BARAN YALÇIN - YENİÇAĞ
Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, Türkiye ve Libya arasında imzalanan “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası” hakkında YENİÇAĞ’’a önemli değerlendirmelerde bulundu.
‘BU ANLAŞMA MAVİ VATAN’DA BİR MİLAT’
Gürdeniz, yapılan bu anlaşmanın Mavi Vatan mücadelesinde bir milat ve gerçek anlamda bir oyun değiştirici olarak değerlendirdiğini söyledi.
Doğu Akdeniz'deki mücadelenin sadece petrol ve doğal gaz kaynaklarının paylaşılması olmadığını, esas meselenin bölgesel deniz yetki alanları düzeninin kimin çıkarlarına göre şekilleneceği olduğunu ifade eden Gürdeniz, “Esas mesele, bölgesel deniz yetki alanları düzeninin kimin çıkarlarına göre şekilleneceğidir. Türkiye'nin Anadolu kıyılarından kaynaklanan kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge hakları, Yunanistan'ın Girit, Kaşot, Kerpe, Rodos ve Meis adalarına dayandırdığı geniş deniz yetki alanı iddialarıyla karşı karşıyadır. Bu yaklaşımın en somut ifadesi Sevilla Haritasıdır. Harita, Yunan adalarına tam etki tanıyarak Türkiye'yi Antalya Körfezi çevresine sıkıştıran bir deniz yetki alanları vizyonu ortaya koymaktadır” sözlerini sarf etti.
‘YÜZDE 40 PAYI OLAN TÜRKİYE’YE YÜZDE 12 VERİLİYOR’
Sevilla haritasında Levant kıyılarında %40 kıyı payı olan Türkiye’ye % 12 pay verildiğini belirten Gürdeniz, “Yunan %4; GKRY %15’lik kıyı uzunluğu payına sahip olduğu halde sırasıyla %26 ve %32 pay alıyorlar. Böyle bir insafsızlık söz konusudur" dedi.
‘YUNANİSTAN’IN İDDİA ETTİĞİ SINIRLARA HUKUKSAL OLARAK CİDDİ BİR ENGEL’
Türkiye ve Libya arasında İmzalanan anlaşmaya karşı Yunanistan ve GRKY’nin gösterdiği tepkilerin nedenini açıklayan Gürdeniz, Libya Mutabakatı’nın Yunanistan’ın Sevilla haritasında iddia ettiği sınırlara hukuksal olarak ciddi bir engel olduğu söyledi.
Gürdeniz, “Türkiye ile Libya arasındaki deniz alanlarını kontrol etme iddiasına karşı somut bir hukuki ve diplomatik hamle gerçekleştirmiştir. Bu yönü ile Türkiye Libya Mutabakatı, Sevilla Haritasının önüne ciddi bir engel oluşturmuştur. Bu nedenle Yunanistan'ın sert tepkisinin temelinde, mutabakatın Atina'nın maksimalist deniz yetki alanı talepleriyle çatışması bulunmaktadır. Yunanistan'ın 2020 yılında Mısır ile imzaladığı kısmi sınırlandırma anlaşması da bu mücadelenin devamıdır. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ise Türkiye'nin ve Kıbrıs Türklerinin haklarını yeterince dikkate almayan mevcut bölgesel düzeni korumaya çalışmaktadır. Rum yönetimi bütün ada adına anlaşmalar yaparken Kıbrıs Türklerinin doğal kaynaklar üzerindeki haklarını fiilen ikinci plana itmektedir" şeklinde konuştu.
‘ANKARA’NIN BU KAZANIMI KALICI HALE GETİRMESİ ZORUNLUDUR’
Ankara'nın atması gereken adımları sıralayan Cem Gürdeniz, "Diğer yandan Ankara için bu kazanımın kalıcı hâle getirilmesi zorunludur. Türkiye, Mavi Vatan ve Deniz Yetki Alanları Kanunu'nu çıkararak hak ve iddialarını ulusal hukukta bütüncül biçimde düzenlemeli, gerekli uluslararası bildirimleri yapmalı ve denizlerdeki ekonomik faaliyetlerini güçlendirmelidir. Sonuç olarak Türkiye-Libya Mutabakatı, Türkiye'nin denizden kuşatılmasına karşı geliştirdiği en önemli jeopolitik hamlelerden biridir. Türkiye bu anlaşmayla Doğu Akdeniz'de kendisine biçilen edilgen rolü reddetmiş, deniz yetki alanları mücadelesinde stratejik inisiyatifi ele almıştır" dedi.
