Fransa’da öğrenciler daha iyi okullarda eğitim görmek istiyor. İspanya’da gençler kazandıkları parayla bir ev kiralayabilmenin mücadelesini veriyor. Arnavutluk’ta üniversite öğrencileri eğitim koşullarına, işsizliğe ve yolsuzluk iddialarına karşı sokaklarda. Hindistan’da ise gençlerin başını çektiği gösteriler, seçim sisteminin güvenilirliğinin sorgulandığı bir siyasi harekete dönüşmüş durumda.
Birbirinden farklı ülkeler, farklı yönetimler ve farklı talepler… Ancak bütün bu gösterilerin arkasında giderek belirginleşen ortak bir itiraz var: Gençler, kendilerine sunulan geleceği yeterli bulmuyor.
Fransa’daki protestolarda taşınan bir pankart, bu ruh hâlini oldukça iyi özetliyor: “Bugün diplomalı, yarın güvencesiz.”
Üstelik gençlerin kaygıları yalnızca eğitim veya iş bulmakla sınırlı değil. İyi bir üniversiteyi bitirmenin, düzenli çalışmanın ve kurallara uymanın daha iyi bir yaşama ulaşmak için yeterli olacağına ilişkin toplumsal inanç da zayıflıyor.
Gelecek, geçmişten daha mı kötü olacak?
İngiliz The Guardian gazetesinden Jon Henley, Fransa’daki gösterileri 1968 öğrenci hareketleriyle karşılaştırırken dikkat çekici bir ayrım yapıyor. O dönemin gençleri mevcut toplumsal düzeni değiştirmek ve önlerindeki imkânları genişletmek istiyordu. Bugünün gençleri ise kendilerinden önceki kuşakların sahip olduğu ekonomik güvenceleri kaybetmemeye çalışıyor.
Bu karşılaştırma, yaşanan dönüşümü anlamak açısından önemli. Çünkü mesele artık yalnızca daha fazlasını istemek değil, çalışarak ve eğitim alarak elde edilmesi beklenen temel imkânlara ulaşabilmek.
İspanya’daki konut protestoları bunun en belirgin örneklerinden biri. Reuters’ın aktardığı verilere göre ülkede 18-34 yaş grubundakilerin yarısından fazlası ailesiyle yaşıyor veya geçimini sürdürebilmek için ailesinden maddi destek alıyor. Geçen yıl konut fiyatları ücretlerin üç katı hızla yükseldi.
Eğitimini tamamlayan, çalışan ama ailesinden bağımsız yaşayacak ekonomik koşulları oluşturamayan gençler için sorun yalnızca yüksek kiralar değil. Kendi hayatlarını kurabilme imkânının giderek ertelenmesi.
Harvard Üniversitesi’nden siyaset bilimciler Erica Chenoweth ve Matthew Cebul, Journal of Democracy dergisinde yayımladıkları araştırmada küresel gençlik hareketlerinin arkasındaki üç önemli unsura dikkat çekiyor: Ekonomik güvencesizlik, siyasi karar mekanizmalarından dışlanma ve yolsuzluk.
Araştırmacılara göre gençler, yalnızca mevcut ekonomik koşullardan değil, bu koşulları değiştirebilecek siyasi mekanizmalarda yeterince temsil edilmemekten de rahatsız.
Bu noktada ekonomik hoşnutsuzluk, daha geniş bir güven sorununa dönüşüyor.
Burada üzerinde durulması gereken başka bir nokta daha var: Gençlerin itirazı yalnızca yoksulluğa değil, fırsatların adil dağıtılıp dağıtılmadığına da yöneliyor.
Bir yanda gelecek kaygısıyla yaşayan gençler, diğer yanda ekonomik ve siyasi ayrıcalıklara kolayca erişebilen kesimler bulunduğunda, eşitsizlik yalnızca maddi bir mesele olmaktan çıkıyor.
Diğer taraftan bazı gösterilerde yaşanan şiddet olayları ile barışçıl talepleri birbirinden ayırmak gerekiyor. Kamu düzenini korumak devletlerin sorumluluğu; barışçıl gösteri hakkını güvence altına almak da öyle.
Peki Türkiye bu tablonun neresinde?
OECD’nin Eylül 2026’da yayımladığı Education at a Glance raporuna göre Türkiye’de 18-24 yaş arasındaki gençlerin yüzde 31’i ne eğitimde ne de istihdamda. Aynı yaş grubunda OECD ortalaması ise yüzde 14.
Bu rakam, gençlerin işsizlik meselesinden daha geniş bir soruna işaret ediyor. Eğitim ve çalışma hayatıyla bağ kuramayan önemli bir genç nüfus söz konusu.
Üstelik çalışan veya üniversite mezunu olan gençlerin de ayrı sorunları var. Barınma maliyetleri, ücretler ve geleceğe ilişkin ekonomik belirsizlikler, bağımsız bir hayat kurmayı zorlaştırıyor.
Türkiye’de gençlerin önemli bir bölümü için çalışmak da artık ekonomik bağımsızlık anlamına gelmiyor. Üniversiteden mezun olup iş bulan bir genç, aldığı maaşla ev kiralamakta, temel ihtiyaçlarını karşılamakta, hatta ailesinin yanından ayrılmakta zorlanabiliyor. Birikim yapmak, ev sahibi olmak ya da kendi hayatını kurmak giderek daha uzak hedeflere dönüşüyor.
Gençler yalnızca iş bulamama ihtimaliyle değil, iş bulduklarında da geçinememe endişesiyle karşı karşıya.
Dolayısıyla mesele sadece işsizlik rakamlarından ibaret değil; çalışmanın ve eğitim almanın insana nasıl bir gelecek sağlayabildiği de sorgulanıyor.