ABD/Trump, İsrail’in kuyruğuna takılarak İran’a karşı başlattığı savaşı, kısa sürede sonuçlandıracağını, İran’ın rejimini çökerteceğini, İran’ın teslim olacağını açıklamıştır.

ABD’nin eksik istihbarat, stratejisi olmayan ve aşırı öz güvenle başlattığı bu savaştan artık nasıl çıkacağını hesapladığı, yanlış hesabın Bağdat’tan döndüğü söylenebilir.

Herhangi bir şekilde, “zafer” olarak nitelendirilebilecek bir sonuç elde etmeden savaşı sonlandırmaları halinde, öncelikle ABD’nin dünya kamuoyu önünde prestij kaybedeceği, iç siyasette olumsuzluklar yaşayacağı, Netenyahu’nun da benzer durumda olduğu, bu nedenle ABD’nin, Güney Kore ve Japonya’daki üslerinden de kuvvet getirdiği görülmektedir.

İsrail’in de bu zafer görüntüsünü, Hizbullah’la mücadele adı altında Lübnan’ın güneyini işgal etmek suretiyle elde etmeyi düşündüğü anlaşılmaktadır.

İran rejimi çökmedi

Trump’ın, başlangıçta dehşet ve korku veren saldırılarla İran’ı belirsizliğe sokup çökertebileceğini, kısa bir süre içinde şartlarını açıklayıp zafer elde edebileceğini planladığı, Venezuela’da olduğu gibi ülkenin en üs düzeyindeki kişinin etkisiz hale getirilmesi ve lidersiz bırakılması halinde bunun süratle gerçekleşebileceğini düşündüğü belirlenmiştir.

Ancak, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ile üst yönetimde yer alan birçok kişinin öldürülmesine rağmen, ülkenin liderlik yapısının, hücrenin kendini yenilemesi gibi hareket ederek bütünlüğünü koruduğu, bundan sonra da aynı durumun gerçekleşme kabiliyetinin de var olduğu anlaşılmıştır.

Ayrıca Trump’ın, İran halkının yönetime duyduğu tepkiyi örgütleyerek büyütebileceğini, ancak İran’da devletin rejimden büyük olduğunu, halkın dışarıdan bir saldırı karşısında ülkesini koruyacağını, rejimin de halkın bu özelliğini kullanacağını hesap edemediği görülmüştür.

İran’ın elindeki güç de kestirilemedi

ABD’yle İran arasındaki müzakereler devam ederken, İsrail’in de ısrarıyla, birlikte İran’a karşı operasyon başlatmıştır. ABD’nin bu girişimle İsrail lobisinin etkisini arkasına alarak, Kasım 2026 seçimleri için destek elde edebileceğini, Epstein baskısından da kurtularak liderliğini pekiştirebileceğini, her yerde olduğu gibi İran’ın enerji kaynaklarına da çökebileceğini, hatta bu suretle Çin’i de zor duruma düşürebileceğini, İsrail’in de İran tehdidinden kurtularak bölgede ABD’nin kalesi olma durumunu muhafaza edebileceğini hesapladığı görülmüştür.

Savaştan önce CIA ve MOSSAD’ın, İran’ın füze gücüne ilişkin değerlendirmelerinin yanlış çıktığı anlaşılmaktadır. Yaptıkları değerlendirmelere göre bugüne kadar İran’ın elindeki füzelerin bitmiş olması gerekirken, elinde tahmin edilenden çok fazla dron ve çeşitli füzesi olduğu, bunları savaşın başında daha az kullandığı ve savaş ilerledikçe, ABD ve İsrail hedefleri de belirgin hale geldikçe ve füze savunma kapasitesi azaldıkça daha etkin kullanmaya, elindeki süpersonik füzeleri de sonradan devreye sokmaya başladıkları anlaşılmıştır. ABD’nin körfez ülkelerindeki üslerine atılan füzelerin beklenenin üzerinde hasar verdiği de tespit edilmiştir.

ABD ve İsrail’in, İran hava gücünü tamamen, deniz gücünü de büyük ölçüde etkisiz hale getirdiği bir gerçektir. Ancak kara gücünde fazla kayıp olmadığı anlaşılmaktadır. ABD’nin yoğun bir hava desteğiyle gerçekleştireceği beklenen, özellikle başta Hürmüz boğazındaki Hark adasına yapacağını söylediği operasyon olmak üzere muhtemel diğer kara operasyonlarında, daha ihtiyatlı davranacağını söylemek mümkündür.

Rusya ve Çin’in İran’a hangi konularda destek verdiği ve nasıl bir ilişki içinde olduğu tam olarak bilinmemektedir. Ancak savaş uzadıkça Rusya, Ukrayna cephesinde rahatlamaktan ve enerji ihtiyacının karşılanmasında ön plana çıkmaktan memnun görünmektedir. ABD’nin prestij ve güç kaybetmesinden ise her ikisi de memnundur. ABD de Rusya ile Çin arasında bir dayanışma olmamasına özen göstermektedir.

