İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’de görülen davanın üçüncü duruşmasına sanıklar tutuklu olarak katıldı. Mahkeme salonuna gelen Ekrem İmamoğlu’na izleyicilerden “Millet sizi bekliyor” diye seslenildi. İmamoğlu’nun, “Beni beklemeyin, siz harekete geçin, ben katılırım” sözleri salonda gülüşmelere neden oldu.

“2 YILDA ŞAHSIMA 20 DAVA AÇILDI”

Ardından savunmasına başlayan İmamoğlu, hakkında yürütülen yargı süreçlerini eleştirerek, “Burada yine bir yargı saldırısı altında olduğumuz dönemde, ismi bile insanları güldürecek casusluk davasında bu salondayız. Asrın akıl tutulmuşluğu ile mücadele eden bir toplum halindeyiz” dedi.

İmamoğlu, son iki yılda hakkında çok sayıda dava açıldığını belirterek şu ifadeleri kullandı:

“2 yılda şahsıma 20 dava açıldı. Mevcutta 13 ceza davam var. 23’e yakın hakim değişikliği yaşanan bir süreci yaşadık. Bir mahkemeden öbür mahkemeye hakimleri tanıyamaz duruma geldim.”

Bir gün diplomasını, bir gün belediyecilik faaliyetlerini savunmak zorunda kaldığını söyleyen İmamoğlu, belediyeye tahsis ettiği kişisel aracı nedeniyle de yargılandığını belirtti. İmamoğlu, bu uygulamayla kamuya 30-35 milyon liralık tasarruf sağladığını savundu.

İmamoğlu, “Bugün ise casusluk iddiasıyla sanık kürsüsündeyim” diyerek suçlamalara tepki gösterdi.

Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ ve Necati Özkan'ın yargılandığı casusluk davasında 3'üncü duruşma bugün görülüyor.

Tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun duruşmada yaptığı savunmanın tam metni ortaya çıktı.

İmamoğlu'nun savunmasının tamamı şu şekilde:

Ekrem İmamoğlu: Öbür tarafta duruşma devam ediyor ve orada her çıkan sorguya gelen sanığın benim için ayrı bir önemi var. Dolayısıyla ilk söz almayı talep ediyorum.

Hakim: Tanıkları dinleyecektik ama. Tanıklardan öncesinde söz almak istiyorsanız verelim.

Ekrem İmamoğlu: Ben istiyorum çünkü tanıklar zaten mahkeme tarafınca dinlenecektir.

“TÜRKİYE AKIL TUTULMASININ YAŞANDIĞI BİR DÖNEMDEN GEÇİYOR”


Evet. Sayın Başkan, Sayın Heyet; mahkeme huzurunda aziz milletimize sesleniyorum ve buradan ne yazık ki yine bir yargı saldırısı altında bulunduğumuz dönem içerisinde, ismi bile sokağa çıksak, milyon insana sorsak, milyonun tamamının güldürecek bir isimle, “casusluk davasıyla” bu salondayız. Yüce Türk Yargısı'nı ve Türk Yargısı'nı temsil eden mahkemeyi, hakimler bu akla evvel iddianameyi yazan üç beş muhterisin ne yazık ki toplumu, bu ülkeyi ve bu mahkemeyi meşgul etmesine hep beraber yaşıyoruz. Türkiye çok şey yaşıyor, Türkiye çok ilginç bir dönemden geçiyor. Akıl tutulması desek, kelime yetmiyor. Her sabah nasıl bir Türkiye uyandığının bu millet farkında değil ve gerçekten cahillikle, yani çağın asrın cahilliğiyle, asrın akıl tutulmuşluğuyla mücadele eden bir toplum halindeyiz. 87 milyon dışarıda nasıl bilemiyorum, tahmin bile edemiyorum. Çok üzülüyorum milletimiz adına.

“İKİ YIL ÖNCE BAŞLAYAN SÜREÇ”


Ekim ayına giriyoruz. Ekim ayına girerken, tabii hatırlatmam hususlar var. Çünkü tam 2 yıl önce bu günlerde, 31 Mart 2024 yerel seçimlerindeki ağır yenilgi sonrası, iktidarın seçim kaybetmesi sonrası alınan karar gereği bir kişi, bakan yardımcılığından, yani siyasi bir görevden kanuna aykırı bir biçimde tekrar bir yargı görevine, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na ataması yapılıyor. Bu kanuna aykırı bir durumdur, asla uygun değildir, denilmesine rağmen ısrarla bu uygulanıyor. Tebliğ edilen bu görev aslında sadece HSK'da belirlenmemiş, tümüyle siyasi bir talimatı yerine getirmek için talimatlandırılmış olduğu ve açıkçası yol haritası çizilmiş bir stratejiyi yerine getirmek amacıyla İstanbul'daki bu göreve getirildiği, fazla vakit geçmeden ortaya çıkıyor.

