Bazıları için yalnızca bir tarih.
Bazıları için ise bir milletin yeniden kendi benliğini hatırladığı gün.
Çünkü Samsun’a çıkan yalnızca Mustafa Kemal değildi; aşağılanmayı reddeden, parçalanmayı kabul etmeyen, kendi kaderine yeniden el koyan Türk iradesiydi.
İmparatorluk çökmüştü. Ordular dağıtılmıştı. Limanlarda düşman gemileri vardı. Aydınların bir kısmı manda istiyor, bir kısmı ise artık bu milletin ayağa kalkamayacağını düşünüyordu. Tam da böylesi bir ruhsal çöküş anında Mustafa Kemal, yalnızca askeri değil, psikolojik bir kurtuluş hareketi başlattı.
Bu yüzden 19 Mayıs yalnızca bir başlangıç tarihi değildir. Bir milletin kendi öz değerini yeniden hatırlama anıdır. Travmaya uğramış bir toplumun, içine itildiği çaresizlik duygusunu reddedişidir. Çünkü milletler de insanlar gibi bazen uzun yenilgilerin ardından kendi kudretini unutabilir. Mustafa Kemal’in yaptığı şey, Türk milletine yeniden aynaya bakmayı öğretmekti.
Bugün Atatürk’ü unutturmaya çalışanların rahatsız olduğu şey tam olarak budur. Çünkü Atatürk yalnızca tarih kitaplarında kalan bir figür değildir. O; bağımsız düşünebilme cesaretidir. Biat etmeyen akıldır. Kendi kaderini başkasının merhametine bırakmamaktır.
Fakat mücadele edilmesi gereken yalnızca Atatürk düşmanlığı değildir.
Atatürk’ün adını kullanıp onun fikrine düşman olanlarla da mücadele edilmelidir.
Çünkü bazıları Atatürk’ü gerçekten anlamaktan çok, onun ismini bir kalkan gibi kullanmayı tercih ediyor. Atatürk büstünün arkasına saklanıp adaletsizlik üretenler, Türk bayrağını kişisel çıkarlarının örtüsü haline getirenler, Atatürkçülüğü bir ahlak ve karakter meselesi olmaktan çıkarıp yalnızca bir gösteriye dönüştürenler de bu milletin hafızasına zarar veriyor.
Oysa Atatürk’ü sahiplenmek; sadece fotoğraf taşımak değil, onun zihinsel cesaretini taşıyabilmektir.
Çünkü Atatürk’ün en büyük mirası korkusuz düşünceydi.
Bu yüzden Türk gençliği onu hâlâ sahipleniyor. Çünkü gençlik, samimiyetsizliği sezme konusunda toplumun en güçlü refleksidir. Bir yanda Atatürk’ü silmeye çalışanları, diğer yanda onu yalnızca bir vitrin süsüne dönüştürenleri görüyorlar.
Ve yine de her 19 Mayıs’ta aynı şey oluyor:
Bir millet yeniden birbirinin gözünde kendisini görüyor.
Bir stadyumda yükselen marşta, bir öğrencinin sessiz duruşunda, bayrağa bakarken dolan gözlerde aynı duygu yeniden beliriyor: Bu ülke hâlâ sahipsiz değil.
19 Mayıs’ın Türk tarihi açısından taşıdığı sembolik anlamın daha eski anlatılarla ilişkilendirilmesi de bundandır. Türk tarih anlatısında Mete Han’ın Çin sarayını basarak Türk iradesini ortaya koyduğu günün de 19 Mayıs’a denk getirildiği anlatılır. Tarihsel kesinliği tartışılsa da anlatının özü açıktır: Türk tarihinin kırılma anlarında ortaya çıkan şey, teslimiyet değil iradedir.
Mete Han’dan Mustafa Kemal’e uzanan çizgide değişmeyen şey budur.
Bağımsızlık yalnızca siyasi değil, ruhsal bir meseledir.
Çünkü önce zihnen teslim olan toplumlar, sonra toprağını kaybeder.
Mustafa Kemal’in Samsun’a çıktığı gün başlattığı şey tam olarak buydu: Türk milletine yeniden kendi benliğini hatırlatmak.
Ve belki de bu yüzden 19 Mayıs hâlâ yalnızca bir bayram değil, bir yemin günüdür.
Çünkü Mustafa Kemal Atatürk bu millete sadece bir ülke bırakmadı; aynı zamanda onu koruyacak bir bilinç bıraktı. Gençliğe Hitabe’yi okuyan herkes şunu anlar: Atatürk, bir gün tehlikenin dışarıdan değil içeriden de gelebileceğini öngörüyordu. Milletin yorgun düşebileceğini, makam sahiplerinin gaflete kapılabileceğini, hatta bazı insanların şahsi çıkarlarını memleketin üstünde tutabileceğini görüyordu.
Bu yüzden gençliğe seslendi.
Ve bugün hâlâ o ses, Türk Gençlerinin hafızasında yankılanıyor:
“Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk Cumhuriyeti’ni ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.”
Ve ardından o tarihî uyarıyı yaptı:
“Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen; Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”
Bu sözler yalnızca bir hitabe değildir.
Türk Gençlerinin hafızasına bırakılmış tarihî bir emanet gibidir.
Bugün Türk gençliği olarak biliyoruz ki; Cumhuriyet yalnızca sınırlarla korunmaz. Ahlakla korunur. Hafızayla korunur. Cesaretle korunur. Hakikati söyleme iradesiyle korunur.
Ve bizler, seni yalnızca anmayacağız Atatürk.
Seni anlayacağız.
İsmini yalnızca duvarlarda değil, karakterimizde taşıyacağız.
Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürümeye devam edeceğimize; fikrini korkusuzca savunacağımıza, bu Cumhuriyeti yalnızca koruyan değil onu daha ileri taşıyan nesiller olacağımıza and içiyoruz.
Çünkü seni unutturmaya çalışsalar bile Türk Gençleri asla diz çökmeyecektir.
19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramımız Kutlu Olsun…