YENİÇAĞ - Konuk Kalem / Dr. Mete DURDAĞ
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’nin 4/5 Kasım 2023’de yapılan 38. Olağan Kurultay’ında şaibeli oy kullanıldığı iddiası üzerine, 21 Mayıs 2026 tarihinde bir Yargı kararı ile Parti yönetimine “butlan kayyum” olarak Kemal Kılıçdaroğlu ve 2023 öncesindeki Parti organları getirildi. Bu durum karşısında, 2023 yılından itibaren gerçekleştirilen üç kurultayda başkan seçilmiş olan Özgür Özel, Kayyum yönetimindeki CHP ile iktidar mücadelesi yapılamayacağı gerçeği karşısında, Özgür Özel ve Partinin toplam 135 milletvekilinden 90’ı birlikte istifa ederek, 24 Temmuz 2026 tarihinde “YENİ Parti”yi kurdular.
Bu yazımızda önce CHP yönetiminde bir Devrim Programı (Kemalizm) ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu anahatları ile hatırlatılacak. Emperyalist güçler, Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesi ve temel ilkelerini, ülkemiz ve bölgemiz üzerindeki emellerini hep engelleyici mahiyette görmüşlerdir. Emperyalist güçlerin bu konudaki tutumlarını, Türkiye Cumhuriyeti’ne bir “beka/varoluş tehditi” olarak ikinci bölümde ele alıyoruz. Bu tutumun sonuncusu olan ve “Terörsüz Türkiye” sloganıyla sunulan PKK Açılımı’na halk, CHP’nin önderlik etmesi durumunda, %70-80 çoğunlukla karşı çıkacaktı. Yazımızın üçüncü bölümünde, bu durumu önlemek için Hükümetin yargı aracı ile yaptığı müdahaleler ve buna karşı CHP üyelerine düşen sorumluluk ele alınacak. Sonuç bölümü ile de yazımızı tamamlayacağız.
KEMALİZM İLE TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN KURULUŞU
Birinci Dünya Savaşını, Almanya ve Avusturya-Macaristan ile birlikte kaybeden tarafta bulunan Osmanlı İmparatorluğu, Mondros Mütarekesi (30.06.1918) ile çöküşü ve Sevr Antlaşması (10.08.1920) ile de parçalanmayı kabul etti. Osmanlı’ya Bursa-Ankara-Samsun üçgeninde küçük bir sömürge devletçik bırakılıyordu[1]. Mondros ve Sevr’e karşı, Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları[2] millet egemenliğini temsil eden Büyük Millet Meclisi’ni ve düzenli orduyu kurup, Saray’ın ve işgalci devletlerin kuvvetlerini kovdular. Lozan Barış Konferansı’nda da Misak-ı Millî[3] sınırları içinde siyasî, ekonomik ve adlî bakımlardan tam bağımsız bir Türkiye Devleti’nin varlığı, tüm dünyaya kabul ettirildi (24.07.1923)[4]. Sevr Antlaşması’nın yırtılıp atılmasıyla da Anadolu’da bir Ermenistan ve Kürdistan yaratma projeleri tarihin küllerine gömüldü.
Millî Mücadelenin zaferle sonuçlanması ile Mustafa Kemal Paşa’nın zihnindeki “Kurtuluş Evresi”, Hatay dışında, tamamlanmıştı. Ancak O’na göre “Hiçbir zafer gaye değildir. ……..her zaferin kazanılmasından sonra yeni bir alem doğmalıdır. Yoksa başlı başına zafer boşa gitmiş gayrettir.”[5] Bu yeni alem O’nun gençliğinden beri okuduğu ABD ve Avrupa’daki ihtilal ‘ve reformlar üzerine yazılanlar ışığında, Osmanlı’nın son iki asırdaki çöküşünü değerlendirmesiyle zihninde nüvelenen ve sonradan Kemalizm diye nitelenen bir devrim programıyla yaratılacak tam bağımsız, çağdaşlaşma ve kalkınma yolunda, laik bir Türk ulus devletiydi. Mustafa Kemal Paşa, “bir ulusal sır gibi vicdanında taşıdığı” bu düşüncelerini uygun karşılamayan ulusal savaşa birlikte başladığı silah arkadaşları ile ayrı düştü.[6] Fakat TBMM’deki etkinliği ve İsmet Paşa başkanlığındaki hükümetin başarılı uygulamaları ile devrim programını adım adım gerçekleştiriyordu.
