Millet Partisi lideri Cuma Nacar, Türkiye'nin sıcak gündemine ilişkin YENİÇAĞ'ın sorularını yanıtladı. Erdoğan'ın yeniden adaylığına ilişkin "Artık hayırlı bir karar alma vakti gelmiştir" dedi. Terörist başı Öcalan için tahsis edilen villa-konut için çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Şehit aileleri ve gazilerin özlük haklarını bile alamadığını belirten Nacar, "Şehide bir avuç toprak, şehit ailesine sıvasız ev, gaziye yetersiz özlük hakları; kiralık teröristbaşına ise özgürlük, statü, komisyon başkanlığı ve villa! Bunlar kabul edilemez!" dedi.

Cuma Nacar'ın YENİÇAĞ'a yaptığı açıklamalar şöyle:

-Türkiye’de süregelen yargılamaları, belediyelere düzenlenen operasyonları, iktidarın belediye meclis üyeleri ve başkanlarını transfer etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Topyekun bir millet iradesinin gasp edildiğini düşünüyor musunuz?

Sorunun cevabına geçmeden Yeniçağ gazetesine çok teşekkür ediyoruz. Yeniçağ gazetesi aynen İstiklal harbinde olduğu gibi, 1919 – 1923’lerdeki Kuvâ-yi Milliye gazeteciliği ve gazetecileri gibi kahramanca bir tavır göstererek büyük Türk milletinin varlık ve bekâ davasına sahip çıkmaktadır. İnanıyoruz ki Türk milleti egemenlik, vatan, millet, bayrak ve devlete sahip çıkanları unutmayacak her zaman bağrına basacaktır. Bu yolda Yeniçağ’a, yazarlarına ve emekçilerine başarılar diliyoruz. Allah gayretlerinin karşılığını iki cihanda da versin.

"ADALETİ ÖLDÜRDÜĞÜN GÜN İNSAN ÖLÜR, MİLLET ÖLÜR, DEVLET ÖLÜR"

Belediyelere düzenlenen operasyonlara, partiler arası transferlere ve millet iradesinin gaspı konusuna gelince;

Adalet milletin de devletin de direğidir! Direk yıkılır veya kırılırsa devlet de millet de yıkılır ve ölür!

Kişilere göre, partilere göre adalet olmaz! Adalet dağ başındaki çobandan, baş kumandana ve devlet başkanına kadar herkese işler! İşte fatihler fatihi Fatih Sultan Mehmet’i yargılayan adalet! İşte devlet başkanı Hz. Ali’yi yargılayan adalet! İşte devlet başkanı Ömer’in adaleti! İşte Nuşirevan'ın dillere destan adaleti! Bir masal değil, bir hikaye değil, bir destan değil; bir gerçek!

Mademki adalet milletin de devletin de direğidir; o zaman iktidar da muhalefet de yargı da bürokratlar da ilim adamları da millet de adalet konusunda son derece titiz olmalıdır! Adaletten kıl kadar sapma olursa, sapanlar hemen ikaz edilmeli, anında uyarılmalı ve bu adaletsizlik, bu zulüm düzeltilmelidir!

Nedir adalet? Adalet; her varlığa hakkını vermektir! Adalet; canlı ve cansız her varlığa hakkettiği hakkı, hakkaniyet içerisinde gecikmeksizin vermektir! Adalet aileyi, toplulukları, milleti ve devleti ayakta tutan dengedir! Kıl kadar adaletsizlik zulümdür ki dengeyi, nizamı, düzeni bozar; toplumsal barışı dinamitler!

"Adalet mülkün temelidir" sözü bugün adliye saraylarımızı ve mahkeme salonlarımızı süslemektedir. Buradaki mülkten kasıt devlettir ki bu söz “Adalet devletin temelidir” veya “Adalet devletin direğidir” demektir. Direk sarsılırsa mülk sarsılır, devlet sarsılır. Direk yıkılırsa devlet yıkılır, millet dağılır!

Hz. Ali de şöyle demiştir: "Zulüm, ayakların kaymasına, nimetlerin elden gitmesine ve devletin helak olmasına sebep olur."

