Türkiye’de annelik, çoğu zaman fedakârlık güzellemeleriyle anılsa da perde arkasında derin bir güvencesizlik ve sistematik dışlanma barındırıyor. Birgün’den Havva Gümüşkaya’nın yazısına göre hanelerin yüzde 10,9’unu oluşturan tek ebeveynli ailelerin yüzde 80’inden fazlasında "direksiyon" annelerde. Ancak 3,5 milyonu bulan bu "yalnız kahramanlar", toplumun en kırılgan ve yoksulluğa en yakın kesimini oluşturuyor.
İSTİHDAMDA "ANNE" BARİYERİ
TÜİK verileri, bakım yükünün kadınları çalışma hayatından nasıl kopardığını çarpıcı bir uçurumla ortaya koyuyor:
Genel Kadın İstihdamı: Yüzde 35,8
Anne Olan Kadınların İstihdamı: Yüzde 27
3 Yaş Altı Çocuğu Olan Kadınlarda Oran: Yüzde 26,9 (Erkeklerde bu oran yüzde 90,4)
BEKAR ANNELERDE SÜRDÜRÜLEBİLİR İSTİHDAM: SADECE YÜZDE 10
Bu rakamlar, çocuk sahibi olmanın kadınlar için profesyonel hayatın sonu anlamına geldiğini belgeliyor. Çocuk bakımı nedeniyle işe ara veren erkeklerin neredeyse tamamı bir ay içinde dönerken, kadınların yarısı en az 6 ay, büyük bir kısmı ise yıllarca iş yaşamından kopuyor.
"150 KADIN" ŞARTI ÇÖZÜM DEĞİL, SORUN
Özel sektörde kreş açmak için aranan "150 kadın çalışan" şartı, çocuk bakımının sadece kadının sorumluluğu olduğu algısını yasallaştırıyor. Sonuç ise hüsran: Çocuk bakım sorumluluğu olan çalışanların yüzde 83’ü herhangi bir profesyonel bakım hizmetinden yararlanamıyor.
TBMM’DE "BAKIM KRİZİ" MESAİSİ
CHP Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, bu tablonun bir "sosyal politika krizi" olduğunu vurgulayarak Meclis Araştırma Komisyonu kurulması için önerge verdi. Karaca, özellikle tek başına çocuk büyüten anneler için "ebeveyn odaklı bakım politikaları" geliştirilmesi gerektiğini savundu. Araştırma önergesinde ayrıca kadın istihdamının önündeki engellerin kaldırılması, işgücünde kalma sürelerinin artırılması ve risk altındaki kırılgan grupların çalışma hayatına kalıcı katılımının sağlanması için disiplinlerarası çalışmalar yürütülmesi gerektiği ifade edildi.
Kadınların işgücünde kalma sürelerinin erkeklerin (39,7 yıl) yarısına (20,7 yıl) düşmüş durumda.