Tümüyle makam, mevki, menfaat odaklı bir görevdi bu görev. Zaten içinde olanların tamamı da menfaat, makam, mevki elde ettiler, çok net ispatlı. Bu yolculuk senaryosu, saray zihniyeti tarafından yazılmıştır. Siyasi başarısızlığını, 25 yıl içinde ilk kez ikinci parti durumuna düşen hükümet partisi, hükümeti yöneten AK Parti'nin halktan uzaklaşmış, halkın menfaati değil, bir avuç yandaşın kazancının derdine düşmüş, 87 milyonun derdine derman olamayan bu hükümetin yeni çözümü, yargı kollarının operasyonlarına yaslanarak bir yöntem olacak şekilde karar alınmış ve bunun uygulayıcısı olarak da o dönem bakan yardımcısı İstanbul'a başsavcı olarak atanmış, görevini yerine getirmek için hazırlık yapmıştır zaten. Süreç başlatılmıştır.

ESENYURT OPERASYONUNU HATIRLATTI


Bu yöntem, fazla değil, 2 yıl önce hafta içerisinde, 30 Ekim'de ilk hukuksuz operasyonunu, yani hem de 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'mızı kutladığımızdan bir gün sonrasında, çünkü onların ne milli, ne manevi, hiçbir inanca, hiçbir duyguya, hiçbir yaşamın değerini hissettirecek hususa saygısı olmayan bir zihniyet; gözü kör olmuş, gözü körleşmiş bir zihniyet, az önce söylediğim o makam, mevki, menfaat üçlemesiyle hareket ederek, kıymetli Ahmet Özer Başkanımızı Esenyurt'a operasyon yaparak, şafak operasyonu tarifini de literatürümüze kazandırarak ilk adımını atmış, tutuklamış ve işe başlamıştır. Bu operasyonların hedefinde yenildiği ana muhalefet partisi, onun genel başkanı ve hiç yenemediği ve yenemeyeceğini bildiği muhtemel rakibi olduğunu da ortaya açıkça koymuştur.

İki yıldır Türkiye, tam da bu başlangıçla, yüzlerce diyebileceğimiz kanuna aykırı yöntemlerle devletin tüm kurumlarını vahşice kullanarak, altını çiziyorum, devletin bütün kurumlarını kolluk gücünü, valiliğini, kaymakamlığını aklınıza gelebilecek bütün kurumlarını vahşice kullanarak, korkutarak kullanarak, kimi kimliklerini, müfettişlerini kimi korkutarak, kimi menfaat yolculuğunu önüne koyarak bir süreç tariflemiş ve tarihe asrın hukuksuzluğu olarak geçen hukuk cinayetlerini, yargı saldırılarını, haysiyet cellatlıklarını, işkence yöntemlerini, tekrar ifade ediyorum, senaryosunu saraydan çizdikleri uygulayıcısı yargı kolları adına İstanbul'a atanan başsavcının olduğu şekilde Türkiye'mizi felç etmiş bir dönemi ülkemize yaşatmışlardır.

BU SÜRECİN EKONOMİK BEDELİ 250 MİLYAR DOLARI AŞTI”“

Bu yaşanan sarsıntılar, bu yaşanan abluka, bu yaşanan skandallar insan haklarına tümüyle aykırıdır. Yani dünyanın hiçbir yerinde anlatılacak bir hususu, bir kelimesi, bir saniyesi dahi yoktur. Ve tamamen anayasal düzeni bozma suçu içeren yöntemlere sahiptir. Tekrar ifade ediyorum, yani bunu hukukçular daha iyi biliyor. Okudukça ben de bunu daha iyi idrak ediyorum. Anayasal düzeni bozma suçu içeren yöntemlerle dolu bir süreci Türkiye yaşatmışlardır. Bunların failleri er ya da geç kim ise, kim ise bu millet huzurunda adil mahkemelerde hesabını vereceği günler yakındır. İşte bu yöntemlerle Türkiye'yi altüst etmenin yanı sıra, sadece ülkeyi altüst etmek değil, aynı zamanda ekonomik, sosyolojik, psikolojik bedelleri bu millet çok ağır olmuştur.

