Serbestiyet gazetesi, büyük bir fon vurgunundan önce Tera Yatırım ve Pusula fonları gibi şirketlere “fıkha uygundur” fetvası verildiğini belgeleriyle açıkladı.

Fetvaların bir kısmının altında, İslam İktisadı ve Finansı Derneği Başkanı Prof. Dr. Servet Bayındır'ın da imzası olduğu ortaya çıktı.

Serbestiyet'in sorularını cevaplandıran Prof. Dr. Servet Bayındır, fonların iktisadi risklerini veya getiri garantilerini incelemenin kendi uzmanlık alanları olmadığını, sadece SPK onaylı belgelere bakarak fıkhi onay verdiklerini söyledi. Bayındır, yaşanan süreçle ilgili “Bir musibet bin nasihat atasözünden herkes gibi vakfımız da gerekli dersi çıkaracaktır” ifadesini kullandı.

Fonlara uygunluk belgesi veren kurumlardan biri olan İslam Finansı Ölçü ve Değerleme Şirketi ise fıkhi danışmanlık karşılığında ücret aldıklarını ancak bunun teknik bir incelemenin karşılığı olduğunu savundu.

Peki bu fetvaların Türkiye’ye maliyeti ne kadar? İki trilyon!

Tabii Prof. Dr. Servet Bayındır'ın aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politikaları Kurulu üyesi olduğu da biliniyor. Ancak fetvayı, dernek adına verdiği de belli. Bu durum, devletin ekonomi politikalarının kimlere emanet edildiğini göstermesi bakımından önemli...

Bu fetvaları veren kişiler, Anayasa’nın 24’üncü maddesinin son fıkrasının “Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.” şeklinde olduğunu bilmiyor mu?

Biliyorlar elbette ama öyle bir iklim oluşturuldu ki ekonomik konularda “fıkha uygundur” fetvası verebiliyorlar. Bunun için dernek ve şirket kurmuşlar...

Bu olay, fon vurgununun kendisi kadar önemlidir. Çünkü sonuçta kişisel çıkarlar için İslam dini alet edilmiştir.

Aslında Türkiye’nin son zamanlardaki bütün politikalarında dini esaslar öne çıkarılıyor ve İsrail’in tasarladığı, Trump’ın onayladığı Mekke Anlaşması da “Mekke ve Medine’yi korumak için”miş gibi gösteriliyor. Hatta Fahrettin Paşa’nın Medine savunması örnek gösteriliyor. Oysa Medine Savunması, İngilizler tarafından Arabistan’ın başına getirilecek Şerif Hüseyin’e ve İngilizlere karşı yapılmıştır. Sonuçta Şerif Hüseyin de İngilizlerin Suudileri tercih etmesi üzerine 1924’e devre dışı kalmıştır.

İran’a karşı Sünni İttifak ise 2012 yılında İsrail İç İstihbarat Başkanı olan Ami Ayalon’un projesidir. Mekke Anlaşması, bu projenin uygulamasıdır.

Osmanlı Devleti, Yemen cephesinde yenildi ve kutsal topraklar ile Yemen üzerindeki hakimiyetini tamamen kaybetti. Çöküş böyle hızlandı...

Yemen’de kaybedilen Türk askerlerine anneleri veya eşleri tarafından yakılan Yemen ağıtları, halen söylenmektedir...

Türkiye’nin ekonomisi ve dış politikasını dini esaslara bağlamanın faturasını halk öder...

İşte fetvalı fon vurgunu, herkesi etkilemiş, iflaslar başlamıştır.

Mekke Anlaşması ile kanı dökülecek olan da Türk gençleridir. Hem de Suudi Arabistan, İsrail ve ABD’nin çıkarları uğruna...