Esma Keskinkılıç yazdı....

Algısı düşük olan en büyük zararı verdi bize.

Saf, eğitimsiz dediğimiz aslında en tehlikelimizdi. Biliyoruz ki artık herkes her şeyi öğrenebilir. Eğitimli olmak eskisi gibi büyük üniversiteler bitirmek, büyük diplomalar almak değil.

Telefonlarımızdan katılıyoruz üniversite derslerine; keza üniversite derslerine dahi katılmaya gerek yok ufuk genişletmek için.

Okumamız gerektiğini Peygamber de söyledi bize, atasözlerimiz de.

İlk emir “Oku”ydu, İslam Peygamberi’ne.

“Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp” dedi ardından atalarımız.

Yeteri kadar işaret bıraktı aslında hayat bize, yeteri kadar yol gösterildi neslimize.

***

Öğrenmiyorlar, öğrenmemeyi tercih ediyorlar. Kendi kendilerini cahil bırakıyor ve buna doğallık, saflık diyor; “Biz böyleyiz” diye sunuyorlar.

Okumamış, görmemiş olmayı, adeta bir kültür gibi görüp bir tarz gibi giyiniyorlar omuzlarına. “Biz böyleyiz” diyorlar, “Eğitilmedik” diyorlar.

Ama bize çok zarar veriyorlar. Tercihen kapattıkları idrakları, düşük empati olarak zuhur ediyor. Düşük empati zarar vermekten çekinmiyor; anlamıyor çünkü yarattığı tahribatı.

Düşünmemeyi tercih edip algılarını kapattılar. Çoğaldılar, birbirlerine bunu övdüler. “Düşünme” dediler çocuklarına da, “Hikmetinden sual olunmaz” dediler. Sadece verileni tükettiler. Kumandaya bastıklarında ne çıkıyorsa onu izlediler. Spiker ne anlattıysa o gerçeklikleri oldu. Onlar hiçbir şey üretmedi, tüketmek daha kolay geldi. Marketlerde onlara adeta sonsuz seçenekler sunulduğunu sandılar. Bir sürü cips… Seç, beğen, al. O kola mı, bu kola mı? Kapitalizmin onlara sunduğu seçenekler dünyasında kendi tercihlerini yaptıklarını düşünüp sanki benlikleri varmış gibi, karakterleri varmış gibi özgüven kazandılar.

Saç modelleri kendi fikirleri değildi. Birinde gördü, diğerinde de gördü; o da yapmıştı, o zaman o da yapmalıydı. Seçti sandı ama seçtirildi.

En son sana ait neyi düşündün? Etki altında kalmadan hangi düşünce senindi?

Bu çok zor bir soru, biliyorum. Etki altında kalmamış olmak gerçekten çok zor bu dönemde.

Dünya kocaman bir market gibi. Şehrini, semtini değiştirince marketin kalitesi değişiyor. Hele ülkeler… Kıtadan kıtaya değişiyor seçimlerimizin özgürlük illüzyonu.

***

Özgür olabildiğimiz alanlarımız var, yok değil. Doğa gibi. İstediğimiz kadar betonlar yığalım, toprak hâlâ var. Hele sanat… İnsan zihni var olduğu sürece sanat olmaya devam edecek. Ne güzel, değil mi?

Fark etmemeyi nasıl tercih edebilirsiniz ki? Melodiler her yerde, dopdolu kompozisyonlar. Her tını… Emek var her tınısında bu şarkıların. Dinleyin, duyabilirsiniz. Hiçbir eğitime gerek yok müziği duymak için. Güzeli görmek, değer vermek için. Güzel gelmiyor mu gözlerinize, doğanın yaptığı bu kompozisyon? Morla sarı, yeşil ile kırmızı nasıl oluyor da bu kadar güzel gözüküyor beraber? Sizi de mutlu etmiyor mu çiçeklere bakmak? Sadece biraz tefekkür…

Temiz olması sokakların, ağaçların ve çiçeklerin bakımlı olması. Kedilerin ve köpeklerin huzur içerisinde uyuması, topallamaması güvercinlerin size de huzur vermiyor mu? Gelin, koruyalım ağaçları; doğa bize hep sahip çıktı. Hâlâ dinleniyoruz gölgesinde ağaçların.

***

Yapmamız gereken tek şey içimizdeki doğaya sahip çıkmak. Bedenimiz içerisinde zırh gibi korunan organlarımıza sahip çıkmak önce, sonra zihnimize. Ve ruhumuza en nihayetinde. Hepsi peşi sıra. Kendimizi iyi etmeliyiz. Kapitalizmin bizi içerisinde boğduğu seçenekler okyanusundan yüzebiliriz kıyıya.

***

Sen öğrenmek istemiyorsun ama görmüyor musun, ruhun özgürlük peşinde?

Bilebildiğimiz kadar genişletiyoruz sınırlarını zihnimizin. Öğrendikçe algımız açılıyor, algımız açıldıkça empati geliştiriyoruz. Empati geliştirdikçe iyi insanlar oluyoruz. İyi insanlar olunca iyi hissediyoruz. Biliyorum, sen de huzur istiyorsun.

Nasıl sinirli insan sinirli bakarsa, üzgünün gözlerinden hüzün akarsa, iyinin gözlerinden iyilik akar. İyi insan iyi hisseder. Oku ki iyi edebilesin kendini.

“Oku”, çünkü okudukça şifalandıracaksın ruhunu.

***

Bir zenginlik yolculuğu değil bu. En çok “şey”e sahip olan kazanmıyor. Bu kısacık ömrümüzde iyi hissetmek istiyoruz sadece. Bırak markette dolaşmayı, kütüphane ara. Serbest bırak zihnini, bırak nereye gitmek istiyorsa oraya gitsin. Tozunu kaldır ücra köşelerini beyninin. Düşün, yorul düşünmekten. Anlama, sor bilene. Peşinde koş bilginin. Anlayamadığın için uykuların kaçsın, kredi borcun yüzünden değil.

Merak etme, her zaman gidersin cips almaya, saçını boyamaya.

Biraz zihninin içinde alışverişe çık, anlamak için doldur alışveriş sepetini. Bak bakalım nerelerde aç kalmış ruhun. Hem kim bilir, belki senin yazdıklarını okur, senin çaldıklarını dinleriz bir gün.