İddia ediyorum; ağır bilançonun milletin sırtına yük edilen, 87 milyonun cebinden çıkan, bizzat cebinden çıkan rakamı dövizden enflasyona, borsadan sanayiye, düşürülemeyen faizden gıda enflasyonuna kadar iddiayla ifade ediyorum, 250 milyar doları aşmıştır. Bu bedel, kayrılan bir avuç yandaş hariç, yani bunun adı ister güncel adıyla fonda vurgun yapan kişiler olsun, ister ihale peşinde koşan bir avuç insan olsun, ya da siyasetin içinde kapalı kapılar ardında ya da başka görevlerindeyken bundan nemalanan insanlar olsun, bunlar hariç bu milletin her evladını, burada bulunan herkesi, güvenlik gücünden izleyicisine, gazetecisinden ailelere, hukukçulara varıncaya kadar herkesi derinden ilgilendirmektedir.

İşçiyi, öğrenciyi, genci, emekliyi, ev kadınını yuva kuramayan kızlarımızı, oğullarımızı, sanayiciyi, çiftçiyi, üreten herkesi ilgilendirmektedir, işsizi ilgilendirmektedir. Okula aç giden ve açlık içerisinde karnını doyuramayan minnacık kızlarımızı, oğullarımızı, ilkokula giden çocuklarımızı ilgilendirmektedir. Hayatını kaybeden emeklilerimizi ilgilendirmektedir. Onun için bütün bu dediğim maliyet kuruş kuruş, lira lira milletin cebinden bir başka elin oraya girip çıkmasıyla ne yazık ki çıkmıştır. Milletimizin cebinden bu paralar harcanmıştır. Bu bedele yakın coğrafyamızdaki savaşların etkisini falan filan sakın kimse yedirmeye çalışmasın. Onun etkisi bunun dışında. Bu rakam gerçek hesabı yapılmış, kitabı yapılmış bir rakamdır. Ve yine son günlerin, önümüzdeki süreçte hayatımızı çok etkileyecek bedeli ağır olacak iktidar eliyle gerçekleşen asrın soygunu, fon vurgunu da buna dahil değildir.

“ŞAHSIMA 20’YE YAKIN DAVA AÇILDI”

Ekim 2024'te başlayan muhalif belediye operasyonları İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne ve şahsıma yapılan operasyonla zirve yapmış ve kendine ait olmayan, millete ait olan koltuğu kaybetme korkusu, yorgunluk, bitkin, yaşlı, üretemeyen metal ve mental tükenmişliğin politik her türlü çöküşünün verdiği tarihsiz korku ile diplomamı, 35 yıl önceki emeğimi elimden alacak kadar gözlerini karatmış, gözleri dönmüş bir biçimde ahmak, çirkin, nezaketsiz gibi davalar açarak ve bunlardan da medet umarak tarihe, kara leke olarak, trajikomik kimlikler olarak geçmiştir, geçmeye devam ediyorlar.

Her türlü ayak oyununu, devleti temsil eden insanlar, her türlü ayak oyununu, kapalı kapılar ardında akla hayale gelmeyecek, yani bu ülkede yani köprüyü, Galata Kulesi'ni satanların bile, o geçmişte trajikomik diye gülerek ifade ettiğimiz, yalancı emlakçılık yaparak millete ait olan şeyleri satanları bile, yani düşündürecek, bu şeytanın aklına gelmez dediğimiz işleri yapacak şekilde türlü ayak oyununu yapar hale gelmişlerdir. Yazıklar olsun! Gerçekten yazıklar olsun!

İki yılda, iki yılda, şahsıma 20'ye yakın dava ile muhatap edildiğim bir süreci yaşattılar. Mevcutta 13 tane ceza davası ile mücadele etmekteyim. Bu mahkemelerin de 23'e yakın hakim değişikliği yapılarak adil yargılanmamın tümüyle engellendiği bir ortamı yaşamaktayım. 23'e yakın diyorum, artık ben sayamıyorum. Kaç kişi değişti, kim geldi, kim gitti, kim kimdir? Bir mahkemeden öbür mahkemeye hakimleri bile tanıyamaz duruma geldik. Tarifi gerçekten imkansız anlatması gerçekten çok zor.

DİPLOMA, MAKAM ARACI, BELEDİYECİLİK VE CASUSLUK DAVASI

Evet, yani 19 Mart'tan bu yana hakkımda yürütülen yargı süreçlerinin her birinde, farklı bir suçlamayla karşı karşıya bulunmaktayım. Bu salonlarda, çok duruşmaya giriyorum. Bir gün diplomamı savunmak zorunda kalıyorum. Neyini savunacaksam? Bir gün belediyecilik faaliyetlerini, bir gün makam arabamın açıklanması benden isteniyor.

