Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT) Ankara’da gerçekleştirilen 13. Devlet Başkanları Zirvesi’nin sonuç bildirgesi, Kıbrıs meselesi bakımından önemli siyasi ve diplomatik mesajlar içermektedir. Bildiride, Kıbrıs meselesinin Ada’daki “mevcut gerçekler” temelinde, müzakere edilmiş, karşılıklı kabul edilebilir ve sürdürülebilir bir çözüme kavuşturulması gerektiği vurgulanmış; Kıbrıs Türk halkının Türk dünyasının ayrılmaz bir parçası olduğu ifade edilmiştir. Kanaatimce bildirinin en önemli yönü, “Ada’daki mevcut gerçekler” ifadesidir. Çünkü Kıbrıs meselesinin çözümünde asıl sorun, yıllardır Ada’da oluşmuş siyasi gerçeklerin kabul edilip edilmeyeceğidir.

Kıbrıs’ta iki ayrı devlet gerçeği vardır!

Bugün Kıbrıs’ta iki ayrı halk, iki ayrı siyasi irade, iki ayrı demokratik düzen, iki ayrı hukuk sistemi ve iki ayrı devlet yapılanması bulunmaktadır. Kuzeyde Kıbrıs Türk halkının özgür iradesiyle kurduğu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, güneyde ise uluslararası alanda ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ olarak tanınan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi vardır. KKTC’nin yalnızca Türkiye tarafından tanınması, kuzeydeki ayrı devlet yapılanmasının fiilî varlığını ortadan kaldırmamaktadır. Kıbrıs Türk halkı kendi parlamentosuna, hükümetine, cumhurbaşkanına, yargısına ve demokratik kurumlarına sahiptir. Bu gerçekler yok sayılarak kalıcı bir çözüm üretilemez. Ankara Bildirisi’nin Türkiye ve KKTC’nin iki devletli çözüm siyaseti bakımından taşıdığı önem de buradadır.

Kıbrıs Türk Halkı azınlık değil, Kurucu Ortaktır!

Kıbrıs meselesinin özü egemenliktir. Kıbrıs Türk halkı, 1960 ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Rumlarla eşit kurucu ortağıdır. 1963 yılında ortaklık düzeninin Rum terörü maharetiyle çökmesiyle başlayan süreç, iki halkın ayrı yönetimler altında yaşadığı siyasi gerçekliği ortaya çıkarmıştır.1974 Mutlu Kıbrıs Barış Harekâtı ve 1983 yılında KKTC’nin ilanı, bu sürecin tarihi dönüm noktalarıdır. Dolayısıyla egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü talebi, Türkiye ve KKTC açısından yeni bir ayrıcalık değil, Kıbrıs Türk halkının kurucu ortaklık haklarının yeniden teyit edilmesi meselesidir. Kıbrıs Türk halkı, Rum yönetimi altında yaşamaya mahkum bir azınlık değildir!

Federasyonda ısrar çözüm getirmedi!

Yarım asrı aşan federasyon müzakerelerinden sonuç alınamamıştır. Özellikle 2017 Crans-Montana görüşmelerinin başarısızlığı, federasyon modeline duyulan güveni derinden sarsmıştır. Rum tarafı ve Birleşmiş Milletler federasyon çerçevesini savunmayı sürdürse de Türkiye ve KKTC, iki devletli çözüm siyasetini benimsemiştir. Burada temel soru, Ada’daki iki ayrı siyasi irade ve iki ayrı devlet yapılanması dikkate alınmadan sürdürülebilir bir anlaşmanın nasıl sağlanacağıdır. Ankara Bildirisi, iki devletli çözümü açıkça ilan etmemekle birlikte, “mevcut gerçekler” vurgusuyla Türkiye ve KKTC’nin savunduğu yaklaşım açısından önemli bir diplomatik zemin oluşturmaktadır.

Türk Dünyasının ayrılmaz parçasıyız!

Bildiride Kıbrıs Türk halkının Türk dünyasının ayrılmaz bir parçası olarak tanımlanması da son derece değerlidir. Bu ifade, tarihi, milli ve kültürel bağlarımızın ortak diplomatik metinde teyit edilmesidir. Elbette bu vurgu, TDT üyelerinin KKTC’yi resmen tanıdığı anlamına gelmemektedir. Ancak Türk dünyasının Kıbrıs Türk halkının özden gelen eşit haklarına destek vermesi önemli bir siyasi gelişmedir.

Şimdi bu desteğin somut adımlara dönüştürülmesi gerekmektedir. KKTC’nin TDT içerisindeki gözlemci statüsü güçlendirilmeli, tam üyelik hedeflenerek Türk devletleriyle siyasi, ekonomik ve diplomatik ilişkiler geliştirilmelidir.

Ersin Tatar’ın kararlı ve cesur duruşu!

Bugün savunulan egemen eşitlik ve eşit uluslararası statüye dayalı iki devletli çözüm siyasetinin ortaya konulmasında, 5. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın kararlı ve cesur duruşunun önemli rolü vardır. Tatar, Cumhurbaşkanlığı döneminde federasyon müzakerelerine dönüşü reddederek Türkiye ile tam uyum içerisinde, egemen eşitlik ve eşit uluslararası statünün kabulünü yeni müzakerelerin ön şartı olarak savunmuştur. Kıbrıs Türk halkının azınlık olmadığını, Ada’da iki ayrı halk ve iki ayrı devlet bulunduğunu uluslararası platformlarda ısrarla gündeme taşımıştır. Ankara Bildirisi’ndeki “mevcut gerçekler” vurgusunu değerlendirirken Ersin Tatar’ın ortaya koyduğu siyasi iradeyi ve verdiği mücadeleyi teslim etmek tarihi bir hakkaniyet meselesidir.

Türkiye’nin kararlı siyaseti sonuç vermelidir!

Anavatan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler kürsüsünden yaptığı KKTC’nin tanınması çağrıları, Türkiye’nin kararlı siyasetinin en açık göstergesidir. Ankara Bildirisi’ndeki ifadeler, bu siyasetin Türk dünyasında daha güçlü biçimde anlatılması için değerlendirilmelidir. Türk devletlerinden beklentimiz, Kıbrıs Türk halkıyla temaslarını artırmaları, izolasyonların aşılmasına katkıda bulunmaları ve KKTC ile kurumsal ilişkilerini geliştirmeleridir.

Son söz: Mevcut gerçekler yok sayılamaz!

Ankara Bildirisi’nin tarihsel önemi, Kıbrıs Türk halkının Türk dünyasının ayrılmaz parçası olduğunu vurgularken, çözüm arayışlarında Ada’daki mevcut gerçeklerin dikkate alınması gerektiğini ortaya koymasıdır. Kıbrıs’ta iki ayrı halk, iki ayrı siyasi irade ve iki ayrı devlet yapılanması vardır. Kalıcı ve adil bir çözüm, Kıbrıs Türk halkının egemenlik haklarını ve siyasi iradesini yok sayarak kurulamaz. Artık diplomatik ifadelerin somut siyasi adımlara dönüşmesi zamanıdır. Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü kabul edilmeden adil ve sürdürülebilir bir çözüm mümkün değildir!