Mustafa Kemal Paşa Zaferden ve Lozan’dan sonra Kemalizm (Türk Devrimi)’nin kuruluş uygulamalarını hayata geçirmek için 9 Eylül 1923’de Halk Fırkası (HF)’nı kurdu. Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk-u Milliye Cemiyetinin (ARMHMC) tüm teşkilatını da sahiplenen HF, Cemiyetin bir devamı olarak görüldüğü gibi, Anadolu ve Rumeli cemiyetlerinin tek Cemiyet olarak birleştirildiği Sivas Kongresi de Fırka’nın birinci kongresi olarak kabul edildi. Böylece Millİ Mücadele de, TBMM ile birlikte, adı sonradan Cumhuriyet Halk Partisi’ne dönüşecek, Halk Fırkası tarafından yönetilmiş oluyordu.
Kemalizm’in Kurtuluş Evresi’nde Kuruluş’un da ilk temel adımları atılmış, millet egemenliğini temsil eden BMM açılmış ve Saltanat ilga edilmişti. Çok sayıda Padişah taraftarının bulunduğu Birinci Meclis’i sonlandırıp, çoğunluğu Mustafa Kemal’in belirlediği mebuslardan oluşan İkinci Meclis’de tek parti olan Halk Fırkası (CHP)’nin desteği ile, Cumhuriyet’in ilanı (29 Ekim 1923) ile başlayan, Hilafet’in kaldırılması ve devleti ve toplumu laikleştiren yasalarla devam eden çağdaşlaşma adımları atıldı.[7] Atatürk zihninde planladığı devrimleri birer birer, siyasi ve toplumsal gelişmelerde uygun şartların elverdiği durumlarda adım adım uygulamaya geçirme şeklinde bir strateji izliyordu. Önce Osmanlı’dan kalan, devletin ve toplumun geri kalmasına neden olmuş müesseselerin yıkılarak yerlerine yeni çağdaş müesseselerin konulması şeklinde devrim eylemleri gerçekleştiriliyor; daha sonra bunlardan çıkarılan ilkeler 1924 yılında kabul edilen yeni Anayasa’ya ve CHP’nin 1927 ve 1931 yıllarındaki Kurultay programlarına işleniyordu. Cumhuriyetçilik, akıl ve bilimin rehberliği, laikliğin kabulü ve ulus inşasına (milliyetçilik ilkesi) ilave olarak hukuk devrimi, kadın haklarının tanınması, harf devrimi, sağlık politikaları, sanayi planlaması ve iktisadi kalkınma hamlelerinin (Halkçılık, devletçilik ve devrimcilik ilkeleri) 1923-1938 arası CHP Hükümetlerince uygulanmasıyla, Osmanlı’dan kalan her bakımdan harap bir ülke ve toplumdan, üç yıl daha savaştıktan sonra, siyasi, sosyal ve ekonomik bakımlardan çağdaşlaşma yolunda modern bir devlet yaratılmıştı.