Adalet konusunda bir başka doğru söz, anonim bir sözdür ki şöyledir: "... Kadıyı satın aldığın gün adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün devlet ölür."

Türkiye’de bugün bağımsız olması gereken yargının tepesinde Demoklesin kılıcı gibi iktidar sallanmaktadır. Yargı bağımsızlığı yok edilmiş. Tarafsız – bağımsız – adil karar veren bir hakimin kararı iktidara dokunuyorsa hakim ya sürgün edilmiş ya da görevden alınmış ya da istifa etmek zorunda bırakılmıştır!

"RECEP BEY ELİNİ KOLUNU SALLAYA SALLAYA GEZİYOR"

Belediyelerdeki operasyonlara gelince, örnek olarak, Ankara Büyükşehir eski Belediye Başkanı Melih Gökçek, Bursa Büyükşehir eski Belediye Başkanı Recep Altepe istifa ettirildi. Her ikisinin de hakkında büyük yolsuzluk iddiaları, kamu görevini kötüye kullanma iddiaları vardı.

Bu iddialar doğru mu yanlış mı? Kararı yargı vermelidir. Ve hem şehirlerimiz zarara uğratılmışsa suçlular cezalandırılmalı ve zarar tazmin edilmelidir.

Ancak bakıyoruz ki Recep Bey eli kolu serbest dolaşıyor! Melih bey Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı dönemindeki yolsuzluk iddiaları ile ilgili bir soruşturma geçirmiyor. Melih bey bir başka konuda -Almanya’daki bir şirkete "yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktardığı" iddiaları üzerine- ‘şüpheli’ sıfatıyla ifade veremeye giderken adliye kapısından ağzında bir şey çiğneyerek giriyor.

"ADALETİN KESTİĞİ PARMAK ACIMAZ"

Ama İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Bozbey yolsuzluk iddiaları ile tutuklu yargılanıyor. Suçları varsa bağımsız tarafsız adil Türk yargısının kestiği parmak acımaz!

"ÇERÇİOĞLU İFLASTAN KURTULDU, TOGG'DAN İŞ ALDI"

Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu ve Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal haklarında yolsuzluk iddiaları ortaya atılmış, hatta Çerçioğlu’nun eşinin iflas etmekle karşı karşıya olduğu iddia edilen şirketi AKP'lileşmesi sonrası iflastan kurtulmuş ve TOGG’dan iş almışsa (?!) bu nasıl bir iş?

Şimdi büyük Türk milletinin köleleştirilmemiş hür vicdanına soruyoruz. Bu saydığımız üç sınıf belediye başkanları hakkında kararı kim vermeliydi? İktidar mı? Yargı mı?

Bunlar hakkındaki yolsuzluk iddialarının doğru mu yanlış mı olduğu kararını AKP mi vermeliydi, yoksa bağımsız tarafsız adil Türk yargısı mı?

AKP’li değilken kirliler, suçlular; AKP rozeti takınca ter temiz, pirüpaklar anlayışını reddediyoruz. Ne kadar büyük, güçlü, fanatik, tarafgir bir çamaşır makinesi bu AKP ki kapıdan içeri girip rozeti takan pırıl pırıl, tertemiz oluyor! Böylesine bir adalet dağıtma makinesi adalet tarihinde AKP’den başka yerde görülmüş mü?

Bu arada kaçma ihtimali olmayan bazı zanlıların kapısının gece yarısı sabaha karşı zorla açtırılıp elleri kolları bağlanarak adliyeye götürülmesini de tutuklu yargılanmasını da Türk yargısına yakıştıramadığımızı belirtmek istiyoruz.

"İKTİDAR YARGI SOPASINI KULLANMAKTAN VAZ GEÇMELİ"

Bir başka konu da basın hürriyetinin ve vatandaşın haberleşme hürriyetinin kıskaca alınması tehlikesidir. Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde Türkiye, 2025 yılında 180 ülke arasında 159. sıradayken 2026 yılında 163. sıraya gerilemiştir. Cumhurbaşkanı ve iktidar, iktidarın yanlışları hakkında haber yapılmasına tahammül edebilmeli, eleştirilere katlanabilmeli ve bu konularda yargı sopasını ve resmi ilan sopasını kullanmaktan, gözdağı vermekten hemen vazgeçmelidir!

