İstanbul'u düşmanca bir tutum içinde, filmine sarı filtreyle yansıtan David Mackenzie’nin yönettiği Fünye (Fuze, 2025) isimli, 10 üzerinde 6.2 rating IMDb puanı ile yerlerde sürünen İngiliz yapımı suç ve gerilim türündeki film, Türk sosyal medya silahşorları tarafından anasından doğduğuna pişman edildi! Çok mutlu oldum. Yıllardan beri, doğrudan Hollywood tarafından çekilen veya Skyfall ve Taken gibi Hollywood desteğiyle İngiliz ve Fransızlarca yapılan filmler hakkında her defasında eleştiri yazmak, 7. Sanat ve estetik gereksinimler maskesini ifşa etmeye çalışmak benim için yorucu olmaya başlamıştı. Ama Fuze bağlamında söylersek, sinema seyircisi, Hollywood ve Batı Avrupalı filmcilerin 7. sanatının teknik ve estetik palavralarının arkasına sığınarak dışa vurduğu düşmanca tutumun net olarak farkına varmıştır. Sosyal medya üzerinden Fünye filmine füzeler yağdıran şuurlu Influencer'lar aslında İngiliz sinemasının neredeyse ana takımının arasında olduğu güruha haddini bildirmiştir. İşte şahane bir gelişme diye buna denir!
Öyleyse araştırıp bakalım: Fuze (Fünye) filmini kimler yapmış diye. Filmin jeneriğinde ve resmi künyesinde yer alan ana üretici şirketler İngiltere’den: Sigma Films: İskoçya (İngiltere) merkezli köklü bir bağımsız film yapımcı şirke. Anton: Londra merkezli bir Avrupa yapım ve finansman grubu. Sky Original Films: Birleşik Krallık merkezli bir medya devi. Fuze filmi yasal olarak "British Film" (İngiliz Filmi) sayılması ve Birleşik Krallık'taki vergi indirimlerinden faydalanabilmesi için [BFI (British Film Institute BFI (İngiliz Film Enstitüsü) "Kültürel Test" Logosu ve Sertifikası tarafından onaylanmış. Film bu testi geçtiği için de jeneriğin kapanış kısmında BFI logosu ve Birleşik Krallık Kültür, Medya ve Spor Bakanlığı sertifikası yer alıyor. Yaratıcı Kadro ve Oyuncuların Milliyeti: Yönetmen: David Mackenzie (İskoç/İngiliz). Senarist: Ben Hopkins (İngiliz). Başroller: Aaron Taylor-Johnson (İngiliz), Theo James (İngiliz), Gugu Mbatha-Raw (İngiliz). Fonlama ve Resmi Dağıtım Hakları: Filmin ana finansmanı İngiliz kaynaklı olup, uluslararası festival gösterimlerinde (örneğin Toronto Uluslararası Film Festivali- TIFF kayıtlarında) menşei resmi olarak "United Kingdom" (Birleşik Krallık) şeklinde tescillenmiştir. İngiltere'deki ilk vizyon dağıtımını da bir Amerikan stüdyosu değil, [StudioCanal / Sky Cinema üstlenmiş.
“Sosyal şebekede” filmin fragman ve kamera arkası görüntülerinin yayılmasıyla tartışma başladı. "Oryantalist Çarpıtma ve Geri Kalmışlık Algısı" Türk Influencer ve sinema eleştirmenlerince ağır şekilde eleştirildi. Oysa kamera arkası görüntülerde filmin söz konusu sahneleri çekilirken İstanbul’un gökyüzü masmavi görünmekteymiş! Bu eleştiriler içinde filmin “Meksika filtresi” klişesini tercih etmesini açık eden eleştiriler sinefillerin de rahatsızlığını açıkça ortaya koydu. Çünkü Batı sineması Batı coğrafyası dışında kalan coğrafyaları fakir, güvensiz, çirkin, iğrenç, soysuzlaşmış mekânlar ve yoza insan ilişkilerinin kaotik bir bileşeni olarak göstermeyi düşmanca ve bilinçli bir alışkanlık olarak tekrar etmeyi asla bırakmıyor.
Sinema sanatına da yansıyan bilinçli düşmanlık, siyasi otoritelerin gizli ajandalarındaki kültür politikalarını yansıtmakta ve "estetik kodlama psikolojisi" gibi artık bayatlamış sinema hileleriyle süründürülmekte. Politikanın amacı, “Öteki coğrafyı” genel olarak modern dünyadan çok ayrı, özel olarak “tarihin dışında” göstermek ve gelecekteki uygulamalarını maruz gösterecek yabancılaşmayı şimdiden seçmenlerinin bulanık zihinlerine yapıştırmaktır. Fuze filmi bağlamında ürkütücü, kaotik, geri ve yozlaşmış “Doğu algısını” pekiştirmek, yeni Filistinleri maruz göstermek için yapılmaktadır. Zira “renk kodlama psikolojisinde” sarı rengin kaosa denk düştüğünü en aptal Batılı seyirci bile bilir!
1980’li yıllara kadar, Batı Avrupa sineması Türkiye, özellikle İstanbul için nispeten daha gerçekçi bir tutum sergiliyordu sanırım. Mesela artık rüyalarımıza bile girmeyen eski İstanbul manzaralarını, Sean Connery'nin başrolünü oynadığı James Bond serisinin ikinci filmi Rusya'dan Sevgilerle filminde görmüştüm. Yeşilköy Havalimanı, Sahil Yolu, eski İstanbul’un aşı boyası koyu kahveye dönmüş harap binalarındaki hüznünü, Selatin Camii ve diğer tarihi dokulardaki estetik formların ahengini, cıvıl cıvıl Kapalı Çarşıyı, şıngır mıngır Boğaziçi’ni, Yerebatan Sarnıcı’nı bu filmde (From Russia with Love, 1963) izlemiştik. Buradan yola çıkarak şu sonuca varabiliriz. İngiliz ve Fransız sinemacılar, Hollywood desteği olsun olmasın SSCB korkusuyla Türkiye’yi daha makul resmetmeyi yine politik otoritelerin ajandasına uyarak görsel işitsel yolla destekliyorlardı. Bugün dünya sinemasını uluslararası imkanları, sermaye ve dağıtım ağı herkesçe biliniyor ki, “malum çevrelerin elindedir”. Onların korktukları ülke Türkiye’dir ve Türkiye her ne şekilde olursa olsun kötü gösterilmelidir!
Sözün özü şudur: Batı sineması, kötülük politikaları üreten Avrupa kafası değişmeden ve sinemanın evrensel ağlarını elinde tutan tekelin parmak kemikleri kırılmadan Türkiye’nin gerçeğini değil yalanlaştırılmış imajını satmaya devam edeceklerdir.