Hesapladım, kamuya benim bıraktığım zararı sağladığım fayda 30-35 milyon lira. Çünkü 12 sene ben kendi aracımı kullandım. Niye? Belediyenin 200.000 liraya araba kiralaması ağırıma gittiği için. Kendi arabamı kullandığım için bununla bile yargılanıyorum. Bir gün diplomamı, bir gün makam arabamı savunuyorum. Belediyecilik faaliyetlerimi savunmaya çalışıyorum.

Bu şekilde bir süreç ilerlerken, bir absürt dava tarihe geçecek. Yani gerçekten bunu yazan iddia makamına diyorum ki: "Allah size akıl fikir versin." Çok net dua ediyorum. Yaradan beni duyar inşallah, onlara faydası olsun diye bunu söylüyorum. Bugün ise casusluk isnadıyla yeniden sanık kürsüsündeyim.

“MERDAN YANARDAĞ’DAN, NECATİ ÖZKAN’DAN CASUS ÇIKARMAK...”

Onun için yine casusluk isnadıyla karşı karşıyayım. Bugün de aynı günde 2 duruşmayla yine tarihe not düşmeye devam ediyoruz. Casusluk… Yani arkaya dönüp baktığımda çok yakinen tanıdığım, dostluk yaptığım ya da yoldaşlık yaptığım Necati Özkan'dan casus çıkartmak, yani bu ülkenin silahlı kuvvetlerinde görev yapmış bir insandan, kendini memleketine adamış bir insandan casus çıkarmak… Uzaktan izlediğim, okuduğum, takip ettiğim, fikirlerine hayranlıkla baktığım Merdan Yanardağ'dan casus çıkarmak ya da televizyonuna çökmek, adı her neyse.

Şimdi burada tanıdığım yani kimdir, nedir bilmediğim, hiç tanışmadığım bir defa fotoğraf çekildiğim… Görüyorum ki yani gerçekten artık biz zaten mahkemede buna çok şaşırır olduk. Bazen arkadaşlarım bir mahkemede diyor ki "Ya ben masumum diye haykırasım geliyor sonra biriniz çıkıyor, dinliyorum ondan sonra diyorum ya bu benden daha masum" deyip ona üzülmeye başladım, ben de Hüseyin Gün'ü dinlemeye başladım bu mahkemede. Yani gerçekten o insandan da casus çıkarmak ve bu devlet adına utanç verici bir durumla karşı karşıyayız.

“ELİNİZDE HANGİ DELİL VAR?”


Yani ülkesine ihanet eden, yabancı güçlerle çalışan… Bize bu deniyor. Devletin güvenliğine karşı hareket eden bir insan olduğumuz bize söyleniyor. Kim tarafından? O Allah akıl versin diye dua ettiğim iddia makamında bunu yazan kimse onlar tarafından. Haydi oradan! Haydi oradan! Böylesine ağır bir suçlama karşısında iddianın ağırlığıyla orantılı bir hukuki ciddiyet yaşamak isteriz biz.

Ya ben hangi bilgiyi temin etmişim? Yani kime aktarmışım? Hangi talimatı vermişim de böyle bir işlem yürümüş? Tek bir konusu dahi geçmedi yani, ne mahkeme heyeti bana soru sordu bugüne kadar, ne de bir arkadaşıma sordu yani buraya gelenlere de böyle sorular sorulmadı ama biz bununla yargılanıyoruz. Yani hangi eylemle devletin güvenliğine karşı hareket etmişiz biz? Hangi eylemle? Hangi ispatla? Hangi ispatla? Hangi akılla bunu yazdınız? Hangi akılla bunu mahkemeye getirdiniz? Neyi savunuyorsunuz? Elinizde hangi delil var?

Ya ben onlarca mahkemeye geldim. 105. 107. duruşmaya giriyorum, 107, 108 duruşma. 15 tane mahkeme, ya bir tane delil yansıtılmaz mı şuraya? Bak şu davada şu delil, şu ses kaydı, şu şunu söyledi, bu bunu yazdı, bu bunu çizdi demez mi? Diyemiyorsunuz, yazıklar olsun size.

“KAÇ TANE DAHA DURUŞMAYA GELECEK BU İNSANLAR?”

