TÜİK'in açıkladığı 2025 doğum istatistiklerine göre, Türkiye'de geçen yıl doğan bebek sayısı 895 bin 374 oldu. Toplam doğurganlık hızı yüzde 1,42 olarak gerçekleşti ve bu durum son 9 yıldır doğurganlığın, nüfusun yenilenme düzeyi olan yüzde 2.1'in altında kaldığını gösterdi.

İllere göre dağılıma bakıldığında toplam doğurganlık hızının en yüksek olduğu il 3,15 çocuk ile Şanlıurfa oldu. Bu ili 2,53 çocuk ile Şırnak ve 2,23 çocuk ile Mardin izledi. Toplam doğurganlık hızının en düşük olduğu il ise 1,09 çocuk ile Bartın olarak kayıtlara geçti. Bartın’ı 1,10 çocuk ile İzmir, 1,11 çocuk ile Eskişehir, Ankara ve Zonguldak takip etti.

Annenin ortalama yaşı 29,4’e, ilk doğumdaki ortalama anne yaşı ise 27,5’e yükseldi. 2001’de annenin ortalama yaşı 26,7, ilk doğumdaki ortalama yaş ise daha düşük seviyelerdeydi. İlk doğumdaki ortalama anne yaşının en yüksek olduğu il 29,0 ile Artvin olurken, bunu 28,9 yaş ile İstanbul ve Tunceli izledi. En düşük ortalama yaş ise 24,4 ile Şanlıurfa’da görüldü. Bu ili 24,7 ile Ağrı ve 24,9 ile Muş takip etti.

***

1993 yılında yayınlanan “Türklüğün Yeni Dünya Düzeni” adı eserimde konuyu genişçe incelemiş ve özetle şöyle demiştim:

“Türklerin medeniyet yarışında en ön safa geçtiği dönemler, hep nüfuslarının çok olduğu dönemlerdir. 12. asır Süryani tarihçisi Mihail’in, ‘Yeryüzü, Türkleri taşımaya yetmiyordu’ diye ifade ettiği nüfus yoğunluğu, Türklerin kudret kaynağıydı...

Atatürk’ün, Cumhuriyet döneminin başlangıcında uyguladığı politikalar, Türk nüfusunu artırmaya yöneliktir. Atatürk, kudretin önemli bir kaynağının nüfus olduğunu çok iyi biliyordu... 10’uncu Yıl Marşı’ndaki ‘10 yılda 15 milyon genç yarattık her yaştan’ ifadesi de bu politikayı anlatıyordu. Atatürk, Oğuz Han’ın ‘Halkımız çok olsun’ felsefesini biliyordu...

***

Aradan geçen yıllar içinde neler olduğunu TÜİK verileri otaya koyduğu gibi İstanbul Aile Vakfı ve Milli Savunma Üniversitesi işbirliğiyle bu yıl "Vatan Müdafaasında Aile ve Nüfus" temasıyla düzenlenen 4. Uluslararası Aile Sempozyumu’nda da tehlikeye dikkat çekildi.

“Dikkat çekildi” diyorum ama Anadolu Ajansı’nın konuyla ilgili haberleri medyada yeteri kadar verilmedi. Oysa sempozyumda çok önemli konuşmalar yapıldı.

İstanbul Valisi Davut Gül, İstanbul'da bu yıl geçen seneye göre ilkokullara 11 bin daha az öğrencinin kaydedildiğini belirterek, “Bu ne demek? 6 yaşındaki çocuklarımız bir önceki seneye göre 10 binden daha fazla azaldı. Muhtemelen bu sene de aynı şekilde devam edecek.” dedi.

***

Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu, Türkiye'nin son yıllarda Avrupa'dan Asya ve Afrika'ya artan jeopolitik etkisi ve gelişen savunma sanayisine rağmen gelecekteki konumu için büyük stratejik engel olan ‘hızlı ve derin demografik çöküş’le karşı karşıya olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye'nin nüfusuyla ilgili tarihi sürece değinen Afyoncu, Avrupa'daki birçok devletten daha fazla nüfusa sahip olan Osmanlı İmparatorluğu'nun 10 milyon kilometrekarelik bir coğrafyaya hükmettiğini ancak 17. yüzyıldan itibaren nüfus dengesinin Osmanlı'nın aleyhine döndüğünü söyledi.

Afyoncu, Osmanlı İmparatorluğu'nun nüfusunun 17-18. yüzyıllarda fazla artmadığını, Avrupa'nın nüfusunun 100 milyondan 190 milyona ulaşarak yaklaşık 2 katına çıktığını belirtti.

Osmanlı İmparatorluğu'nun son 2 asrında nüfusun hemen hemen aynı kaldığını, Rusya'nın nüfusunun 10 kat arttığını, Rus ordusunun Türk ordusunun 5 misline yakın büyüklüğe sahip olduğunu belirten Afyoncu, artmayan nüfusun milyonlarca kilometrekarelik bir imparatorluğu kaybettirdiğini anlattı.

Afyoncu, Cumhuriyet'in ilanından itibaren izlenen politikalarla nüfusun her yıl arttığını ancak 1950'lerin sonlarından itibaren Türkiye'de nüfusun ekonomik kalkınmayı engellediği yönünde zemin oluşturulmaya başlandığını anlatarak, "Vakıflar, dernekler, bazı politikacılar, bazı iş adamları ve basın, nüfus artışının milli geliri düşürdüğünü, nüfus artış hızının büyük sorunlara yol açtığını söyleyerek nüfus artışını öcü gibi gösterdiler. İki çocuklu aile ideal aile olarak gösterildi." diye konuştu.

Nüfus ve aile konusunda tehlikenin kapıyı çaldığını ve kırdığını söyleyen Afyoncu, "Hala tehlikenin farkında değiliz. Çok acil tedbirler alıp uygulamaya sokmazsak 2100'de Türkiye'nin nüfusu 25 milyona kadar düşerken, yaşlı nüfusun toplam nüfusun yarısına yükselme ihtimali fazladır." dedi.

Konuyu incelemeye devam edeceğim...