Elbette cumhurbaşkanı ve devlet memurlarına hakaret edilmesine, küfredilmesine rıza göstermeyiz ve karşıyız. Ancak eleştiri başka! Cumhurbaşkanı, iktidar ve devlet memurları yaptıkları iş ve eylemler yüzünden yazılı ve sözlü eleştirilebilir ve bu eleştirilerin dozu ne olursa olsun bunlara tahammül edilebilmelidir. Net bir delil olmadan, siyasilerin, gazetecilerin, yazarların ‘cumhurbaşkanına hakaret’, ‘dezenformasyon yasası’ ve ‘terörle mücadele kanunu’na aykırı davranmak suçlamasıyla gözaltına alınmasını veya tutuklu yargılanmasını anayasaya, haberleşme hürriyetine, ‘insan hak ve hürriyetlerine’ ve hakkaniyete uygun bulmuyoruz. Kaldı ki siyasi kişilerin sert eleştiriye tahammül göstermesi gerekliliği yargının en üst mahkemelerinin yerleşik içtihatları haline gelmiştir.

-Cumhurbaşkanı başdanışmanı Mehmet Uçum’un “Erdoğan’ın adaylığı kesinleşti” söylemi üzerine değerlendirmeleriniz nelerdir? Erdoğan’ın yeniden adaylığı konusundaki tutumunuz nedir?

"SAYIN ERDOĞAN İÇİN ARTIK HAYIRLI BİR İŞ YAPMAK ZAMANI GELDİ"

Yukarıda adaletten bahsetmiştik. Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek geçtiğimiz hafta Adana AKP il ilçe teşkilatlarını ziyaret ediyor, AKPlilerin ele ele kol kola kenetlenmesini istiyor ve Sayın Erdoğan’ın yeniden cumhurbaşkanı seçilmesi için AKP teşkilatlarını çalışmaya davet ediyor.

Adalet Bakanı Gürlek’in basına yansıyan bu buluşmada yaptığı konuşmadan bir bölüm şöyle:

“2028 yılında Sayın Cumhurbaşkanımızı tekrar seçmek için bir seçim düzenlenecek. Bu konuda teşkilatlara, kıymetli teşkilat mensuplarımıza, dava arkadaşlarımıza, yol arkadaşlarımıza çok önemli sorumluluk düşüyor. Hep birlikte el ele, kol kola, kardeşlik hukukuyla, kardeşlik siyasetiyle sahada olarak vatandaşlarımıza anlatarak inşallah Türkiye Yüzyılı’nı tekrardan Cumhurbaşkanımızın riyasetinde seçtirmemiz gerekiyor

Biz Adalet Bakanı’nın AKP il ilçe teşkilatlarında bu çalışmayı yapmasını, 1940-1950’li yılların ‘Şeflik dönemi’, ‘parti devleti’ dönemine benzettik. İnönü’nün ‘parti devleti’nden ve ‘Şeflik dönemi’nden şikayetçi olan AKP bugün şikayetçi olduğu ‘parti devleti’ konumuna düşmüş bulunuyor ne yazık ki! Üzülüyoruz! Bir demokrat olarak, bir vatansever olarak, bir milletsever olarak üzülüyoruz! Şikayetçi olduğu konuma mı düşecekti AKP? Bu çağda AKP Genel Başkanı Sayın Erdoğan bir İnönü konumuna mı düşecekti? Bu mudur Türkiye Yüzyılı?