Hangi ülke? NATO'nun bütün devletleri buraya geldi. Bekledim ki zat-ı muhterem sorsun onlara "Ya bu Ekrem casusmuş. Tanıyan var mı?" "Ey CIA! Ey MI6! Veya diğer ülkeler ya da onların faaliyet gösteren şeyleri, istihbarat teşkilatları." Yani sorsun, diyordu ya "Ey Amerika! Ey Amerika, ya Ekrem İmamoğlu casus mu, anlat bakalım, dostum" diyor ya. Yani 20 senedir F-35 alacağı var ya mesela, hani onu alamadı bari bunu öğrenip gelseydi New York'tan.

Ekrem İmamoğlu, İstiklal Marşı'nın bütün kıtalarını ezbere bilerek hayatını geçirdi ve öyle büyütüldü. Vatan, millet sevgisi... Bu ülkenin her insanını severek büyüdü. Ama kendini sevenlerden hiç olmadı. Kendine aşık insanlardan hiç olmadı. Koltuğa yapışanlardan hiç ama hiç olmadı.

Allah aşkına! Bunların cevaplarını somut delillerle görmek istiyorum ben. Yeter! 3. duruşma... 4 mü, 5 mi, 6 mı, 7 mi? Hangi kaç tane daha duruşmaya gelecek bu insanlar? O bakımdan, huzurdaki davada beni casuslukla suçluyorlar. Seçmen analizi yapıyormuşum, dijital strateji kuruyormuşum, veri topluyormuşum ve bu milli güvenliği tehdit ediyormuş!

FON KRİZİNİ GÜNDEME GETİRDİ: “VATANDAŞIN BİRİKİMİ BUHARLAŞMIŞ”

Tabii yalanla, iftirayla dolu bir süreç; tümüyle koltuğunu koruma amacıyla ortaya konmuş bir süreç. Madem devletin güvenliğinden söz ediyoruz, devletin kurumlarından söz ediyoruz... Ben hani güncel bir ara not düşeyim. Vatandaşın birikimlerinin korunduğuna, nasıl korunduğuna bugün hepimiz şahitlik de ediyoruz. Milyarlarca dolarlık fon vurgunu ortada.

Kafasını kuma sokmuş insanlar ya! Böyle bir fotoğraf görüyorum; deniz sahili, böyle kocaman bir kumsal, kafasını kuma sokmuş yüzlerce insan... Yüzlerce! Kafası kumda, zannediyor kimse onu görmüyor, her şey ayazda. Böyle bir durumdayız yani. Şu anda Ankara'da Türkiye'ye gösterilen böyle bir fotoğraf. Ayıptır ya! Ayıptır, ayıptır! Niye? Vatandaşın birikimi buharlaşmış, emeklinin tasarrufu çalınmış.

“ÜST DÜZEY BÜROKRASİ VE SARAY SİYASETİNİN PARMAKLARI BU FONLARIN İÇİNDE”

Fon vurguncuları hakkında daha önce gerekli yerlere de uyarı yapılmış bu arada. Hatta bu uyarıyı yapan insanları, birkaç insanı alıp hemen gözaltına atmışlar. Aynı gün, aynı gün! Hatta utanmadan, gözaltına aldıktan sonra bir kısım bu işin, bu vurgunun önde giden insanları "İyi ki tutuklatmadım" diye de laf etmişler.

Yani tutuklatma yetkisini bile kendinde gören insanlar bunlar. Çünkü niye? Bu işin içinde olan herkes bu iktidarın fertlerinin insanları. Eşi, dostu, akrabası... Akrabası, damadı, gelini; hepsi bu işin içinde! Bu işin içinde, çünkü üst düzey bürokrasi ve saray siyasetinin parmakları bu fonların içinde. Bunu bilelim ya! Bu kadar ayan beyan.

DEVLET DENETLEME KURULU VE BORSA İSTANBUL ÇIKIŞI

Okuyunca şok oldum, düşünsenize: Devlet Denetleme Kurulu—yeni Cumhurbaşkanlığı sistemindeki en önemli Devlet Denetleme Kurulu'nun başkanı—aynı zamanda Borsa İstanbul yönetim kurulu üyesi! Haydi bakalım! Buna ne deriz, bunu nasıl anlatırız? Buradan soru çıkacak. Eşler, dostlar, akrabalar, nepotizm böyle yani zirve yapmış!

Ha, ben akrabamı olduğum yere sokmadım ya! Akrabamı olduğum yere sokmadım. Kural getirdik; bir yönetici varsa onun akrabası yönetici olamaz. Bir yöneticinin akrabası işe alınamaz. Bak bu kadar ileri taşıdık meseleleri, arkadaşlarım şahittir.