Atatürk’ün bu başarılı, Kemalizm olarak nitelenen devrim programının dayandığı bir ideolojisi olup olmadığı sorusuna, bu sürecin uygulayıcısı olan Başvekil İsmet İnönü’nün cevabı şöyleydi: Atatürk’ün “Görüşlerinde meçhul bir yer yok. CHP’nin prensipleri Atatürk’ün düşünüşlerini gösteriyor. Tabii hale göre tedbir almak, ölçüleri ihtiyaç nisbetinde ayarlamak başlıca meziyetlerindendir. Tatbiki mümkün olanları devre devre tatbik etmiştir.”[8] Atatürk’ün kendisi de 1 Kasım 1937’de yaptığı bir açıklamada “Dünyaca malum olmuştur ki bizim devlet idaresindeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, idarede ve siyasette bizi aydınlatıcı ana hatlardır” demiştir.[9] Türk milleti, “Benim iki büyük eserim var, biri Türkiye Cumhuriyeti diğeri Cumhuriyet Halk Partisi”[10] diyen Atatürk’ün mirası CHP’inin yozlaştırılmasını kabul etmeyecektir.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN BEKASINA (VAROLUŞUNA) TEHDİT
Türkiye Cumhuriyetinin 1923-38 yılları arası Atatürk döneminde genellikle rejim karşıtlığı, laik devlet yapısına tepki ve etnik milliyetçilik nedenleriyle, bir çoğunda dış güçlerin de desteği olan, yirmiye yakın irili ufaklı ayaklanmalar oldu. Bu isyanlar, devletin merkezi otoriteyi güçlendirmesi ve kararlı askeri/hukukî adımları neticesinde tamamen bastırıldı. Atatürk’ün vefatı sonrası, Cumhurbaşkanı İnönü’nün önderliğinde CHP Hükümetinin izlediği başarılı dış politika ile ülkemiz II. Dünya Savaşı dışında kalarak ciddi bir beka (varoluş) tehlikesi atlatmıştır. Savaş sonrasında, SSCB (Rusya)’nin Doğu sınırımız ve Türk Boğazları ile ilgili taleplerini kesinlikle ret ederek, egemenliği ve toprak bütünlüğünü korumak için gerektiğinde savaşma iradesi ortaya kondu. Bir yandan da bu konularda Türkiye’nin tutumunu destekleyen ABD ve Batılı devletlerle gerçekleşen yakınlaşma, sonunda 1952 yılında NATO üyeliğimizle neticelendi.
1950 yılında CHP’nin seçimleri kaybetmesiyle başlayan Demokrat Parti ve onu takip eden diğer sağ/muhafazakâr parti iktidarları döneminde sıkı ABD ve NATO ilişkileri siyasi, ekonomik ve askeri bakımlardan Kemalist devlet yapımızın “tam bağımsızlık” ilkesini epey erozyona uğrattı. Neyse ki, 1945’ten 1990’lara kadar süren “Soğuk Savaş” döneminde NATO’nun önemli kenar ülkesi olan Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter ulus-devlet yapısı henüz sorgulanmıyordu. Ancak 1980’lerin ortalarında Güneydoğu Anadolu’da başlayan Kürt bölücü terör örgütü PKK’nın faaliyetlerinin ABD tarafından silah ve mühimmat temini ile desteklendiği tesbit edildi. ABD’nin 1990’lı yıllarda iktidarda bulunan Turgut Özal ve Süleyman Demirel’e yaptığı Kürtlerle ilgili, Türkiye’nin üniter ulus-devlet yapısı ile çelişen önerileri reddedildi.
1990’lı ve 2000’li yıllarda Türkiye’nin ulus-devlet yapısı ve kurucu ideolojisi ABD’li yazar ve stratejistler ve dış politika girişimi “Büyük Orta Doğu Projesi” (BOP) tarafından hedef alınıyordu. Dünyaca ünlü “Medeniyetler Çatışması” teorisinin sahibi Samuel Huntington, eski CIA Milli Haber Alma Konseyi Başkan Yardımcısı Graham Fuller ve eski CIA Ankara İstasyon Şefi ve ABD Ulusal Güvenlik Konseyi üyesi Paul Henze’nin Türkiye ile ilgili yazılarında ortak görüşleri şöyleydi: Türkiye’deki Kemalist statüko, demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü önünde en büyük engeldir. Zaten küreselleşen dünyada işlevsel