Sayın Erdoğan’ın üçüncü kez cumhurbaşkanı seçilmek istenmesine gelince; Millet Partisi olarak biz Sayın Erdoğan’ın 24 yıllık iktidar döneminde çok yorulduğuna inanıyoruz. Bu yorgunluğun verdiği rahatsızlığı zaman zaman tv.lere yansıyan görüntülerde vatandaşlarımız da görüyor ve dile getiriyorlar! Sayın Erdoğan’ın AKP teşkilatları için kullandığı ‘metal yorgunluğu’ her canlı için geçerli olduğu gibi bir insan olarak Sayın Erdoğan için de geçerlidir.

"ERDOĞAN'A DOST TAVSİYESİ"

Biz Sayın Erdoğan’ın hem kendisine hem de Türk milletine bir iyilik, bir hayır, bir güzellik yapmasını istiyoruz! Kendi sağlığı ve mutlu geleceği için artık cumhurbaşkanlığı görevini de AKP Genel Başkanlığı görevini de bırakmalıdır. Haydi diyelim ki AKP Genel Başkanlığı görevini bırakmadı hiç olmazsa cumhurbaşkanlığı görevini bırakmalıdır. Dördüncü kez cumhurbaşkanı adayı olmayı asla düşünmemelidir. Veya dördüncü kez cumhurbaşkanlığı yolunu açmayı düşündüğü erken seçim yoluna başvurmamalıdır! Sayın Erdoğan’a bu bir dost tavsiyesidir!

‘SAYIN ERDOĞAN ANAYASA GEREĞİ DÖRDÜNCÜ KEZ CUMHURBAŞKANI OLAMAZ!’

Bu isteğimiz aynı zamanda bir adalet gereğidir! Hukuk gereğidir! Sayın Erdoğan kendi çıkardığı yasaya kendisi uymalıdır! Kendi verdiği sözü kendisi tutmalıdır! Sayın Erdoğan aşırı yorgunluğu sebebiyle unutmuş olabilir. Biz hatırlatalım. Bu hatırlatma aynı zamanda hakka, hukuka, yargıya, adalete, tarihe ve Türk milletine bir hatırlatmadır, dilekçedir, şikayettir!

Sayın Erdoğan 28 Mayıs 2023’de üçüncü kez cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi kendisi için vatandaşlardan oy isterken “bu benim için bir final seçimi, son kez destek istiyorum” demişti.

Anayasanın 101. maddesi, "Bir kimse en fazla iki defa cumhurbaşkanı seçilebilir" diyor.

Bu gerekçeler ışığında Sayın Erdoğan dördüncü kez cumhurbaşkanı adayı olmamalıdır. Sayın Erdoğan hem anayasaya hem de bir insan olarak millete verdiği sözlere uymak zorundadır. Rahmetli Özal gibi “anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz” diyecekse Yüksek Mahkemeler, YSK ve muhalefet buna demokratik yollardan engel olmalıdır.

-İktidarın terörsüz Türkiye ismiyle yürüttüğü süreç hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

Millet Partisi’nin bu karanlık süreç için değerlendirmesi şöyledir:

Emperyalist güçlerin gözünde ‘Şark Meselesi’, 1919-1922’deki Türk İstiklâl Harbi zaferleri ve 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile noktalanmamıştır. BOP ve BİP versiyonları ile sürmektedir. BOP haritasında diğer Türk ve İslam ülkeleri gibi açıkça Türkiye de parçalanmaktadır. Keza BİP’te de Nil’den Fırat’a uzanan bir emperyalist İsrail söz konusudur. Bu süreç emperyalist güçlerin iktidara bir dayatmasıdır! Daha önceleri teröristbaşını asmaktan dem vuran iktidar ve ortakları bu dayatmalara egemence bir karşılık verememiştir! İktidar Türk milletinin egemen sesi olamayınca kahraman Mehmetçik’in her defasında ezip yok ettiği pkklı teröristler karanlık güçler tarafından her yenilgi sonrası korumaya alınmış ve yeniden piyasaya sürülmüştür. Bu itibarla AKP iktidarı ve ortaklarının “artık analar ağlamasın” masum maskesi altında ‘Terörsüz Türkiye’ adıyla Türk milletine dayattıkları proje tamamen bir aldatmacadır. BOP’a ve BİP’e döşenen dikensiz yoldur. Bu yol milleti bölmek, vatanı parçalamak ve devleti yıkmaktır.

