının 1 milyonu bile bulmadığını, 700 bin civarında olduğunu söyledi…
Büyükelçi Yılmaz’ın bu açıklamalarına Ümit Özdağ, “Hani savaş bitince döneceklerdi? Yıllarca Türk Milletini savaş bitince dönecekler diye oyalayanlar şimdi kalacak diyorlar. Türk Milleti artık uyanmaz ise tarihinin en karanlık kabuslarından birisini yaşayacak” şeklinde haklı bir tepki gösterdi…
Büyükelçinin ya da İçişleri Bakanı Çiftçi’nin söylemediği bilgileri de ben aktarayım.
Aldığım teyitli bilgilere göre; şu an Suriyelilere, Suriye’den gelen herkese ve “hassas uyruk” olarak tanımlanan Mısır, Filistin, Yemen, Sudan ve Libyalılara ikamet izinleri yeniden açıldı.
İkamet izninin ucunun belli bir süre sonra vatandaşlığa çıktığını hatırlatayım.
Şartları sağlamayanlara bile ikamet izni verildiği bilgisi de aktarıldı.
Sığınmacılara, Türkiye içinde serbest dolaşım sağlayan yol izin belgelerinin verilmesi de kolaylaştırılmış.
Gelen asıl bomba bilgi ise, bir süredir dondurulan vatandaşlık başvurularının yeniden açılacağı yönünde. Bu kararın önümüzdeki günlerde hayata geçeceği bildirildi.
Böylece yeni vatandaşlık başvuruları yapılabileceği gibi bekletilen vatandaşlık başvuruları da işleme alınacak. Nur topu gibi yeni vatandaşlarımız geliyor…
Şimdi şu soruyu soralım; Türkiye’de neredeyse her kesimden geniş kitlelerin, hatta AKP seçmeninin bile çoğunluğunun geri döndürülmelerini istediği halde, iktidara oy kaybettiren başlıklardan da biri olmasına rağmen Erdoğan iktidarı Suriyelilerin ülkelerine dönmesine neden hep karşı çıktı? Ve savaş bitmesine, HTŞ terör örgütünün devletleşmesiyle Suriye’de İslami bir yönetim başa gelmesine rağmen neden geri dönüşe zorlamıyor? Neden hala geri dönüşü bir devlet politikasına dönüştürmüyor?
Cevabı şarkımızla verelim; Gitme sana muhtacım!
Hayır hayır…
Lütfen seçimlerde Suriyelilerin, Afganların ve daha başka ne kadar yabancı uyruklular varsa, iktidarın onların oylarına ihtiyaçları var, o yüzden muhtaç diye, çok basit bir yorumu aklınıza getirmeyin. Nasıl ki Erdoğan yeni anayasa sevdası bir dönem daha aday olup seçilebilmekten öte bir amaç taşıyorsa, bu da öyle…
Cumhuriyetçi olan, cumhuriyetin yaslandığı Kemalizm ve Türk kültürünün terk edilmemesini, laik Türkiye’nin ayakta kalmasını, yani Graham Fuller’in AKP’ye ihale ettiği, Tom Barrack’ın misyonunu açıklayıp dayattığı Yeni Türkiye projesinin çöp olmasını isteyen herkes dikkat buyursun; Türkiye’nin demografik istila sorununu özel çalışma alanı haline getirmiş ve bu konuda sayısız skandalı ortaya çıkarmış bir gazeteci yazar olarak yıllardır ısrarla, “demografik dönüşüm politik değişim getirir” diye vurguladım.
İktidarın başta Suriyeliler olmak üzere Afganlar, Iraklılar ve diğer yabancı uyrukluları toplumun laik sosyolojisini dönüştürecek demografik dönüşümün anahtarı olarak gördüğüne, Atatürk’ün laik ulus devletinin çokuluslu ümmet cumhuriyetine dönüştürülmek istediğine ısrarla dikkat çektim. Ve maalesef haklı çıktık…
Geldiğimiz nokta ortada…
Ucu yeni anayasa ve yeni rejime çıkarılmak istenen Terörsüz Türkiye sürecinin temeline Erdoğan'ın defalarca yaptığı “Türk-Kürt-Arap” vurgusu konuldu.
Buyurun size politik değişimin ilk açık söylemi.
Buyurun size ulus devleti çokuluslu ümmet cumhuriyetine dönüştürme siyasetinin ilk açık adımı…
Tarihi gerçekliğe aykırı olarak Araplar Malazgirt Zaferi’ne, Suriyeliler Çanakkale Destanı’na ortak edilmeye çalışıyorlar.
Çünkü dönüştürülmek istenen cumhuriyete, kurulmak istenen Yeni Türkiye’ye ortak edilmeye çalışıyorlar.
Sizin anlayacağınız iktidar Suriyelileri göndermiyor, gönderemez, çünkü muhtaç…
Anayasanın ilk dört maddesine dil uzatıldığında kıyametin koptuğu bir toplumda, ilk dört maddenin değişimini talep edecek bir toplum kesimi yaratmak için muhtaç.
Tom Barrack’ın överek önümüze koyduğu Osmanlı millet sistemini hayata geçirebilmek için muhtaç.
Geldikleri ülkelerde demokrasiyi hiç tatmış kitleler, seçimli mutlakıyet rejimine sosyolojik temel oluşturacağı için muhtaç…
Demografik dönüşüm, sandığa gidildiği gün ortaya çıkan bir sonuç değildir.
Yıllara yayılan bir toplumsal mühendislik sürecidir. Bir ülkenin sokaklarında konuşulan dil değiştiğinde, yaşamındaki kültürel doku farklılaştığında, eğitim sisteminin öncelikleri dönüştüğünde ve siyaset bu yeni tabloya göre pozisyon almaya başladığında artık ortaya çıkan sonuç bir nüfus hareketi olmaktan çıkar ve doğrudan doğruya bir rejim ve kimlik tehdidine dönüşür…
Ve söz verdiğimiz gibi, bir şiirle koyalım son noktayı; hani diyordu ya Attila İlhan, “Ben sana mecburum bilemezsin, İçimi seninle ısıtıyorum” diye…
İşte mesele bu. Atatürk’ün Cumhuriyetinin başımıza geçirilme projesinde Türk halkını ikna edemeyen ve edemeyeceğini bilen iktidarın aldığı emperyalist projeleri mecbur olduğu sığınmacılar ve kaçaklarla ısıtıyor…