“BİR SAATTE ORTAYA ÇIKARTMAZSA BEN NAMERDİM”

Onun için şimdi bunu tespit ediyor, kim tespit ediyor? Ana muhalefetin sözcüsü açıklıyor. Peki ana muhalefetin sözcüsü açıkladı, açıkladı. Yahu Allah aşkına, "Üç kişi, üç kişi Beylik laflar etti. Kim yaptıysa ortaya çıksın." Neymiş? AK Parti'nin sözcüleri acayip laflar ediyormuş. "Kim yaptıysa ortaya çıksın. Kim yaptıysa kendini ihbar etsin. Gitsin teslim olsun." Vay anasını ya! Devleti düşürdükleri duruma bakar mısınız?

Bakın ben gözlerimi kapatayım, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin yöneticilerinden, teftiş kurullarından şöyle parmağımı gezdireyim, bir tanesinde dursun, böyle üç tane adam seçeyim, üç tane kadın seçeyim; Ankara'ya gitsinler, bilgisayarın başına otursunlar, kaç kişi kaç yüz milyon dolarları götürmüş bir saatte, bakın bir saatte ortaya çıkartmazsa ben namerdim! Alın size casusluk hikayesi! İddia makamı, alın size casusluk hikayesi! Yazabiliyor musunuz? Var mı gücünüz? Var mı cesaretiniz? Yok, ben biliyorum.

“DENETLENEN VE DENETLEYEN MAKAMLAR AYNI KOLTUĞA SIĞIŞMIŞ”

Ekrem İmamoğlu: Evet, yok biraz sürecek. Denetlenen ve denetleyen makamlar aynı koltuğa sığışmışlar. Buna devlet mi denir ya, buna hukuk mu denir, bu nasıl devlet ciddiyeti? Bunlar Ekrem İmamoğlu hakkında casusluk davası açacaklar. MASAK sisteminde siyasi nüfuz sahibi kişiler için özel bir koruma katmanı varmış. Kara parayla mücadele kılığında iktidarın kirli parasını koruyan bir düzen. Böyle şey olabilir mi ya? Bu mudur milli güvenlik?

İBB OPERASYONLARININ BİLANÇOSUNU AÇIKLADI

Bir tarafta bunlar yaşanırken diğer tarafta yargının bütün dikkati kimlere ve nelere çevriliyor? Hatırlatayım; benim çocukluk arkadaşlarım biliyor musun? Çocukluk arkadaşlarımı tuttular öbür tarafta. Benim çocukluk arkadaşlarım. Belediyede gariban şoförler aylarca yattı aylarca.

Ben milletin ne dediğine bakıyorum onu söyleyeyim. Benim çocukluk arkadaşlarım ya ve bu insanların, bu ailelerin çarşaf çarşaf fotoğrafları, filmleri TRT'de benim paramla benim paramla bana küfür ettiler. Aileme, buradaki insanların ailelerine, namusuna, haysiyetine, şerefine dil uzattılar.

Ben, yandaki Avrupa'nın en büyük utanç verici duruşma salonundan buraya geliyorum. Yani arkadan izleyenin hakimi görme şansı yok. Hakim böyle miniminnacık noktaya dönüşüyor. Ben de orada duranları görmüyorum. Neymiş? Avrupa'nın en büyük duruşma salonuymuş.

“58 GÖZALTI DALGASINDA 1556 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI”

Ya bakınız, buradan hatırlatayım. Sadece İstanbul'da, İstanbul Büyükşehir Belediyesi dahil 58 gözaltı dalgası yapılmış, 58. Sadece bu 58 gözaltı dalgasında 1556 kişi gözaltına alınmış. Bakın 1556 kişi gözaltına alınmış. Bu 1556 kişinin neredeyse tamamı, 4 gün o pislik içindeki Vatan Caddesi'nin bodrumunda 4 gün tutuldu.

Bunun ne demek olduğunu biliyor musunuz? İnsanların hayatından sadece gözaltında Vatan Caddesi'nin o altında o pislik yerde 14 yıl çalındı, 14 yıl, 15 yıl çalındı. Operasyonların başladığı günden bugüne, insanların tutuklu kaldığı süreyi artık ben hesaplayamıyorum, şey gibi geçiyor, yaklaşık 90.000 gün. 90.000 gün insanlar hapiste yattı.

EMEKLİ ALİ ŞEKEROĞLU’NU HATIRLATTI

Bu ülkede adalet terazisinin bir kefesinde iktidar vardır unutmayın, orası dokunulmazdır. Orada hesap yapmak yoktur, orada denetim yoktur. Öbür kefesinde ise üzerine itiraz edenler vardır. Orada yargılanmak, susturulmak, gözaltına alınmak, taciz, işkence her şey vardır.

