Türk siyasetinin içinde bulunduğu manzarayı görebilmek için belediyelerle ilgili bazı uygulamaları toparladım. Önce tutuklanan belediye başkanlarından bazılarını yazalım:
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün, Şile Belediye Başkanı Özgür Kabadayı, Bayrampaşa Belediye Başkanı Hasan Mutlu, Beykoz Belediye Başkanı Alaattin Köseler, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel, Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş, Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner, Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikcioğlu, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, Manavgat Belediye Başkanı Niyazi Nefi Kara, Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım, Buca Belediye Başkanı Görkem Duman, Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin, İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer.
Hepsini yazmadım. Son seçimlerden 9 Ekim 2026 tarihine dek tam 36 belediye başkanı tutuklanmış. Bunlardan sadece 9’u, aylarca tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilmiş.
Başkanları tutuklanan belediyelerden Bursa Büyükşehir, İstanbul Gaziosmanpaşa, Bayrampaşa, Adalar, Üsküdar belediyeleri AKP’ye geçmiş.
Ayrıca 10 DEM, 3 CHP belediyesine kayyum atanmış.
Partisinden ayrılıp AKP’ye geçen belediye başkanlarının toplam sayısı 9 Ekim 2026 tarihi itibarıyla 113. CHP’den seçilen tam 36 belediye başkanı AKP’ye geçmiş. Bunlardan bazılarını yazıyorum:
Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, Söke İlçe Belediye Başkanı Mustafa Arıkan, Keçiören İlçe Belediye Başkanı Mesut Özarslan, Gölbaşı İlçe Belediye Başkanı Yakup Odabaşı, Göle İlçe Belediye Başkanı Gökhan Budak, Serik İlçe Belediye Başkanı Kadir Kumbul, Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal, Dinar İlçe Belediye Başkanı Veysel Topçu, Keşan İlçe Belediye Başkanı Mehmet Özcan, Tuzla İlçe Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl, Şile İlçe Belediye Başkanı Sacit Terzi , Eceabat İlçe Belediye Başkanı Saim Zileli, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Foça İlçe Belediye Başkanı Saniye Bora Fıçı, Çiğli İlçe Belediye Başkanı Onur Emrah Yıldız, Marmara Adalar Belediye Başkanı Aydın Dinçer.
Tam listeleri ve sayıları bir taramayla herkes bulabilir. Ben açık bir fikir oluşsun diye bir kısmını buraya aldım. Bütün bunlara bir de ana muhalefet partisine mahkeme kararıyla kayyum atanmasını ekleyebiliriz.
Manzara ortadadır. Benim bir şey dememe gerek var mı? Belki de sadece birkaç soru sorabilirim.
Bütün bunlar normal mi? 2000’lerde büyüyenler için bunlar normal sayılabilir. “Normal mi?” sorusunun doğru cevabını almak için “2000’lerden önce böyle şeyler olur muydu?” diye sormak gerekir. Bu kadar belediye başkanı partisinden ayrılıp iktidar partisine geçebilir miydi? Bu kadar belediye başkanı tutuklanabilir miydi? Bu kadar belediye el değiştirebilir miydi? Bu kadar belediyeye kayyum atanabilir miydi?
Soruların yönünü değiştirelim. Parti değiştiren belediye başkanlarının itibarları mı arttı? Ya onları partilerine katıp rozetleyenler? İtibar mı kazandılar? Çok mu şerefli işler yapmış oldular? Soruyu biraz daha geniş tutalım. Bütün bu manzara Türk siyasetine onur mu kazandırıyor? Büyük bir tarihi olan Türk milletine bu manzara yakışıyor mu? Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu Türkiye Cumhuriyeti bu manzarayı hak ediyor mu?
Konuya bir de seçmenler açısından bakalım. Bu manzara karşısında seçmenler, verdikleri oyun yerini bulduğunu düşünebilirler mi? Seçmenlerin zihninde “gaspetme, çökme” gibi kavramlar oluşmaz mı? Oylar yerini bulmuyorsa böyle bir sisteme demokrasi denebilir mi?
DEM’in kazandığı 10 belediyeye de kayyum atanmış. Bu durum da insanın zihninde bazı sorular oluşturuyor. Belediyelerine kayyum atandığı hâlde DEM, nasıl oluyor da “terörsüz Türkiye” sürecinin gönüllü yandaşı oluyor? Yoksa bu süreç sonunda elde edeceği avantajların on belediye başkanlığından çok daha fazla olacağını mı düşünüyor? Soruyu “düşünüyor” diye mi sormalıyız yoksa “biliyor ve görüyor” diye mi?
Son bir soru: Böyle bir manzara, Türkiye’yi dünya ülkesi, yöneticisini de “dünya lideri” seviyesine yükseltir mi?
Zihnimde daha nice sorular var ama…