olmayan, miadını doldurmuş, bitmiş olan Kemalizm yerine Türkiye, Osmanlı geçmişiyle barışık, çok kültürlü ve İslam’ın kamusal ve siyasi hayatta daha aktif rol oynadığı bir “Ilımlı İslam” modelini benimseyerek İslam dünyasının lideri rolünü üstlenmelidir. ABD’nin de desteği ile 2002 yılında iktidara gelen ve 2004 yılında ortaya çıkan, Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkelerinin rejim ve sınırlarını değiştirmeyi amaçlayan BOP’un eş başkanlığını da üstlenen AKP lideri R. T. Erdoğan yönetimindeki Türkiye, söz konusu yazarların öngördüğü doğrultuda dönüşmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi ve temel ilkeleri (laik, üniter, ulus-devlet)’den dönüşümünü hızlandıracak yeni uygulamalar için, devletin kurucu partisi CHP’nin de etkisizleştirilmesi gerekiyordu. Bu konuda CIA/FETÖ/AKP işbirliği ile uygun bir ortam hazırlığı olarak, 2010 yılında CHP lideri Deniz Baykal yapılan bir kumpasla istifaya zorlandı. Baykal’ın yerine, o pozisyon için hazırlanmış Kemal Kılıçdaroğlu’nun geçmesiyle, Türk Ordusu’nun Atatürkçü subaylardan arındırılması, laiklik karşıtı uygulamaların artması, hükümet sisteminin (rejimin) değişmesi ve Erdoğan’ın seçimleri kazanması için gerekli ortam da sağlanmış oldu. Artık ABD/AB/AKP tarafından Türkiye için biçilmiş kaftanın son parçası olan, ilerde gerçekleştirilmesi planlanan dört parçalı Kürdistan’ın Türkiye parçası hazırlanmalıydı. ABD/İsrail ile İran arasında tüm Orta Doğu’yu kapsayan savaşın yarattığı yeni bölgesel siyasi şartlar, bu çerçevede ABD’nin Türkiye Büyük Elçisi’nin söylemlerinin yansıttığı dış baskılar ve Erdoğan’ın tekrar seçilmesi için ihtiyaç duyulan iç politik destekler ile, “Terrörsüz Türkiye” gibi bir lolipop başlıkla yeni bir Kürt Açılımı girişimi başlatıldı.
Ancak CHP’nin 2023’deki kurultayında liderliği Kılıçdaroğlu’nun kurmaylarından Özgür Özel’in kazanması ve Parti’nin cumhurbaşkanı adayı olarak İstanbul Büyük Şehir Belediyesi başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gösterilmesi sonrası 2024 yerel seçimlerde CHP’nin birinci parti olarak çıktı. Son iki yıldır Özel ve ekibinin meydanlarda ve sokaklarda son derece başarılı aktif bir muhalefet sergilemesi ve seçmen çoğunluğunun ciddi geçim sıkıntısı içinde olması gibi nedenlerle, Erdoğan ve AKP 2028 yılındaki seçimleri kazanma şansını yitiriyordu. Bu durum karşısında, Mart 2024’den itibaren, İstanbul Büyük Şehir Belediyesi de dahil olmak üzere, 30 CHP belediyesinin başkan ve mensupları yargısal kovuşturma ve tutuklamaya muhatap kılındı; 16 CHP belediye başkanının da AKP’ye geçmesi sağlandı. Bunlara rağmen ekonomik sıkıntı içinde kıvranan ve hukuk dışı uygulamalardan usanan seçmenin CHP’ye desteği büyümeye devam ediyordu. Bu soruna da çözüm bulundu; yargı aracı ile CHP’nin 2023’deki kurultayı hakkında verilen “butlan” kararı ile, 13 yıllık başkanlığı sırasında 13 seçim kaybeden Kılıçdaroğlu ve ekibi tekrar CHP’nin yönetimine getirildi. Beklendiği gibi butlan kararı CHP’yi ikiye böldü. Özgür Özel ve 90 CHP milletvekilinin Parti’den istifa ederek kurduğu YENİ Parti, büyük bir halk desteği ile gelecek seçimlere girebilmek için gerekli teşkilatlanmasını tamamladı. Ancak Özel ve kurmaylarının 10.08.2026 günü Kürt Açılımı için TBMM’de oylanan Çerçeve Yasa tasarısını desteklemesi nedeniyle, YENİ Parti’ye yönelenlerin bir çoğunun desteğini çekeceği söylenebilir.