Millet Partisi’nin ‘Kanserli Hücre Yasası’ Dediği Bu Yasa ‘PKK/KCK'lılara Özgü Bir Af Yasasıdır’ ki Adalete Aykırıdır ve Ölü Doğmuştur!

Adına “7595 sayılı Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” denilen ve 18 Ağustos 2026’da Resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren ve kısaca ‘Çerçeve Yasa’ adı ile anılan, Millet Partisi’nin ‘Kanserli Hücre Yasası’ dediği bu yasa tasarı olarak TBMM’ye bir oldu bitti ile gelişinden kabulüne kadar olduğu gibi içeriğiyle de anayasa, hukuk ve hakkaniyete aykırılıklarla doludur. Mutlaka Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmelidir. Bu vesile ile başvuru hakkı olanları göreve davet ediyoruz. Takip edeceğiz. Çünkü Kanserli Hücre Yasasının 1. maddesinin 2. fıkrasında geçen "Bu Kanun hükümleri, PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları kapsar." ibaresi akıllara durgunluk verecek, ‘Bu mudur AKP adaleti’ dedirtecek kadar adaleti öldürecek bir maddedir.

"YASA ÖLÜ DOĞMUŞTUR"

Diğer taraftan yasanın 3. maddesinde etnik bölücü taşeron katil pkklıların/ kcklıların ‘kasten öldürme’ suçları dışındaki bütün suçları ertelenmekte ve şartları tamamlandığında affedilmektedir ki etnik bölücü pkklılara özgü bu infaz erteleme ve şartlı af yasası bu itibarla da daha baştan ölü doğmuştur.

Sadece belirli bir kesim için yasa çıkartılması anayasaya, hakka ve adalete aykırıdır! Belirli bir kesime ayrıcalık tanıyan bir yasa toplumda adalet duygusunu çökertir!

"ANAYASAYA AYKIRI HAREKET ETTİKLERİNİ BİLİYORLAR"

Çerçeve Yasa’nın 10.maddesi 2. fıkrası “Bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluğu doğmaz.” şeklindedir ki kanunu uygulayacaklara tanınan bu dokunulmazlık zırhı adalet ve hakkaniyete aykırıdır ve kabul edilemez! Aslında onlar da anayasaya ve kanunlara aykırı hareket ettiklerinin farkındadır.

Dolayısıyla içeriği belirsiz, geleceği karanlık bu kanserli hücre yasası iptal edilmelidir! İnanıyoruz ki Aziz Milletimiz bunları bir bir not etmektedir ve günü geldiğinde sandıkta gereken dersi verecektir.

-PKK elebaşı Öcalan’a tahsis edilecek olan villa-ev tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bahçeli’nin açıklamalarıyla gündeme oturan teröristbaşına 250 metrekarelik villa için daha sonra Bahçeli villa değil 250 metrekarelik konut demiştir. Burası güya kiralık katilin pkk/kcklılarla örgütü feshetme (?! siyasi safhaya geçme olarak anlamalıyız) görüşmeleri yapması, mesajlarını aktarması ve gazetecilerle bir araya gelebilmesi amacıyla inşa edilmişmiş.

KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık da Nûçe TV’ye yaptığı açıklamada, gazeteciler, danışmanlar, siyasetçiler ve akademisyenlerin İmralı’ya giderek kiralık katille görüşmesi gerektiğinden dem vurmuş ve "KCK’nin de İmralı’yı ziyaret etmesi gerekiyor. Bizim de Önder Apo’nun yanına gitmemiz gerekiyor" demiş ve bir de şu tehdidi de savurmayı ihmal etmemiş:

"Apo özgür olmazsa silahları bırakmayız ve Türkiye’ye gitmeyiz. Eğer silah bırakacaksak demokratik siyaset faaliyeti yürütme hakkımızın olması gerekiyor. Aynı zamanda yasaların değiştirilmesi gerekiyor. Türk hukukunda Kürtler yok. Değişiklik yapılmazsa Kürtlerin her türlü baskı altına alınması ve yok edilmeye çalışılması devam edecektir.”

