Dünyanın farklı coğrafyalarında dört ülke, birkaç gün arayla sandığa gidiyor. Brezilya, Sırbistan, Bulgaristan ve İsrail’de seçmenler birbirinden farklı nedenlerle siyasi tercihlerini ortaya koyacak.

Brezilya’da eski Cumhurbaşkanı Jair Bolsonaro, 2022 seçim sonuçlarını tersine çevirmeye yönelik darbe girişimi nedeniyle mahkûm edildi. Şimdi oğlu Flávio Bolsonaro cumhurbaşkanlığı için yarışıyor. Sırbistan’da 16 kişinin ölümüne neden olan tren istasyonu faciasının ardından başlayan protestolar, öğrencilerin öncülüğünde siyasi bir harekete dönüştü. İsrail’de 7 Ekim saldırılarının önlenememesi ve sonrasında alınan kararlar nedeniyle Netanyahu hükümetinin sorumluluğu tartışılıyor. Bulgaristan’da ise yıllarca süren siyasi istikrarsızlığın ardından seçmen, ülkenin dış politika yönelimine ilişkin tercihlerini de ortaya koyacak.

Farklı siyasi koşullara rağmen bu seçimlerin gündeme getirdiği ortak bir soru var: İktidar değiştiğinde yalnızca yönetenler mi değişir, yoksa onları denetlemesi ve gerektiğinde hesap sorması gereken kurumların işleyişi de değişir mi?

Siyasi sorumluluk meselesi

Seçimler, sorumluların cezalandırıldığı mahkemeler değildir. Seçmenler bir yönetimi başarısız bulabilir, cezalandırmak isteyebilir ve sandıkta değiştirebilir. Ancak bir hükümetin seçim kaybetmesi, geçmişte işlenmiş olabilecek suçların soruşturulduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde yeniden seçilmesi de hukuka aykırı eylemleri meşru hâle getirmez.

Çünkü demokratik meşruiyet ile hukuka uygunluk aynı şey değildir.

Bir siyasetçi milyonlarca insanın oyunu alabilir. Bu, ona yönetme yetkisi verir; fakat hukukun üzerinde hareket etme ayrıcalığı tanımaz. Seçimle kazanılan yetki, anayasa ve yasalarla sınırlandırılmıştır.

Tam da bu nedenle demokratik denetim yalnızca seçim dönemlerinde işlemez. Parlamento, yargı, bağımsız denetim kurumları ve özgür basın, yönetenlerin seçimler arasındaki dönemde de hesap verebilmesini sağlar.

Sandık belirli aralıklarla kurulur. Oysa hukuk devletinde hesap verebilirlik kesintisiz olmak zorundadır.

İktidar değişince ne değişir?

Bir ülkede hükümetler seçimle değişebilir. Ancak bir yönetimin değişmesi, o yönetimin sorumlu tutulduğu uygulamaların da kendiliğinden sona ereceği anlamına gelmez.

İsrail bunun çarpıcı bir örneği. Netanyahu’nun başlıca rakipleri de bağımsız bir Filistin devletine karşı çıkıyor ve Gazze’de İsrail’in güvenlik kontrolünü savunuyor.

Oysa insan ister ki bir iktidar değiştiğinde, o iktidarın sorumlu tutulduğu bütün hukuksuzluklar, sivillere yönelik ağır hak ihlalleri de son bulsun. Ancak bunlara imkân tanıyan siyasi ve hukuki düzen değişmediği müddetçe, benzer uygulamaların tekrarlanması ihtimali de ortadan kalkmıyor.

Sırbistan’da öğrencilerin talepleri de tam olarak bu ayrımı gündeme getiriyor. Mesele yalnızca mevcut iktidarın değişmesi değil; yolsuzlukla mücadele edebilen, kamu kaynaklarını denetleyebilen ve gerektiğinde yönetenlerden hesap sorabilen kurumların işlerlik kazanması.

Dolayısıyla bir ülkenin siyasi yönünü yalnızca liderler değil; yasalar, kurumlar, bürokrasi, yargı ve uluslararası yükümlülükler de belirler.

Türkiye’de son dönemde yaşanan fon krizi de bu tartışmanın ne kadar güncel olduğunu gösteriyor.

Yüz binlerce yatırımcıyı etkileyen kriz, yalnızca fon yöneticilerinin işlemlerini değil, onları denetlemekle görevli Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) sorumluluğunu da gündeme getirdi.

Eski SPK Başkanı hakkında görevi kötüye kullanma iddiasıyla soruşturma izni verilmesi ve kurulun yönetimine ilişkin gelişmeler, denetimin kendisinin de denetlenmesi gerektiğini hatırlatıyor.

Bir sonraki seçimde seçmenler siyasi sorumluluğu değerlendirebilir. Fakat denetim mekanizmalarının bugün işlemesi gerekir.

Sandık siyasi hesabın sorulduğu yerdir. Hukuki hesabın sorulabilmesi ise sandığa değil, bağımsız ve işleyen kurumlara bağlıdır.