ABD/AB/AKP tarafından hazırlandığını söylediğim Türkiye için biçilmiş BOP kaftanının son safhasının ilk adımı, Çerçeve Yasa diye anılan “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”nun kabul edilmesi ile atılmış oldu. Söz konusu kanun AKP, MHP, DEM, CHP, Yeni Parti ve Yeni Yol grubunun desteği ile, 467 evet ve 87 hayır oyu ile kabul edildi. Hayır diyenler 54 Yeni Parti, 29 İyi Parti, 2 CHP, 1 DP ve 1 bağımsız milletvekiliydi. Bu kanunun Türkiye Cumhuriyeti için bir “beka tehditi” teşkil ettiğini izah etmeğe gerek olmamakla beraber, burada 2009 yılında Başbakan Erdoğan Hükümeti’nin benzer girişimi olan “Millî Birlik ve Demokratik Açılım Projesi” karşısında, bugünkü “PKK Açılımı”nı başlatan MHP lideri Devlet Bahçeli’nin ve o zamanki CHP lideri Baykal’ın değerlendirmelerine atıfta bulunacağız.[11]
AKP’nin 2009 yılı Kürt Açılımı başlıca şu hususları kapsıyordu: Anayasa ve vatandaşlık anlayışının demokratikleşmesi(!) söylemi ardında etnik ve kültürel kimliklerinin devlet tarafından tanınması; Kürtçe üzerinde hukuki ve idari kısıtlamaların kaldırılması; yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve yerel demokrasisnin geliştirilmesi; terör örgütü mensuplarının topluma kazandırılması ve PKK terörünün sona erdirilmesi. 2009 Açılımında henüz Kürtçe’nin ikinci resmî dil olması ve anadilde eğitim talebi yoktu. “Özerk Kürdistan” bir açılım maddesi değildi. Terör örgütü mensuplarının topluma kazandırılması için Çerçeve Yasa’daki gibi bir örtülü af düzenlemesi şekillenmemişti.
Devlet Bahçeli’ye göre 2009 Açılımı bir demokratikleşme değil, Türkiye’nin bölünmesine yol açacak bir projeydi.[12] PKK’nın silahla elde edemediklerini, AKP demokratik açılım adı altında siyasi tavizlerle sağlayacaktır. Bahçeli’nin 2009’daki en sert ifadelerinden biri şuydu: “Şehitlerle caniler, Mehmetçikle katiller, güvenlik güçleri ile terörüstler aynı çerçeveye sokulmak istenmektedir.” “Bu yoldan dönüş yok sloganıyla, etnik bölücülüğün emellerine hizmet yarışına giren Başbakan ve arkadaşları, şimdi PKK, İmralı ve Kandil’in kılavuzluğunda ve ABD ile AB’nin himayesinde, bu ihanet yolculuğunun yol haritasını topluma maletmek için bir seferberlik başlatmıştır.”[13]
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ise, AKP Hükümeti’nin 2009 Kürt Açılımı girişimine karşı çıkarken, Kürt vatandaşların kültürel ve demokratik haklarının geliştirilmesine kategorik olarak itiraz etmiyordu. CHP’nin itirazı esas olarak PKK’nın muhatap alınması, etnik temelde siyasal ayrışma, ulus-devlet ve anayasal düzenin zedelenmesi ve sürecin Türkiye’yi bölünmeye götürebilecek bir siyasi proje olması üzerineydi.[14] Söz konusu Açılım projesinin 1920’den beri oluşan uluslaşma projesini ve ulus-devlet kimliğini tahrip edebileceğini vurguluyordu. Baykal Türkiye’nin “çok sakıncalı bir istikamete sürüklendiğini” ve “tarihin en ağır, vahim tehditlerinden birini” yaşadığını söylüyordu. Baykal 14 Aralık 2009-2010 Bütçe görüşmelerinde, 2009 Kürt Açılımı’nın Türkiye’yi “etnik temelde ayrıştırılma, kamplaştırılıp çatıştırılma, bölünüp parçalanma stratejisinin içine” ve “tehlikeli bir kardeş çatışması ortamına” sürükleyeceğini söylemiştir. Özgür Özel ve YENİ Parti kurmayları Çerçeve Yasa’ya “evet” derken tarihsel tutarlılıktan bahsediyor; oysa “guguk kuşu”[15] CHP yönetimine çöreklenmeden önceki Parti’nin Kürt/PKK Açılımına karşı tutumu ile tarihsel bir tutarsızlık içinde oldukları görülüyor.[16]
CHP’DEN İSTİFA ETMENİN AYMAZLIĞI ÜZERİNE
Türkiye Cumhuriyeti’nin dönüştürülmesi projesine karşı gerekli Millî Mücadele’nin başarısı, bugün 1919-22’deki gibi silahla olmayacak, siyaset ve seçimle bugünkü iktidarı değiştirmekle olacak. Bunun için de ilk Millî Mücadele’yi (Kurtuluş’u) yöneten CHP’nin kuruluş felsefesi ve temel ilkeleri (Kemalizm) ile iktidara gelmesi gerekir. Yönetim kadrosu AB ve DEM seviciliği ile tescillenen YENİ Parti gelecek seçimleri kazansa dahi, Türkiye Cumhuriyeti’nin dönüştürülmesi projesi devam edecektir. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti’ni dönüştürülmekten kurtarmak için önce CHP’nin “butlan yönetimi”nden kurtarılarak, kurucu değerlerine ve temel ilkelerine (6 Ok’a) kavuşturulması gerekir. Bu özelliklerini tekrar donanmış bir CHP, en geç Mayıs 2028’de yapılacak seçimlere yetiştirilemezse de, bir “Millî Mücadele” program ile gireceği ilk seçimi büyük çoğunlukla kazanacaktır.