"ERDOĞAN VE BAHÇELİ'NİN ÜZERİNDE BASKI VAR"

Bize göre terörist Bayık’ın bayık açıklamaları Erdoğan ve Bahçeli üzerinde büyük bir baskı kurulduğunu gösteriyor. Bu terör örgütünün tek başına yapabileceği bir iş değil! Demek ki AKP iktidarı ipi iyice kaptırmış! İp terör örgütünü elinde tutan güçlerin elinde! İp BOP’cuların, BİP’cilerin elinde olabilir!

"İKTİDAR BU KÖR SEVDADAN VAZGEÇMELİDİR"

‘Kanserli Hücre Yasası’nın TBMM’den bir oldu bittiyle yangından mal kaçırırcasına çıkarılması, Erdoğan ve Bahçeli’nin 2000’li yıllardan beri sürdürdükleri açıklamalarının tamamen zıttına -180 derce tersine- şaşırtıcı beyanları bunu gösteriyor!

Her ne olursa olsun, kim ne derse desin! Türk Milleti teröristbaşına villayı da konutu da statüyü de özgürlüğü de çerçeve yasayı da istemiyor! İktidar bu kör sevdadan vazgeçmelidir!

-Sizce Türkiye’nin gerçek gündemi ne?

‘Meşruiyeti Türk Milletinden Alan, Türkiye’yi Beş Bin Yıllık Millî İrade İstikametinde TBMM’den Ortak Akılla Yöneten, Ehliyetli – Liyakatli - Yetkin, Hesap Sorulan – Hesap Veren – Şeffaf Bir Millî İktidar’ Türkiye’nin Baş Gündemi Olmalıdır!

Millet Partisi’ne göre Türkiye iyi yönetilememektedir. Bunun baş sorumlusu iktidarlar ve muhalefet partileridir!

Ne yazık ki siyasi partiler iktidar olma kolaycılığı hastalığına tutulmuşlardır. Bu Osmanlının son dönemlerinden, İttihat ve Terakki’den beri böyledir. Nadir olarak Atatürk döneminde olduğu gibi bağımsız iktidarlar çıkabilmiş İnönü ile birlikte yeniden bu hastalık tekrar etmiştir. Keza DP, AP, ANAP ve AKP gibi bazı partiler iktidar olmanın ve iktidarda kalmanın yolunu ABD veya bir başka gücün desteğinden geçtiğini düşünmüş ve ona göre yerini tayin etmiştir.

Yine bazı partilerin programları veya projeleri bazı büyükelçilikler önünde pişirilmiştir. Daha da ilerisi bir bölge valisi “Gerektiğinde meşruiyet de veririz” diyebilme cesaretini gösterebilmiştir.

Oysa Türkiye’deki bir iktidar meşruiyeti dışardan değil büyük Türk milletinden alır!

Türkiye’nin diğer önemli gündemleri; eğitim, ilmi gelişme, insan hak ve hürriyetlerindeki kısıtlamalar, etnik bölücü terör, hukuk, adalet, yargı bağımsızlığı, TBMM’nin yetkilerini kullanamaması, hiçbir yerde görülmemiş Erdoğan’a has bir başkanlık sistemi -Erdoganizm-, teknoloji, icat, buluş, inovasyon, sanayi, faiz ekonomisi, enflasyon, hayat pahalılığı, kamudaki israf, asgari ücret ve emekli aylıklarının düşüklüğü, konut sıkıntısı, deprem ve tabi afetler, sığınmacılar ve düzensiz göç, kültürel köksüzlük, siyasi ve toplumsal ahlak yozlaşması, kutuplaşma – çeteleşme - şiddet, sandığa küsme, adaletsiz vergiler, dengesiz gelir dağılımı, vatandaşın hayalini soyan borsa ve fonlar, Türkiye’de kazanılan paraların yurtdışına kaçırılması, çok pahalıya satın alınan ve sürekli yükselen iç ve dış borçlar, beyin göçü, fakirlik – yoksulluk - işsizlik, ziraat – çiftçilik – hayvancılık, doğum oranın düşmesi, Türk ordusunun modernizasyonu, dış politika -Kıbrıs, Adalar denizi, Yunanistan, Filistin, Suriye, Irak, İran, Ermenistan, Türk devletleri, NATO ile ilişkiler- gibi onlarca başlıkta değerlendirilebilir.

