Uzun uzun tekrara girmeyeceğim. YENİÇAĞ’da bulup tekrar okumanızı önereceğim. Her ne kadar AKP Eğitim Bakanları tarafından laçkalaştırılsa da laik ve modern eğitim anlayışına dayalı eğitim sistemimize karşı saldırılar ve anayasa tarafından korumaya alınan Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kaldırılması için yapılan sinsi çalışmalar artık ayyuka çıkmaya başladı. Cumhuriyet, ATATÜRK, laik eğitim sistemine ve vatanına bağlı, çocuklarımızı aydınlık yarınlara yetiştirmek için çalışan öğretmenlerimizden her gün onlarca mesaj ve telefon alıyorum. AKP yanlısı odakların ve cemaatlerin neler yaptıklarını, okullarımızı ve eğitim sistemimizi nasıl zehirlemeye çalıştıklarını dinledikçe Yusuf Tekin’in bakanlık koltuğunda neden hâlâ ısrarla oturtulduğu ortaya çıkıyor.
***
Ülkemizi derin kedere boğan okul saldırılarından sonra saray yanlısı medya organlarının başında gelen Yeni Şafak’ın yazarı İsmail Kılıçarslan güya '12 yıllık kesintisiz eğitim' sistemini eleştiren bir yazı kaleme aldı.
İsmail Kılıçarslan yapılan en büyük yanlışın liberal eğitim modeli olduğunu vurgulayarak, "Eğitimde yapılan en büyük yanlış, Batı’nın da çoktan duvara tosladığı 'very liberal' eğitim modelinin Türkiye’ye de uygulanmasıydı. Böylelikle 'öğretmen ve disiplin odaklı' olan eğitim süreci önce 'veli ve beklenti odaklı', ardından da hızla 'öğrenci ve hayvanlığa varan özgürlük odaklı' bir hale geldi" dedi.
Baklayı tam olarak ağzından çıkaramayan İsmail Kılıçarslan’ın “Öğretmen mi? O kim ki?” başlıklı yazsından bazı bölümlere yer verelim ki daha anlaşılır olsun. Yazı, “Son yıllarda eğitimde yaptığımız üç temel hatamız var” diye başlıyor ve şöyle devam ediyor;
“…
Kahramanmaraş’taki acı tecrübe bize ders olsun. Disiplin yönetmeliği (ortaokulları da kapsayacak şekilde) güçlendirilsin. Okuldan atılmak kolaylaşsın. Sınıfta kalmak adam gibi kurallara bağlansın. Öğretmenlerimiz yeniden “kendinden çekinilmesi gereken” bir pozisyona çıkartılsın. Hele hele velilerin öğretmenlerimize terbiyesizlik yapması bütünüyle ‘adli bir mesele’ olarak değerlendirilsin.
Basitçe söylemek gerekirse bunlar yapılsın ki nesillerimiz kurtulsun. Görülüyor ki ‘very liberal eğitim modeli’ bitmiş durumda. Görülüyor ki ‘özgür gelişim’ masalının sonu ‘hayvanlığa’ gidiyor, başka bir yere değil.
Allah rızası için harekete geçme zamanıdır.”
***
“Ee, ne var şimdi bunda mı” dediniz?..
O zaman İsmail Kılıçarslan’ın 27/08/2024 tarihli “ Kamalizm’i de ikmal ettik Elhamdülillah” başlıklı yazısından alıntılara yer vereyim;
“Uzun uzun anlatacak değilim. Kısadan söyleyeyim: Bugün Türkiye’yi a noktasından b noktasına selamet içerisinde, toplumsal barış içerisinde, bir arada yaşama kültürü içerisinde götürmek isteyen her sağlıklı politik hareketin tek, bir tek ajandası olmalıdır: ‘Bir akıl dışılık ideolojisi, bir akıl tutulması olan Kamalizm’i bertaraf ederek Türkiye’ye temiz, ışıklı, tehlikesiz bir sayfa açmak.’
Niçin böyledir bu? Çünkü Kamalizm bir oligarşik tiranlık biçimidir. Türkiye’nin bütün noktalarına, adına ‘Türkiye’yi durdurmak’ diyebileceğimiz şekilde sirayet ederek memleketi ‘biz ve ötekiler’ şeklinde karpuz gibi bölmüştür. Kendisine düşen dilimin getirdiği konforla kendisine benzemeyen herkesi ve her şeyi yerle yeksan etme yoluna gitmiştir.
…
Dümdüz, apaçık konuşmak gerekirse 23 yıldır AK Parti’nin bu akıl dışılık ideolojisini yenmesini, tarihin çöp tenekesine yollamasını umut ediyorum. Fakat sanırım bu artık bu boş bir hayalden ibaret.
Yalan yok. AK Parti, 2002-2008 arasında bu hesaplaşmayı yapamayacağını pekala biliyordu. 2008 sonrası eline bir fırsat geçtiğini hissetti ancak bu sefer de memleketin başına gelmeyen kalmadı. Biz de hep ‘dur bakalım, sıra nasılsa Kamalizm’e de gelir’ diyerek bekledik.
15 Temmuz sürecinden sonra ben ‘tamam işte, tam sırası artık’ demiştim. Ama sıranın Kamalizm’e gelmesini bir yana bırakalım, 15 Temmuz süreci sonrası Kamalizm, bence kendisinin de hiç ummadığı şekilde ‘prime dönem’ diyebileceğimiz bir dönem yaşamaya başladı.
İş sonunda geldi geldi, Kastamonu’da, AK Partili vekil bilmem kimin de katılımıyla Şapka ve Kıyafet Devriminin bilmem kaçıncı yılını coşkuyla kutlamaya dayandı. Ne diyelim, ‘Kamalizm’i de ikmal ettik elhamdülillah. Allah mübarek etsin.’
Ve fakat küçük bir sorunumuz var. Şapka ve Kıyafet Devrimi, Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve Dil Devrimi, kendisi üzerinden en çok ‘operasyon yapılan’, en çok insan öldürülen, öldürülmeyenlerin bertaraf edildiği devrimler. Yanılıyorsam lütfen düzeltin. 1930’da AK Parti Kastamonu vekili bilmem kim, başında şapkası olmadan Şapka ve Kıyafet Kanunu kutlamasına katılsaydı en iyi ihtimalle birkaç yıl hapis yatardı. Neyi kutladılar acaba?”
***
Fotoğraf çok net!.. Okul saldırılarının ardından çekilen büyük acıyı istismar etmekten zerre kadar çekinmeden timsah gözyaşları eşliğinde hain emellerini gerçekleştirmeye yürüyorlar!.. Hâlâ anlayamadıysanız şu satırları bir daha düşünün;
“Ve fakat küçük bir sorunumuz var. Şapka ve Kıyafet Devrimi, Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve Dil Devrimi, kendisi üzerinden en çok ‘operasyon yapılan’, en çok insan öldürülen, öldürülmeyenlerin bertaraf edildiği devrimler.”