CHP yönetimine Butlan Kayyum’un getirilmesini protest amacıyla yüzbinlerce Parti üyesi istifa ederek YENİ Parti’ye üye oluyorlar. CHP’de artık düşündükleri doğrultuda siyaset yapamayacak olanların istifa etmeleri normal karşılanabilir. Ancak “butlan yönetimi”ni protest amacıyla CHP üyeliğinden istifa etmek bir aymazlığı yansıtmaktadır. YENİ Parti üst yönetimi de CHP üyelerini istifa ederek gelmeleri için çağrıda bulunmakla, CHP’yi tasfiye projesini desteklemektedir.
CHP Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerlerini ve temel ilkelerini temsil eden bir parti olarak, diğer siyasi partilerden farklıdır. O’nun üyeliği bu değerleri ve temel ilkeleri benimsemiş olmayı ifade eder ve Parti’nin lider ve yönetiminde bu değerlerden sapmalar olursa, üyeler partiyi terketmek yerine sapkın yönetime karşı mücadele etmelidir. CHP üyeleri, Parti içindeki mücadeleleri olumlu sonuç verene kadar, YENİ Partiyi bağışlarla destekleyebilir, hatta ilk seçimde YENİ Parti’ye oy da verebilirler.
CHP’nde yönetiminin Parti’nin kuruluş değerleri ve temel ilkelerini benimsememiş kimselerce ele geçirilmesi, CHP Kurultaylarının delege sistemindeki anti-demokratik ve şaibeli uygulamalarla mümkün olmaktadır. Her ilin kurultaya göndereceği delege sayısı, o ilin TBMM’deki milletvekili sayısının iki katı olarak belirleniyor. Sonuçta büyük illerden kurultaya gelen bir delege, küçük illlerden gelene kıyasla belki on katı üye sayısını temsil ettiği halde, kurultayda her iki delege de birer oya sahip. Küçük illerde “delege ağaları” vasıtasıyla mevcut yönetimi destekleyecek delegelerin seçimi daha kolay olmaktadır. Şaibeli oy kullanılmasına gelince, CHP’nin 2023 yılındaki 38. Olağan Kurultayının şaibeli oy kullanıldı iddiası ile yargı tarafından butlan kılınması ile Parti başkanlığına getirilen, 13 yılda 13 seçim kaybetmiş Kılıçdaroğlu’nu 6 defa genel başkan seçen kurultayların delegeleri, geri zekâlı değildiyseler, muhakkak ayarlanmışlardır. Bu durum mahalle delegelerinin seçimine, mahalleli Parti üyelerinin gerekli ilgiyi göstermemesi nedeniyle, Parti ilçe teşkilatının “delege ağaları” ile mevcut yönetimi destekleyecek kimselerin delege seçilmesini sağlamasıyla mümkün kılınıyor.