-Bugün muhalefetin en büyük hatası nedir? Ekonomik yönetimin, politika üretme kabiliyetinin bu kadar zayıfladığı, emeklinin asgari ücretlinin geçinemediği; ekonomik, siyasal, sosyal ve demokratik haklar üzerinde yargı kıskacının yürütüldüğünün düşünüldüğü bir dönemde AK Parti’nin %30 üzeri bir oy bandında varlığını sürdürmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu açıkça iktidarın başarısızlığı kadar, muhalefetin de yetersizliği ve başarısızlığıdır.

‘İKTİDARI TAYİN EDENLER, MUHALEFET PARTİLERİNİ DE TANZİM EDERLER’

Dünya siyaset tarihinde bir söz var; “İktidar partisini tayin edenler, muhalefet partilerini de yönetmek isterler.” İktidar gibi muhalefet partileri de işin kolayına kaçmaktadır. Milleti teşkilatlamak, ehliyetli – liyakatli – yetkin kadrolar yetiştirmek yerine sağdan soldan toplama - kapma kadrolarla ve kendilerine telkin edilip sunulan hazır lop, şablon politikalarla ülkeyi yöneteceklerini sanmaktadırlar. Rahmetli Ecevit’in başbakanken yaptığı bazı itiraflar, keza rahmetli Demirel ve rahmetli Özal’ın söylemleri partilerin iktidar koltuğuna çok hazırlıksız geldiklerini, yetersiz olduklarını göstermektedir. AKP’nin en büyük şansı ehliyetsiz, liyakatsiz, yetersiz, beceriksiz bir muhalefet partisi kadrosudur! Vatandaş zamlardan, faizden, eğitim sisteminden, adaletsiz vergilerden, evsizlikten, yolsuzluktan, fakirlikten, terörden şikayetçidir. İktidardan şikayetçidir. Bütün bu şikayetlere rağmen AKP’nin 24 yıldır iktidarda kalması muhalefetin yetersizliğinden ve beceriksizliğindendir. 13 milyon vatandaşımızın sandığa küsüp oy vermeye gitmemesi de bunu göstermektedir. Hazırlıksız, yetersiz, ehliyetsiz, liyakatsiz liderler ve istihdam ettikleri kişileri kadro sanan iktidar veya muhalefetle bu kadar olur. Oysa Türkiye’yi yönetecek millî iktidarı oluşturacak olan muhalefet partisi kadrosu; doğru – dürüst – güvenilir - temiz olmalı – temiz kalmalı, ülkenin düşmanını da dostunu da çok iyi bilmeli; düşmanları azaltacak dostları çoğaltacak düşmandan daha üstün ve tam bağımsız bir iç - dış politika üretebilmeli; ilmi verilere, ortak akla dayanarak ülkenin geleceğini planlayıp programlayabilmelidir. Böyle bir muhalefet partisi; önce insan, önce insan hak ve hürriyetleri, önce adalet diyen; millî eğitim, millî kültür, millî ekonomi, millî sanayi, millî ilaç sanayi, millî teknoloji, millî tarım diyen; Türk milletinin insan gücüne, aklına, alın terine el emeğine, çalışkanlığına ve sorunlara çözüm üretme becerisine güvenen; israfa karşı bir millî partidir.

-Millet Partisi olarak önümüzdeki seçimlere nasıl hazırlanıyorsunuz?

2026 yılında partilere yapılan hazine yardımı toplamı 6 milyar 433 milyon liradır. Eğer bu yıl genel seçimler olsaydı partilere bunun üç katı yani 19 milyar lira hazine yardımı yapılacaktı. Yerel seçimler olsaydı 12 milyar 666 milyon lira hazine yardımı dağıtılacaktı.