Hürmüz Boğazının açılması girişimleri

İran Hürmüz Boğazını önce ABD ve İsrail’e destek veren ülkelere, daha sonra da neredeyse tamamen kapatmıştır. ABD şimdi bu boğazın açılması için girişimlerde bulunmaktadır. Halen İsrail’le birlikte İran’ın Batı kıyılarına hava taarruzları düzenlemektedir. ABD’den yola çıkardığı 5000 Deniz Piyadesiyle beraber Harkuk adasını işgal ederek hem İran’ın kaynaklarını kesmeye hem de Hürmüz boğazının trafiğe açılmasını sağlamaya çalıştığı belirtilmektedir.

ABD, Hürmüz’ün kapalı olmasının, başta Avrupa olmak üzere birçok ülkeye zarar verdiğini belirterek, Hürmüz boğazı operasyonu için koalisyon kurmak istemekte, bu amaçla Avrupa ülkelerinin elinde kendisininkinden çok daha fazla mayın temizleme gemisinin de olduğunu söyleyerek, NATO’ya ve pasifik ülkelerini de çağrı yaparak, koalisyona katılım talep etmektedir. Hatta NATO’yu bunun için tehdit dahi etmektedir. Ancak Trump’ın bu talebine karşı, İngiltere, Almanya, Fransa, Yunanistan, İtalya, Japonya, Güney Kore ve Avusturalya’dan, bunun kendilerinin savaşı olmadığının altı da çizilerek kabul etmediklerine ilişkin açıklamalar gelmiştir.

Savaşın Türkiye’yi ilgilendiren yanları

ABD’nin Türkiye’yi, bu savaşa dahil etmeye çalıştığı bilinmektedir. İran’dan geldiği söylenen füzelerin, İskenderun körfezi yakınlarındaki NATO sisteminde bulunan ABD destroyeri tarafından vurulmuş olmasına dikkat edilmelidir. Ancak İran’ın bu füzeleri kendisinin göndermediğine ilişkin söylemlerinin olması, İran devletinin kasıtlı bir teşebbüsü olmadığı kanaatini oluşturmuştur. Zaten İran’ın da Türkiye’nin kendisine karşı bu savaşa dahil olmasını istemeyeceği de aklın bir gereğidir. Türkiye’nin, ABD’nin İncirlik üssünü bu dönemde kullanmayacağına ikna etmesi ve bunu açıklamasını talep etmesi, muhtemel bir provokasyona da engel olabilir.

İran’ın çökmesi halinde sıranın Türkiye’ye geleceği, birçok stratejist tarafından ortaya konmuştur. Türkiye’nin provokasyonlar sonucu savaşa sokmaya çalışılacağına dikkat edilmelidir. Bu nedenle İran’a gerekli uyarılara devam edilmeli, bunu isteyenlerin oyunlarına gelinmemelidir. ABD ve İsrail’in hatalarının bedeli üzerimize kalmamalıdır.

Bölgesel rekabet içinde olduğumuz, ancak birbirimize karşı düşman olmadığımız, Kasr-ı Şirin anlaşmasından beri sınırlarımızın değişmediği, asırlardır çatışma yaşamadığımız İran’a karşı hassasiyet gösterilmelidir. Savaş bittikten sonra onların çekip gideceği, bizim bu coğrafyada komşularımızla iyi ilişkiler içinde yaşamaya devam etmememiz gerektiği unutulmamalıdır.

Bu savaştan elde edilen tecrübeyle, öz hava ve füze savunmamızda mevcut çalışmalarımıza ilave olarak, özellikle balistik füzelere karşı füze ve radar sistemlerimiz için yapılan çalışmalara hız vermemizin, ayrıca stoklarımızın da uzun süreli ve yoğun bir savaşın gereklerini karşılayacak düzeyde olmasının ve bu konuda tedbirler alınmasının gerekli olduğu değerlendirilmektedir.

***

- İsrail savaşın uzamasını ve bölgeye yayılmasını istemektedir. Bu kargaşada Lübnan’ın güneyinde Beyrut’a kadar olan bölgede bir tampon bölge oluşturmak için kara harekâtı yapmaktadır. Bu bölgenin de Golan tepelerinde ve Batı Şeria’da olduğu gibi kalıcı olacağı, hatta Lübnan’ın bütününü kontrol etmek istediği düşünülmektedir.

- Trump, savaş bitti demesine rağmen bitmemekte ve savaştan nasıl çıkacağını da bilmemektedir. Sonunun ne olacağını bilemediği taktik girişimlerine devam ederek bir zafer görüntüsü elde edip, sıyrılmak istemektedir. Ancak stratejisi olmayan taktiklerle sonuç alınamayacağını da hesap edememektedir.

- ABD ve İsrail’in, biraz da çaresizlikten dolayı, yakıp yıkmakla eğlendikleri havasını yaratarak rahat ve emin oldukları mesajı vermeye, bununla ve çeşitli beyanlarla psikolojik harekât uygulamaya çalıştıkları da anlaşılmaktadır.

- Avrupa ve Körfez ülkeleri, enerji ve enflasyon krizleriyle karşı karşıyadır. Büyük zarar gördüklerinden, ABD’ye karşı baskı uygulayarak savaşı durdurmasını ısrarla talep etmelidir.