İşte tam bu nedenle, CHP’nin butlan yönetimini protest etmek üzere, aralarında eski bakanlar ve milletvekillerinin de bulunduğu “264 elit CHP üyesi”nin ortak açıklamayla partilerinden istifa etmeleri tam bir gaflet (aymazlık) örneğini yansıtıyor. Herşeyden önce açıklamalarındaki “Özgür Özel’in liderliğini yaptığı siyasi hareketin CHP’nin tarihsel mirasını ve Cumhuriyetin temel değerlerini ödünsüz sahiplendiği” ifadesi, geçmişteki görevlerine atfen kendilerini “elit üye” olarak nitelemekte yanıldığımı gösteriyor. Ayrıca açıklamalarındaki “Partimizin tüzel kişiliğini bir gün geri alana kadar partimizden geçici olarak ayrılma kararı aldık” ifadesi tam bir “hazıra konma” mentalitesini yansıtıyor. Oysa geçmişte bulundukları mevkiler icabı her biri CHP’nin 1.8 milyon üyesi üzerinde bir “kanaat önderi” saygınlığı ile etkili olabilirlerdi. CHP’yi terkedecekleri yerde, aralarında teşkilatlanıp ülke çapında yapacakları ziyaretler, görüşmeler, konuşmalarla ilçe kongreleri için mahalle delegelerinin belirlenmesinde, üyelerin sorumluluklarını tam olarak yerine getirmelerini sağlayabilirlerdi. Böylece “delege ağalarının” etkisiz kılınıp, Partinin kuruluş felsefesi ve temel ilkelerine sahip mahalle delegelerinin ilçe kongrelerine gönderilmesiyle, ilk CHP kurultayında “butlan yönetimi”ne son verilebilirdi.
SONUÇ
CHP’yi yıkmadan (dönüştürmeden) Türkiye Cumhuriyeti yıkılamaz (dönüştürülemez). Bu bilinçle, 2010 yılında Baykal’a karşı yapılan kumpasla Kılıçdaroğlu yönetime getirilerek, zaten 1950’lerde başlamış olan T.C.’nin dönüştürülmesini hızlandıracak uygulamalar için gerekli ortam hazırlandı. ABD’nin 2000’lerin başında başlattığı BOP girişimi ile sıranın Ortadoğuda iki ulusal devlet, İran ve Türkiye’ye geldiği bugünlerde, Türkiye Cumhuriyeti’nin dönüştürülmesinin, neredeyse gerçekleştirilmiş olan ılımlı İslam devleti safhasını takiben, son safhası olan dört parçalı Kürdistan’ın Türkiye parçasının hazırlanması girişimi başlatıldı. Özgür Özel yönetimindeki CHP’nin de bu girişime engel olması beklenmemekleydi. Ancak CHP adayının gelecek cumhurbaşkanlığı seçimini kazanacağı ihtimali neredeyse kesinlik kazanmıştı. Mart 2024’ten beri CHP belediyelerine ve örgütüne karşı yargısal kovuşturma ve tutuklamalarla Partiye desteğin artması önlenemeyince, 2023’deki kurultay hakkında “butlan hükmü” veren bir yargı kararı ile Parti’nin bölünmesi sağlandı.
CHP’den ayrılan Özel ve kurmaylarının kurduğu YENİ Parti’ye CHP üyelerinin akın akın geçmeğe başladıkları ve bunun YENİ Parti yönetiminin yaptığı çağrılarla desteklendiği görülüyor. Bu arada CHP’li 264 eski bakan, milletvekili ve örgüt yöneticilerinin istifa ederek YENİ Parti’ye geçmeleri özellikle dikkatleri çekti. Bu yazımızda YENİ Parti’de aktif siyaset yapacaklar dışında CHP’de istifa etmenin bir aymazlık olduğunu değerlendirdik. CHP üyeliği, Parti’nin kuruluş felsefesi ve temel ilkelerini benimsemiş olmayı ifade eder. Parti yönetimin bu değerlerden sapması karşısında istifa etmek, Atatürk’ün partisini tasfiyeye maruz bırakmak olur. Bu nedenle, gerçek CHP üyeleri istifa değil, butlan yönetimiyle mücadeleyi seçmeliydiler. Bunun için de istifa eden “elit üyeler”in doğru kurultay delegelerinin seçimini sağlamak için sorumluluk yüklenmeliydiler. YENİ Parti’nin gelecek seçimi kazanması için bağış yapmak ve oy vermek için, YENİ Parti üyesi olmak gerekmiyor.