Millet Partisi olarak biz, partilere hazine yardımı yapılmasına karşıyız. 6 Şubat 2023 depremi sonrası da partilere yapılan hazine yardımının depremzedelere yapılması çağrısını yapmıştık. Ancak bu çağrımız kabul görmedi.

Millet Partisi Hazine’den beş kuruş yardım almadan, kendi üyelerinin maddi yardımları ve dualarıyla teşkilatlanma çalışmalarını yürütmekte, kurultaylarını yapmaktadır.

14 Mayıs 2023 Milletvekili Genel Seçimlerinde bütün illerde milletvekili adaylarımızı göstermiştik. Yine 31 Mart 2024 Yerel Seçimlerinde Türkiye’nin her yerinde Belediye Başkan Adaylarımızı, Encümen Adaylarımızı ve İl Genel Meclisi Adaylarımızı gösterdik.

Bugün de vatandaşlarımıza gidiyoruz kendimizi tanıtıyoruz ve her an yapılabilecek bir baskın erken seçim için adaylarımızı eğitiyor ve hazırlanıyoruz.

-Millet Partisi siyasi konjonktürde kendisini nasıl konumlandırıyor? Önümüzdeki seçimlerde hedefiniz nedir? bir ittifaka mı dahil olmayı düşünüyorsunuz, yoksa seçimlere kendiniz mi gireceksiniz?

‘TÜRK MİLLETİNİ İKTİDAR YAPACAK BİR MİLLÎ İTTİFAK MİLLET PARTİSİ’YLE OLUR’

Millet Partisi siyasi hayatın merkezindedir; kökleri, gövdesi ve dallarıyla Türk milletinin tam tamına kendisidir! Türk milletinin bütün bireylerini bir anne-baba şefkatiyle kucaklayarak uzlaştıracak, kaynaştıracak, birleştirecek bir partidir! Millet Partisi iktidarında, ‘Muhteşem Türkiye’ projesi ile Türkiye kanatlanacak; dünya milletleri ve devletleri arasında sözü dinlenir, saygın, önder, rehber bir Türkiye olarak yerini alacaktır!

Çözüm üretmek, millete hizmet etmek amacıyla yapılması gereken siyaset bugün sorunun bizatihi kendisi haline gelmiştir. Siyasetin çerçevesi dağılmış, orijininden kopmuştur. Vatanına, milletine, devletine, bayrağına sahip çıkacak tüm partileri bir araya getirecek, katalizör görevi görecek olan parti Millet Partisi’dir.

Millet Partisi kadroları ve merhum bilge lideri Aykut Edibali, ‘millî ittifak’ın çilesini çekmiş, ilmini – teorisini yapmış, ‘Birlik Davamız’ kitabını yazmış, ‘Millî İttifak’ın pratiğini yapmış ve 1991 Üçlü -Edibali-Erbakan-Türkeş- İttifakının kurulmasında rehberlik önderlik yapmıştır.

Millet Partisi bir kişiyi cumhurbaşkanı yapmak veya bir partiyi iktidar yapmak veya bir kişiyi milletvekili veya belediye başkanı yapmak veya kendisini pazarlamak sevdasında değildir. Millet Partisi, büyük Türk milletini iktidar yapmak için ittifak yapmaya her zaman hazırdır. Türk milletinin yüce değerlerini, millî kültürünü ve barış medeniyetini iktidara taşımak için millî ittifak yapmaya hazırdır!

İttifaklar kişiler üzerinde değil, partiler üzerinde değil; insanı ve milleti yaşatacak millî ilkeler, yüce idealler, adil töreler üzerinde yapılır! Böyle bir ittifakın çağrısını Millet Partisi geçmişte yapmıştır. Önümüzdeki seçimler öncesi de yapacaktır. İlkeli bir ittifaka rehberlik yapmak Millet Partisi’nin boynunun borcudur. Aksi takdirde tek başımıza seçimlere gireriz ve de cumhurbaşkanı adayımızı da çıkarırız!