Öte yandan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in, Libya Parlamentosu’nun Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Mutabakatı’nı onaylamasına gösterdiği sert tepki, Doğu Akdeniz’deki jeopolitik hamleleri yeniden gündeme getirdi.
Tümamiral Cem Gürdeniz, AB’nin tarafı olmadığı halde iki bağımsız ülkenin anlaşmasına neden tepki gösterdiğini ve Brüksel'in verdiği tepkinin arka planındaki stratejik hedefler hakkında da değerlendirmelerde bulundu.
‘AB BÖLGEDE DÜZEN KURMAK İSTİYOR’
Gürdeniz, Von der Leyen'in tepkisini anlayabilmek için olaya sadece ikili bir deniz yetki alanı anlaşması olarak bakılmaması gerektiğini vurgulayarak durumun AB'nin son 30 senede bölgede kurmaya çalıştığı düzenle ilgili olduğuna dikkat çekti.
‘TÜRKİYE AÇISINDAN İKİ KIRILMA NOKTASI VAR…’
Bu düzenin Türkiye açısından iki ana kırılma noktası bulunduğunu ifade eden Gürdeniz, “Birincisi, 2004 yılında Kıbrıs sorunu çözülmeden ve Annan Planı Rumlar tarafından reddedilmesine rağmen GKRY'nin tek taraflı olarak AB'ye kabul edilmesidir. İkincisi ise Yunan adalarına gerçek dışı deniz yetki alanları tanıyarak Türkiye'yi Antalya Körfezi’ne hapsetmeyi hedefleyen Sevilla Haritası zihniyetinin AB politikalarına yön vermesidir” sözlerini sarf etti.
Sevilla Haritası’nın hukuken AB'nin resmi deniz sınırları belgesi olmadığını fakat pratikte tüm AB kurumları tarafından gayriresmi olarak uygulandığını belirten Gürdeniz, 2004 senesindeki Kıbrıs hamlesiyle AB'nin Doğu Akdeniz'de doğrudan bir aktör haline gelerek küresel finans kapitalin enerji savaşlarına dahil olduğunu ifade etti.
‘AB, ABD İLE BİRLİKTE TÜRKİYE’Yİ SAF DIŞI BIRAKMAYA ÇALIŞIYOR’
Gürdeniz, Rus gazına alternatif arayan AB'nin, Doğu Akdeniz doğal gazının kontrolünde ABD ile birlikte Türkiye'yi oyun dışı bırakmak için her yolu denediğini belirtti.
Gürdeniz, “Rum yönetiminin Mısır, Lübnan ve İsrail ile attığı tek taraflı adımlar, Doğu Akdeniz'in enerji kaynaklarını AB'nin enerji güvenliği politikalarıyla iç içe getirdi. Türk Donanmasına kurulan Ergenekon ve Balyoz kumpasları da tam olarak Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de saf dışı bırakma sürecinin birer devamıydı” dedi.
‘AB ÇİFTE STANDART UYGULUYOR’
Ursula von der Leyen’in, anlaşmanın "üçüncü ülkelerin (Yunanistan ve GKRY) haklarını ihlal ettiği" yönündeki iddiasını değerlendiren Gürdeniz, AB'nin açık bir çifte standart uyguladığını ifade etti.
Gürdeniz, “Von der Leyen Libya'da dış müdahalelerden bahsediyor; peki Libya’nın Chevron’a verilen lisans sahalarında hakları gasp edilirken kendisi neredeydi?" Sözlerini sarf etti.
‘LİBYA MAVİ VATAN’IN GİRİŞ KAPISIDIR’
Mavi Vatan mücadelesinin Türkiye'nin geleceği için hayati önemde olduğunu söyleyen Gürdeniz, açıklamalarının sonunda şunları söyledi,
Sonuç olarak AB'nin itirazı yalnızca Yunanistan ve Rum yönetimiyle bir dayanışma gösterisi değildir. Esas mücadele Doğu Akdeniz'in deniz yetki alanları, enerji kaynakları ve jeopolitik düzeni üzerinedir. Mavi Vatan mücadelesi uzun yıllar devam edecektir. Türkiye bir yarımada devletidir ve Mavi Vatan onun jeopolitik kaderinin ayrılmaz parçasıdır. Libya ise Mavi Vatan’ın giriş kapısıdır."