[1] Amerikan Başkanı Wilson’ın evinde Osmanlı topraklarının paylaşımı konuşulurken U.K. Başbakanı Lloyd George Türkler İstanbul’da bırakılmalı mı diye sorunca, Başkan Wilson “Türkler Avrupa’da çok uzun zaman kaldılar ve oradan tamamen temizlenmelidirler” diye cevap verir. H.Edip Adıvar, Türk’ün Ateşle İmtihanı, s. 186.
[2] “Kurtuluşun Beşlisi” diye anılan Mustafa Kemal, Kâzım Karabekir, Ali Fuat Paşalar, albay Refet Bele ve deniz albayı Rauf (Orbay).
[3] Ulusal And, Sivas Kongresinde teşkil olunan Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti üyelerinin çoğunlukta bulunduğu Osmanlı Mebusan Meclis’ince 28.01.1920’de kabul edilen ve Kurtuluş Savaşı’nın ana programını oluşturan 6 maddelik temel belgedir.
[4] Lozan’da Türk Boğazları’ndan geçiş rejimi uluslararası bir yönetime bırakılmış ve boğazların iki yakası askersiz kılınmıştı. 20.07.1936’da imzalanan Montrö Sözleşmesi ile Boğazlar üzerinde Türkiye’nin egemenliği tesis edildi.
[5] E. Ziya Karal, Atatürk’ten Düşünceler, T. İş Bankası yayını, TTK Basımevi, 1956, s.114.
[6] Atatürk bunu “kendi düşünme ve ruh yeteneklerinin kavrama sınırı bittikçe, bana direnmeye ve karşı çıkmaya başlamışlardır” şeklinde açıklamıştır. E. Mütercimler, Fikrimizin Rehberi, Gazi Mustafa Kemal, Alfa Yayınları, 4. Basım, s.647’de naklen: Atatürk, Söylev, Cilt 1, TDK Yayını 1974, s.11-12.
[7] TBMM 3 Mart 1923 tarihinde Hilafetin ve Şer’iye ve Evkaf Vekâleti’nin kaldırılmasına karar verdi ve Tevhid-i Tedrisat (Eğitimin birleştirilmesi) kanununu kabul etti.
[8] Abdi İpekçi, İnönü Atatürk’ü anlatıyor, Cem Yayınevi. 1981, s.36.
[9] E. Mütercimler, Fikrimizin Rehberi, s.814.
[10] CHP web sitesi, ana sayfa başlığı, 6 Ağustos 2026 görünümü.
[11] Yılmaz Özdil’in 11.08.2026 günkü Youtube programında bahsettiği 2009 Kürt Açılımı’na karşı Bahçeli ve Baykal’ın değerlendirmelerine AI/YZ ile ulaştım.
[12] Bahçeli’nin burada ifade edilen görüşlerini, 30.07.2009’daki yazılı basin açıklaması; 13.11.2009’da TBMM Genel Kurul konuşması ve bu iki tarih arasında çeşitli tarihlerde konuyla ilgili konuşmaları ve basin açıklamalarından aldık.
[13] MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin AKP'nin "Kürt açılımı" sürecine ilişkin son gelişmeler konusunda
yaptığı yazılı basın açıklaması. 8 Eylül 2009, MHP Arşivinden.
[14] Baykal’ın 2009’daki başlıca itirazları 9.09.2009 CHP Gn Mrkz basın toplantısı; 13.!!.2009 TBMM Genel Kurulu, Demokratik Açılım genel görüşmesi; 8.12.2009 CHP TBMM Grup konuşması ve 14.12.2009 TBMM Genel Kurulu konuşması.
[15] CHP liderliğine gelen Kılıçdaroğlu’nun Parti yönetimini Atatürkçü üyelerden arındırıp, yerlerine Parti’nin kuruluş felsefesi ile ters düşen kişileri getirmesini yansıtan bu metaforu Yılmaz Özdil siyasi literatürümüze mal etti.
[16] Özgür Özel’in CHP lideri iken de « Kürt Sorunu » ile çelişkiler içinde bulunuyordu. Bu konuda bir yazım için bakınız: https://www.yenicaggazetesi.com/bugunku-chpnin-kurt-sorunu-celiskileri-998385h.htm