İşte bütün bunların bedeli çok ağır. Bütün bunların bedeli emeklilerin aç kaldığı bir Türkiye'dir. Bütün bunların bedeli asgari ücretlilerin açlık içinde olduğu bir Türkiye'dir. Bir ömür çalış, devletine güven duyan bu insanlar sefalete mahkum edilmiştir. İşte bunun sonucu nedir biliyor musunuz? Anayasa Mahkemesi önünde, 2 çocuk babası emekli bir yurttaşımız Ali Şekeroğlu, “para için değil, onurumuz için” diyerek canına kıymıştır.

Bunların hepsinin sebebi işte bu casusluk davası gibi davalardır. İddia makamı duyun bu sesi. Sorumlusunuz, sonuna kadar. 5 günde 7 emniyet mensubumuzun intihar ettiğinden bahsedildi geçen hafta. Kimse bunları duymadı.

“NASIL BİR HUKUK GÜVENLİĞİ?”

Yargıya duyulan güven zarar görür. Adalet duygusu zarar görür. Çünkü hukuk devleti yalnızca mahkeme binalarından, kanun kitaplarından, makam ve unvanlarından ibaret değildir. Hukuk devleti vatandaşın en zor gününde bile adaletin kendisini koruyacağına inanabilmesidir. Bir gün hakkında ağır bir suçlama ortaya atıldığında o suçlamanın siyasi kimliğine göre değil, deliline göre değerlendirileceğini bilmesidir.

Türkiye'nin en güvenilir, en öngörülebilir ülke olduğunu anlatmışlar Amerika'da. Yani böyle bir ülkede yatırım fonlarında yaşanan kriz yüzünden 131 fonun tasfiyesine karar verilmişken bunu hangi yatırımcıya anlatıyorsunuz Allah aşkına ya? Soruyorum size. Ne hukuk güvenliği, ne güvenilirlik, ne öngörülebilirlik?

Ben, inanın bu ülkenin asrın soygunu olan fon vurgununun, iddiaların hesabı henüz sorulmamışken, vatandaşın birikiminin güvende olduğuna onu nasıl inandıracaksınız? Muhalif bir gazeteciyseniz, gözaltına alınıyorsanız, muhalif bir gazeteciyseniz tutuklanıyorsanız bu nasıl bir öngörülebilirlik olur? Cumhurbaşkanı adayına, siz diplomasını iptal edip peş peşe davalar açıp casus ilan ediyorsanız, bu nasıl bir hukuk güvenliği?

“ÜLKEDE 100 KİŞİDEN 85'İ ADALETE GÜVENMİYOR”

Bu ülkede artık 100 kişiden 85'i adalete güvenmiyor. Neymiş efendim? Kendi iktidarınız dönemindeki işlenen faili meçhul cinayetleri aydınlatıyorlarmış ve bu bir başarı hikayesiymiş. Olacak iş değil ya! Hangi hükümetin döneminde oldu bunlar? Tabii ki aydınlatılacak, aydınlatılmak zorundadır.

Ülkenin en önemli kurumları kara para iddialarıyla anılır hale geldikten sonra kara para operasyonu, kara para operasyonu, borsa operasyonu, kuyumcu operasyonu başlıkları atarak karşımıza çıkıp işçinin, emekçinin aklıyla alay edemezsiniz. Bu operasyonlar yapılıyor, bir süre sonra bakıyoruz hapishanede kimse yok. Bunlar niye tutuklandı, niye bırakıldı kimsenin haberi yok. Neymiş? Adı operasyon.

“GÜVEN OLMADAN DEVLET YALNIZCA BİR BİNA, BİR SIFAT, BİR KOLTUKTUR”

Dün milli takımımız 4-1 kaybetti. Ülkede kıyamet kopuyor. Büyük bir fon vurgunuyla karşı karşıyayız. Neymiş efendim? Son dakika açıklaması yapıyor Adalet Bakanı. Bu sabah Merkez Hakem Kurulu’na büyük operasyon yapmışlar. Ya milletin aklıyla dalga geçiyorlar ya. Hakemler büyük yolsuzluk yapmış. Ya böyle bir şey olabilir mi ya? Kimin aklıyla dalga geçiyorsunuz siz ya? Böyle bir rezalet olabilir mi?

Güven olmadan devlet yalnızca bir bina, bir sıfat, bir koltuktur. Bugün bu güvenin korunması hepimizin sorumluluğudur. Benim hakkımdaki iddialar da aynı sorumlulukla değerlendirilmelidir.

