Emre Tezmen'in hikâyesi, Türkiye'de paranın, siyasetin ve gücün nasıl iç içe geçebildiğini gösteren çarpıcı bir örnek olarak tarihe geçecek gibi görünüyor.

Yükselişi çok hızlı oldu. Öyle hızlı büyüdü ki bir süre sonra yalnızca finans dünyasında değil, Ankara kulislerinde de adı konuşulmaya başlandı.

Ancak Tezmen'in yükselişinde dikkat çeken asıl unsur, ekonomik gücünden çok arkasında çok güçlü siyasi destek bulunduğu izlenimini vermesiydi.

Piyasaya verdiği mesajlar da bu algıyı besliyordu.

Mehmet Şimşek'in fonlar üzerinden manipülasyon yapıldığını bildiğini ve gereğinin yapılacağını açıkladığı dönemde Tezmen'in çevresinde yaşanan gelişmeler dikkat çekiciydi. Bir yandan manipülasyonla mücadele mesajları verilirken diğer yandan yönetim kademelerine siyasi ve bürokratik çevrelerle ilişkilendirilen isimlerin gelmesi, piyasada farklı yorumlara neden oluyordu.

Saray çevresinden olduğu düşünülen isimlerin yönetim kademelerinde yer alması, MHP ile bağlantılı isimlerin denetim mekanizmalarında bulunması ve sürekli büyüyen finansal yapı, Tezmen'in arkasında çok güçlü bir irade bulunduğu algısını güçlendiriyordu.

Elbette bu ilişkilerin hukuki ve siyasi niteliğini yargı ve ilgili kurumlar ortaya koymalı. Ancak piyasada oluşan algı son derece önemliydi.

Çünkü yatırımcı artık yalnızca şirketin bilançosuna bakmıyordu. Arkasında kimin olduğuna da bakıyordu.

Pusula'yı kurtarma şovu yatırımcıya güven verdi

Tezmen'in gücünü en fazla hissettirdiği anlardan biri Pusula Portföy krizi sırasında yaşandı.

Pusula'nın ödeme sorunlarıyla gündeme geldiği, yatırımcıların paralarına ulaşmakta zorlandığı günlerde Tezmen, şirketi ve varlıklarını satın alma hamlesiyle ortaya çıktı.

Bu, sıradan bir ticari işlem gibi sunulmadı. Adeta finans dünyasına verilmiş bir gövde gösterisiydi.

Piyasaya verilen mesaj açıktı: Ben buradayım, gücüm var, sorunlu yapıları bile satın alıp kurtarabilirim!

İşte tehlike de tam bu noktada başladı.

Çünkü yatırımcılar için bu açıklama, Pusula'daki sorunların çözülebileceği ve Tera'nın arkasında çok güçlü bir finansal yapı bulunduğu anlamına gelebilirdi.

İddialara ve soruşturma kapsamında ortaya çıkarılacak ayrıntılara girmeden bile şu soruyu sormak gerekiyor: Bu satın alma açıklaması, yatırımcıların risk algısını değiştirdi mi? İnsanlar, normal şartlarda uzak duracakları fonlara sırf bu güven duygusuyla para yatırmaya devam etti mi?

Eğer böyle olduysa bunun sonuçları son derece ağırdır.

Nitekim kriz büyüdü. Tera ve bağlantılı fonlar gündemin merkezine oturdu. Borsa İstanbul'da sert dalgalanmalar yaşandı. SPK çok sayıda fonla ilgili tasfiye kararları aldı. Yatırımcıların paralarına erişimi konusunda büyük bir belirsizlik ortaya çıktı.

Tezmen'in yükselişi sırasında oluşan güven algısı, çöküşle birlikte yerini büyük bir güvensizliğe bıraktı.

Üstelik mesele yalnızca Tera yatırımcılarıyla sınırlı kalmadı. Sermaye piyasalarının tamamı bu gelişmelerden etkilendi. Fon sektörüne duyulan güven ağır yara aldı.

Tezmen'in enkazı AKP'nin kapısına dayandı

İşin siyasi boyutu ise çok daha dikkat çekici.

Soruşturmanın eski bürokratlara ve siyasi görevlerde bulunmuş isimlere uzanması, meselenin yalnızca bir finans şirketinin faaliyetleriyle açıklanamayacağını gösteriyor.

Eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Erkan Kilimci'nin ve eski Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Mustafa Aksu'nun tutuklanması, tartışmanın boyutunu daha da büyüttü.

Burada altını çizmek gerekiyor: Tutuklama, suçluluğun kesinleştiği anlamına gelmez. Her ismin hukuki sorumluluğu yargılama sonucunda belirlenecek.

Ancak siyasi sorumluluk tartışması bugünden yapılabilir.

İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:

AKP, Emre Tezmen'in bu kadar hızlı büyümesinin yaratabileceği tehlikeyi hiç mi hesap etmedi?

Bir iş insanının arkasında iktidarın bulunduğu izlenimini vermesi, finans piyasalarında nasıl bir güven ilişkisi yaratır? Küçük yatırımcı bu algıya kapılıp parasını yatırdığında, olası bir çöküşün siyasi faturası kime çıkar?

Mehmet Şimşek'in manipülasyon konusunda uyarılar yaptığı bir dönemde, bu kadar büyük bir finansal risk neden zamanında tespit edilemedi? SPK, Borsa İstanbul ve diğer ilgili kurumlar neden daha erken ve etkili önlemler alamadı?

Bunlar cevaplanması gereken sorular.

Çünkü bugün ortaya çıkan tablo, yalnızca bir finans patronunun çöküşü değil. Aynı zamanda Türkiye'nin sermaye piyasalarına duyulan güvenin ciddi biçimde sarsılmasıdır.

Yüz binlerce yatırımcı parasının peşinde. Fon sektörünün itibarı tartışılıyor. Borsa yatırımcısı yeni bir güven krizinin içinde. Türkiye'nin uluslararası finans çevrelerinde oluşturmak istediği güvenilirlik de bu gelişmelerden etkileniyor.

Ve bütün bunlar yaşanırken iktidarın kendisine sorması gereken çok önemli bir soru var:

Bir kişinin arkasında iktidar olduğu algısı yaratmasına neden izin verildi?

Tezmen bugün hukuki sürecin merkezinde. Ancak onunla birlikte ortaya çıkan ilişkiler ağı, atamalar, finansal işlemler ve denetim zaafları da bütün yönleriyle araştırılmalı.

Çünkü mesele yalnızca Emre Tezmen'in ne yaptığı değil, bunları yaparken hangi mekanizmaların çalışmadığıdır.

Tezmen kendisini kurtaramadı. Pusula'yı kurtarma hamlesi de beklenen sonucu vermedi. Tera'nın yarattığı kriz ise çoktan şirket sınırlarını aştı.

Şimdi geriye çok daha büyük bir soru kaldı:

Emre Tezmen kendisini yakarken Türkiye'nin finans piyasalarını da ateşe attı. Peki bu ateşin siyasi faturasını AKP kimden ve nasıl saklayacak?

Bir finans patronunun yükselişiyle başlayan hikâyenin, iktidarın hesap vermek zorunda kalacağı bir güven krizine dönüşmesi, Türkiye'de sermaye piyasalarının neden güçlü ve bağımsız denetime ihtiyaç duyduğunu bir kez daha gösteriyor.