1991 doğumlu olan Melis, doğma büyüme İstanbullu. Üniversitede dış ticaret okumasına rağmen kariyerini bu alanda sürdürmedi. Uzun yıllar kurumsal bir firmada sosyal medya uzmanı olarak çalıştı. 2015’te hayat arkadaşıyla tanıştı, bir yıl sonra evlendi. Şimdi biri 8, diğeri 4 yaşında iki çocuk annesi. Hem sosyal medyada içerik üretiyor hem de eşiyle birlikte işlettikleri mağazayla ilgileniyor.

“Deniz manzarası yetmedi: Büyük şehirden kaçış neden uzun sürmedi?” - Resim : 1

Dışarıdan bakıldığında düzenli, oturmuş ve mutlu bir hayatları vardı. Fakat İstanbul’un temposu, artan özel okul masrafları ve yıllardır süren yoğunluk, onları farklı bir yaşam arayışına itti. Özellikle eşinin uzun yıllardır esnaflık yapması ve tükenmişlik hissetmesi karar sürecini hızlandırdı. Üstelik eşi aynı zamanda dalış eğitmeniydi; bir sahil kasabasında bu mesleği daha rahat sürdürebileceğini düşündüler. İnternetten tuttukları evi bile yerinde görmeden Kuşadası’na taşınma kararı aldılar.

Haziran sonunda karar verildi, 13 Temmuz’da Kuşadası’na yerleştiler. Yazın tam ortasında başlayan yeni hayatları ilk etapta bir tatil hissi veriyordu. Deniz, plajlar, yürüyerek her yere ulaşabilme kolaylığı, canlı yaz akşamları… İstanbul’dan gelen biri için bu tempo yavaş ama keyifliydi. İlk aylarda her şey hayal ettikleri gibiydi.

“Deniz manzarası yetmedi: Büyük şehirden kaçış neden uzun sürmedi?” - Resim : 2

Ancak yaz bittiğinde tablo değişmeye başladı. Melis’in ifadesiyle, Ege’yi gerçekten isteyip istemediğinizi yaz sona erdiğinde anlıyorsunuz. Yazın kalabalık ve hareketli olan sahil kasabası, kışın sessiz ve durağan bir atmosfere bürünüyor. İstanbul’un koşturmasına alışmış biri için bu sakinlik, bir süre sonra huzurdan çok boşluk hissi yaratabiliyor.

“Deniz manzarası yetmedi: Büyük şehirden kaçış neden uzun sürmedi?” - Resim : 3

Çocukların eğitimi de düşündükleri gibi çıkmadı. Devlet okullarında sınıflar kalabalıktı; çünkü kendileri gibi büyük şehirlerden göç eden birçok aile vardı. Görüştükleri okul yöneticileri, İstanbul’daki imkânları birebir beklememeleri gerektiğini açıkça dile getirdi. Başta cazip gelen bu durum, zamanla sosyal olanakların sınırlılığıyla birleşince zorlayıcı oldu.

Yazın su kesintileri, kışın ise elektrik problemleri yaşandı. Merkezi bir noktada oturmalarına rağmen doğalgaz olmaması nedeniyle elektrikli ısıtıcı kullanmak zorunda kaldılar. Kiralar eskisi kadar uygun değildi. Hayat İstanbul’a göre daha ucuz görünse de gelir seviyesi de daha düşüktü. Üstelik harcamak isteseniz bile sosyal alanlar sınırlıydı.

Çocuklar kurs ve aktivite seçeneklerinin azlığından dolayı bir süre sonra İstanbul’u özlemeye başladı. Melis de sakinliğin kendisine iyi geleceğini düşünürken, tam tersine kaygılarının arttığını fark etti. Deniz manzaralı müstakil bir ev hayali kulağa ne kadar hoş gelse de, sosyal bağlar ve alışılmış şehir temposu eksik kaldığında tablo değişebiliyordu.

Şubat ayında geri dönüş kararı aldılar. Bu süreci bir pişmanlık olarak değil, önemli bir deneyim olarak görüyorlar. Melis’in en net mesajı şu: Ege’ye taşınmadan önce gerçekten ne istediğinizi iyi analiz edin. Yazın kalabalığını, kışın sessizliğini; sınırlı sosyal imkânları; eğitim beklentilerinizi ve kendi ruh halinizi hesaba katın.