Özellikle casusluk gibi bir isnatta verilecek karar kadar o karara giden süreç de devletin adalet anlayışını gösterecektir. Bir insanın hayatını, onurunu, itibarını etkileyen bir kamu gücünü kullanırken yalnızca bugün düşünemezsiniz. Yarın ne olacağını da düşünmek zorundasınız.

SPK, BDDK VE HAZİNE’YE PEŞ PEŞE SORULAR

Bu ülkede devletin itibarı tartışılırken denetim kurumlarının görevlerini yerine getirip getirmediği de konuşulmalıdır. Mesela SPK ne yaptı? BDDK ne yaptı? Hazine Maliye Bakanlığı ne yaptı? İlgili kurumların uyarıları, müdahaleleri yeterli oldu mu? Kimler kazanç elde etti, kimler zarara uğradı? Hangi denetim mekanizmaları işletildi? Bunlar açıklığa kavuşturulması gereken meseleler. 10 gündür bizi oyalıyorlar. Bizi oyalıyorlar ya. Milleti kandırıyorlar, milletin aklıyla alay ediyorlar.

“ADALET HERKESE LAZIM OLACAK BİR GÜN”

Bütün bu sorular bizi cumhuriyetin temel ilkesine getiriyor. Kamu gücü kime aittir ve hangi sınırlar içinde kullanılmalıdır? Cumhuriyet yalnızca bir yönetim biçiminin adı değildir sevgili dostlar, kıymetli halkım. Cumhuriyet, devletin hiçbir makamının ve hiçbir yetkisinin kişisel mülk olmadığı anlayışıdır. Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olmasıdır. Yargının da yürütmenin de bütün kamu kurumlarının da yetkilerini anayasadan ve kanunlardan almasıdır.

Biz, cumhuriyetin bu kurucu ilkeleriyle yetişmiş insanlarız. Bu ilkeler siyasi rekabetin ne kadar sertleştiğinden bağımsız olarak korunmalıdır. Çünkü bugün benim için geçerli olacak hukuk yarın bir başkası için de geçerli olacaktır. Bugün benim savunma hakkımın korunması yarın siyasi görüşü benden tamamen farklı olan bir insanın da savunma hakkının korunması demektir. Adaletin gerçek güvencesi budur.

Bana güvence sağlayın diye bu cümleleri kurmuyorum. Kendinize yanlış yapmayın diye sizi uyarıyorum. Bu memleketin hukuk düzenini bozmayın. Bu memleketin adaletinin o temel kolonlarını yerle bir etmeyin. Adalet herkese lazım olacak bir gün.

MİT’E SORULAN İKİ KRİTİK SORUYU HATIRLATTI

Sayın başkan, sayın heyet; dosyadaki duruşma tutanakları ve müzekkerelerin gösterdiği üzere bir hatırlatmayı çok önemsiyorum. Mahkemeleri, son derece keyfi biçimde casuslukla suçlanan ve daha da keyfi biçimde tutuklanan bizler üzerinden hiçbir gerekçe olmadan tutukluluğu sürdürülen ve bu zalimliği yaşatılan insanlar haline dönüştürdünüz.

Casusluk faaliyeti var mı, yok mu? Bunu doğrudan Milli İstihbarat Teşkilatı’na bu mahkeme sordu. Bir değil, 2 kez sordu. Mayıstan bu yana 4 aydır MİT'in çok basit 2 soruya yanıt vermesini bekliyoruz.

1: Benim ve diğer yargılanan arkadaşlarımın casusluk faaliyetinde bulunduğumuza ilişkin MİT'in elinde bir rapor veya tespit var mıdır?

2: Sayın Hüseyin Gün'e ait olduğu söylenen veriler ve ibb.gov.tr'ye ait olduğu söylenen veriler, TCK'nın 328'e 1 maddesi kapsamında, devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgilerden midir?

“İBRAHİM KALIN FOTOĞRAF ÇEKTİRİNCE CASUS DEĞİL, BEN ÇEKTİRİNCE NASIL CASUS OLUYORUM?”

Artı bu soruyu ben sordum. Sayın Hüseyin Gün'le fotoğraf çektiren İbrahim Kalın bizi yabancı casuslardan korumakla görevli Milli İstihbarat Teşkilatının başına getirilirken, ben Hüseyin Bey'le fotoğraf çektirdiğim için nasıl casus ilan ediliyorum diye sordum. MİT'in başkanına bunu sordum.

Davanın üçüncü duruşması bugün sanıkların savunmalarıyla devam ediyor...

Ayrıntılar gelecek...