Atatürk’ün sinema ile ilişkisi, vakit geçirme seviyesinde kalmıyor. Bir yandan yeni bir ülkenin ritmini kurmaya çalışırken, diğer yandan modern kitle iletişim araçlarının gücünü çok erken fark ediyor. O yüzden sinema, onda iki şeyi aynı anda barındırıyor: izleyici refleksi (güler, duygulanır, tekrar izlemek ister) ve lider refleksi (toplumsal etkiyi tartar, zamanlamaya bakar).

SİNEMAYI ÖZGÜR BIRAKMA TERCİHİ VE TEK BİR İSTİSNA GİBİ GÖRÜNEN KARAR
Dönemin dünyasında sinema, birçok ülkede sert ideolojik kontrol altındayken Atatürk’ün yaklaşımı daha serbest bir çizgide ilerliyor. Buna rağmen, bazı filmler için şimdilik uygun değil diyebildiği de kayıtlarda yer alıyor. En net örnek: Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok. Filmi çok beğendiği halde, savaştan yeni çıkmış bir toplum üzerinde olumsuz etki yaratabileceğini düşünerek gösterimi erken buluyor.
Bu detay önemli: yasaklama refleksi değil, zamanlama ve toplumsal psikoloji refleksi. Yani filmle kavga etmiyor, toplumun hazır olup olmadığıyla ilgileniyor.

NEREDE İZLİYORDU: HALKIN İÇİNDE, SALONLARDA, SONRA DA KÖŞK’TE
Atatürk film izlemek için sadece tek bir mekana bağlı kalmıyor. Ankara’da Yeni Sinema, İstanbul’da Elhamra, Opera ve Glorya, İzmir’de Elhamra gibi salonlara gidiyor; bazen halkın arasına karışıp izliyor, bazen de resmi konutunda gece saatlerinde film açıyor.
Köşk’teki film düzeni ise adeta devlet ciddiyetiyle kurulmuş bir ev sineması. Filmler İstanbul’daki dağıtımcılar üzerinden temin ediliyor, seçimde kişisel beğeniler ve dönemin öne çıkan yapımları etkili oluyor. Hatta bazı şirketlerin daha fazla film sağladığı da kayıtlarda yer alıyor.
EN SEVDİĞİ DAMAR: KOMEDİ, ROMANTİK KOMEDİ VE MÜZİKALLER
Kayıtlar, onun komediye ciddi bir düşkünlüğü olduğunu açıkça gösteriyor. Bu, sadece gülmek değil; yoğun bir gündemin içinde nefes alma alanı anlamına da geliyor. Ayrıca romantik komedi ve müzikal ağırlıklı filmleri tercih ettiği aktarılıyor.
Bu tercihler, izleme listesini de açıklıyor: hem Avrupa yapımı müzikaller hem de dönemin ünlü komedi ekipleri.

HAFIZAYA KAZINAN SAHNE: CHAPLIN VE TEKRAR İZLEME İSTEĞİ
1923’te İzmir’de izlediği Şarlo İdam Mahkumu için bir kere daha izleyelim dediği anlatılıyor. Bu anekdot, Atatürk’ün sinemaya tepeden bakan biri değil, gerçekten keyif alan bir izleyici olduğunu gösteren en canlı detaylardan biri.
Aynı anlatıda bir başka kritik ayrıntı daha var: salonda kadın olmamasını sorguluyor ve kadınların da içeri alınmasını istiyor. Sinema salonu bile onun gözünde toplumsal dönüşümün pratik sahnesi gibi işliyor.
İZLEDİĞİ FİLMLERDEN BAZILARI VE NEDEN DİKKAT ÇEKİYORLAR
Kayıtlarda yer alan yapımlardan hikaye anlatan bir seçki yapmak gerekirse:
Serseri Kral: 1930 yapımı müzikalli romantik bir macera. Türü itibarıyla müzikallere olan ilgisini yansıtıyor.
Kongre Eğleniyor: 1931’de İstanbul’da izlediği Almanca bir müzikal. Avrupa müzikalleriyle kurduğu bağı gösteriyor.
Demir Kapı: Daha karanlık bir dram. Sadece hafif filmlerle sınırlı kalmadığının kanıtı.
Çanakkale Savaşı: 1932’de izliyor ve duygulandığı aktarılıyor. Çanakkale’yi başkasının gözünden izlemek onun için güçlü bir deneyim olmuş olabilir.
Gündüz Senin Gece Benim ve Bir Gün Sana Geleceğim: 1930’ların başında Almanca müzikal komedi hattını güçlendiren yapımlar.
Sovyet gösterimleri ve Türkiye’nin Kalbi: Ankara: Sinema ile diplomasinin aynı masaya oturduğu örneklerden biri.

EN YOĞUN İZLEME DÖNEMİ: 1933 İLKBAHARI
Kayıtlara göre Atatürk’ün Köşk’te en çok film izlediği dönem 1933’ün mart ve nisan ayları. İki ayda 16 film gibi bir tempo, sinemanın onun hayatında araya sıkıştırılmış bir hobi değil, gerçek bir alışkanlık olduğunu gösteriyor.
SON İSTEKLER: KAYIP BİR BELGESEL VE SAF KOMEDİ
1938’de sağlığı ağırlaşmadan önce izlemek istediği iki film detayı dikkat çekici. Biri Nazım Hikmet’in yönettiği İstanbul Senfonisi adlı kısa belgesel; diğeri Marx Kardeşler’in Üç Ahbap Çavuşlar adlı komedisi. Biri şehir ve bellek, diğeri kahkaha. Zor zamanlarda bile iki şeye tutunma hali.
SESLİ SİNEMAYA GEÇİŞ VE KÖŞK’TE TEKNİK KURULUM
1930’ların başında Ankara’ya sesli sinema düzeneklerinin gelmesi ve Köşk’te projeksiyon ile ses sisteminin kurulması, Atatürk film izliyordu bilgisini somutlaştıran önemli bir ayrıntı. Bu süreç, dönemin teknoloji imkanları içinde ciddi bir organizasyon gerektiriyor.

KAMERA KARŞISINA GEÇTİĞİ AN
Atatürk’ün Bir Millet Uyanıyor çekimleri için kamera karşısına geçmesi, hatta bir sahnenin teknik sorunlar nedeniyle filmde kullanılmaması gibi detaylar da bulunuyor. Bu durum, onun sinemayı uzaktan izleyen biri değil; üretim mantığını bilen, seti tanıyan bir figür olduğunu gösteriyor.