ABD’yle İran arasındaki gerilim devam ederken müzakere yapılabilmesi ve anlaşma sağlanabilmesi için yapılan temaslar sonucunda tarafların bir araya gelmesinde karar kılındığı, durumun buradan alınacak haberlere göre yeniden şekilleneceği anlaşılmıştır. Ancak buradan alınacak sonuçların tarafları tatmin etme derecesine bağlı olmak üzere çatışma ihtimalinin bir müddet daha gündemden düşmeyeceği de beklenmektedir.
ABD, görüşmelerden istediği sonucu alabilmek için tehditlerine devam etmektedir. Anlaşmaya varılamaması halinde, bölgedeki ve gelmekte olan takviye güçlerini işaret ederek, kötü şeyler olacağını söyleyip, durum üstünlüğü devam ettirmeye çalıştığı görülmektedir. İran da saldırıya uğraması halinde ABD ve İsrail’in askeri ve ekonomik tesislerinin kendisi için meşru hedef haline geleceğini ısrarla vurgulamaktadır.
ABD’nin İran’a ilişkin amacı
ABD’nin İran için birkaç amacı bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, İran’ın bölgede güçlü bir devlet olmasını önleyerek, Ortadoğu politikalarında en önemli ortağı ve bölgedeki kalesi olarak nitelendiği İsrail’e tehdit teşkil etmesine engel olmaktır.
Bu kapsamda İran için büyük bir güç faktörü olan nükleer çalışmalarının, barışçıl amaçlar da dahil olmak üzere, tamamen sona erdirilmesini ve bugüne kadar elde ettiklerinin de etkisiz duruma getirilmesini sağlayarak, başta İsrail’e karşı olmak üzere, İran’ın bölgesel ve küresel bir güç olmasına mâni olmaktır.
Yine bu hususlarla ilgili olarak balistik füze sistemlerinin de menzil, mevcut ve kapasite olarak sınırlandırılmasını sağlamaktır.
ABD’nin diğer önemli bir amacı da Çin’in en çok petrol aldığı İran’ın Çin’e petrol ihraç etmesini engelleyerek, Çin’in enerji ihtiyacını karşılamasını sekteye uğratmaktır.
Bir diğer amacı da İran’ın katı ve kapalı bir molla rejime sahip olması ve rejimini korumak için her şeyi göze alabilme düşüncesi ve kapasitesi nedeniyle rejimin değişmesini sağlayarak daha şeffaf, açık, kontrol edilebilir ve diyalog kurulabilir bir duruma gelmesine imkân yaratmaktır.
Bu sonuçları alabilmesi için, BOP’un da hedefleri içinde olan, İran’ın daha küçük, kontrol edilebilir bir şekilde parçalanması da amaçlarından biri olduğu bilinmektedir.
ABD’nin bu amaçlarına ulaşabilmek için öncelikle İran’ın nükleer kapasitesini, İsrail’in ise rejim değişikliğini hedef aldığı, ancak ABD etkin yönetimindeki İsrail yanlısı olanların, Trump’ı etkiyerek rejimin de hedef alınmasına ikna ettiği anlaşılmaktadır.
ABD’nin İran’dan talepleri
ABD’nin söz konusu amaçlarına ulaşabilmek için taleplerinin başında, İran’ın nükleer kapasitesini sonlandırması ve başlangıç olarak da uranyum zenginleştirme faaliyetlerini derhal ve kalıcı olarak durdurması gelmektedir.
Balistik füze menzil ve sayısını kısıtlaması da talepleri arasındadır.
Hamas, Hizbullah ve Yemen’deki Husiler de dahil olmak üzere Ortadoğu’daki tüm vekil guruplara verdiği desteğini de sona erdirmesini beklemektedir.
ABD, İran’dan olan bu taleplerini kabul etmesi beklentisiyle müzakere masasına oturmasını, bunun gerçekleşmemesi halinde müdahalede bulunacağını açıklamıştır.
Bu konudaki kararlılığını göstermek için de Basra Körfezi ve civarına büyük bir yığınak yaptığı, Doğu Akdeniz ve Kızıl Deniz bölgelerine kuvvet getirdiği ve takviyelerine de devam ettiği görülmektedir.
ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun, Kongre üyelerine yaptığı bilgilendirmede askeri yığınağın esas olarak ABD güçlerini korumaya yönelik savunma amaçlı olduğunu söylemesinin ve bu kuvvetlerin gerekirse “önleyici şekilde de harekete edebileceğini” ifade etmesinin, dünya kamuoyuna ABD’nin saldırgan değil, barış yanlısı olduğunu gösterme amaçlı olduğu düşünülmüştür. Ancak bunun, diyalog yoluyla çözüm değil, güç göstererek taleplerini kabul ettirme (güç yoluyla barış) politikası olduğunu ve pek de inandırıcı gelmediğini söylemek mümkündür.
Çatışma sürecinde tarafların muhtemel eylemleri
ABD’nin müdahalede, İran’ın başta tüm nükleer kapasitesi olmak üzere kritik askeri ve ekonomik tesislerini hedef alacağı, askeri ve siyasi liderlere yönelik bir dizi operasyonları da kapsayan saldırılarda bulunabileceği, İsrail’in ise ABD saldırılarına paralel hareket edeceği ve destekleyeceği beklenmektedir. Ablukayla İran’ın dış dünyayla irtibatını kesebileceği, İsrail ile birlikte 14 gün savaşından edindiği tecrübe ve sonuçları dikkate alarak hareket edeceği düşünülmektedir.
İran’ın ise, bu süreçte eldeki tüm imkanlarını kullanarak ABD üslerini ve İsrail’i hedef alarak ABD saldırılarına cevap vereceği, Hürmüz Boğazını kapatarak petrol trafiğini engelleyeceği söylenmektedir. Saldırılardan daha az darbe alarak ayakta kalan başta Yemen’deki Husiler olmak üzere diğer vekil güçlerin ABD ve İsrail’e verebileceği zararlar da dikkate alınmalıdır.
Beklenen muhtemel gelişmeler
Trump’ın bu kadar konuştuktan ve askeri yığınak yaptıktan sonra ABD ve dünya kamuoyunu kendi açısından nasıl tatmin edeceğini anlamak oldukça güçtür. ABD’nin yığınak yaptığı gücün günlük maliyetinin 30 milyon dolar olduğu, her gün için maliyetin arttığı, operasyon halinde daha da artacağı, İsrail’in de muhtemel operasyonda 10 milyar dolarlık bir maliyetle karşılaşılacağı göz önünde tutulduğunda Trump’ın, tüccar zihniyetiyle bunu kamuoyuna izahta zorluklarla karşılaşacağı ve Kasım 2026’daki kısmi seçimi de dikkate alacağı hesaba katılmalıdır.
Ayrıca ABD’nin İran’a ilişkin amaçlarının devam ettiği bundan vazgeçmeyeceği, bölgedeki ABD üslerinin korunmasını garanti altına almak için zamana ihtiyaç duyduğu, İsrail’in de korunması için tedbirlerini arttırmasını beklediği, kendisine zarar gelmemesini garanti altına almak istediği de dikkate alınmalıdır.
Bu açıdan bakıldığında, ABD/Trump’ın operasyondan ancak, müzakerelerden maliyeti fazlasıyla çıkaracak ve prestijini kurtaracak bir sonuç alması halinde vazgeçebileceğini söylemek mümkündür. Bu durumda İran’ın müzakerelerin nükleer anlaşmayla sınırlı olduğunu açıklaması ABD’nin beklentilerini karşılamayabileceği ve bunun da ilişkileri yeniden gerginleşebileceği düşünülmelidir.
Sonuç ne olursa olsun ABD’nin amaçlarına ulaşıncaya kadar İran konusunu ve operasyonu gündemde tutacağı da unutulmamalıdır.
***
-ABD-İran görüşmelerinin 06.02.2026’da (yeri değişmezse) Umman’da yapılması beklenmektedir. Bu ortamın oluşmasında Türkiye önemli bir rol oynamıştır.
-İran’ın siyasi birlik içinde toprak bütünlüğü Türkiye için vazgeçilmezdir. Parçalanması risk teşkil etmekte, pek çok yerleşik taşı yerinden oynatacak sonuçlar yaratma potansiyeli taşımaktadır. Göç konusu da ayrı bir sıkıntıdır.
-Rejimin özelliğinden ziyade, bütünlüğü korunmuş istikrarlı bir İran, Türkiye’nin tercihidir. Bütünlüğü bozulan bir İran’dan kopacak Kürt bölgesinin, dört parçalı konfederasyonun bir parçası olacağı, Irak ve Suriye’deki parçalarla birlikte Türkiye’ye tehdit oluşturacağı hesaba katılmalıdır.