Hayır, televizyonda yeni başlayacak bir dizinin adı değil bu.

CHP’nin son grup toplantısında izlediğim Özgür Özel’i anlatmak için seçtiğim sözcükler sadece.

Yıllarca birlikte çalıştığı arkadaşlarının itirafçı olup yolsuzluk, rüşvet ve aşk konularında ortaya attığı iddialar yetmezmiş gibi bir de Afyon Belediye Başkanı’nın istifa ederek Ak Parti’ye geçmesi karşısında çok üzüldüğü, şaşırdığı ve kızdığı her halinden belliydi.

Oysa liderlik koşullar ne olursa olsun sağduyulu davranmayı gerektirir.

“Sakin denizde kaptanlığı herkes yapar.

Önemli olan dalgalı denizde gemiyi yüzdürüp sağ salim hedefe ulaştırmaktır.”

***

Özgür Bey’e bir zamanların renkli ismi Millet Partisi Genel Başkanı Osman Bölükbaşı’nın siyasi hayatına yakından bakmasını öneririm.

Bölükbaşı, bir genel seçimden sonra partisinden seçilen milletvekillerinin çoğunun ardı ardına istifa edip başka partilere gitmeleri ve seçildikleri partiyi suçlamaları karşısında bağırıp çağırmamış, lanlı ulanlı tehditler savurmamış, duyduğu üzüntüyü şöyle dile getirmişti:

“Öyle çok vefasızlık ve ihanet gördüm ki gönlüm Karacaahmet Mezarlığı’na döndü.”

İNSAN ONURUNA AYKIRI YARIŞMA

Acun Ilıcalı’nın Yunanistan’da düzenlediği Survivor yarışmasından üzücü bir haber geldi.

Yarışmacılardan biri balık avlamak için girdiği denizde tekne çarpması sonucu yaralanıp hastaneye kaldırıldı ve bir bacağı kesildi.

Bizdeki yarışmada da sık sık kazalar oluyor, ağır sakatlıklar yaşanıyor.

Nitekim “Ünlüler” grubundan Bayhan yaralanıp hastaneye kaldırıldı ve yarışmayı bırakmak zorunda kaldı. Yine “Gönüllüler” grubundan Barış parmağı kırıldığı için hastanelik oldu.

***

Bu vesileyle yıllardır süren ve geniş kitlelerce izlenen söz konusu yarışmaya biraz daha yakından bakmakta yarar var:

Acun Ilıcalı ve Murat Ceylan’ın sunduğu yarışma her yıl yeniden oluşturulan 10 kişilik “Ünlüler” grubuyla yine 10 kişilik “Gönüllüler” grubunun ıssız bir adada var olma mücadelesini anlatıyor.

Ünlüler” grubunda “B grubu ünlü” diyebileceğimiz eski futbolcu, boksör, atlet, manken, şarkıcı gibi mesleklerden insanlar yer alıyor.

“Gönüllüler” grubunun çoğunluğunu ise iyi bir tahsile ve doğru düzgün bir işe sahip olmayan atletik gençler oluşturuyor.

Yarışmaya katılan “Ünlüler” hem biraz para kazanmak hem “B kategorisi ünlüler” sınıfından bir üst sınıfa geçmenin peşindeler.

“Gönüllüler” ise yarışma sonrasında gösteri dünyasında kendilerine yer açmanın hayalini kuruyorlar.

Yarışmacılara son derece az, adeta ölmeyecekleri kadar yemek veriliyor.

Açlık kimi zaman başlarına vuruyor ve bunun sonucunda aralarında tartışmalar, kavgalar oluyor.

İki grubun da barınma koşulları çok kötü. Yaptıkları derme çatma sözde kulübelerde bir arada yatıyorlar. Sağanak yağmur ve rüzgâr onları ciddi anlamda zorluyor. Uyurken aralarında fareler dolaşıyor.

Survivor’ın önemli özelliklerinden biri de “Ünlüler” ve “Gönüllüler” arasında çeşitli direnç yarışmaları düzenlenmesi.

Komando eğitim alanına benzeyen bir parkurda kimi zaman yerde sürünüyor, kimi zaman bir yerlere tırmanıyorlar.

Parkuru geçenler toplar ve benzeri cisimlerle karşılarındaki hedefleri vurup düşürmeye çalışıyorlar.

Yarışmayı kazananlara ödül olarak patates ve yumurta gibi yiyecekler veriliyor.

Kıran kırana geçen yarışmalar sonunda her hafta bir yarışmacı eleniyor.

RTÜK Kanunu’nda televizyon yayınlarının insan onuruna aykırı olamayacağı hükmü yer alıyor.

İnsanları aç bırakmak, açlıkları başlarına vurmuş kişileri kavga ettirmek, birkaç patates ile birkaç yumurta için onları tehlikeli yarışmalara sokmak ve derme-çatma kulübelerde farelerle birlikte aylarca yaşatmak insan onuruna uygun mudur?

Survivor bu haliyle yayınlanmaması gereken bir yarışmadır.

Reytinginin ve reklam gelirinin iyi olması bu gerçeği ortadan kaldırmaz.

Son olarak şunu da belirteyim:

Televizyonda Survivor’la her karşılaştığımda, “Atları da Vururlar” filmi geliyor aklıma.

Söz konusu filmde, ABD’de 1930’lu yıllarda büyük ekonomik kriz yaşanırken yapılan bir dans yarışması anlatılıyordu.

1500 dolarlık büyük ödülü kazanmak için yarışmaya katılanlar kısa molalar dışında sürekli dans ettiriliyor, bu kurala uymayanlar eleniyordu.

Tüm ümitlerini bu yarıştan kazanacağı paraya bağlayan yoksul kız Gloria, sürekli dans etmekten bitap düşmüş bir halde partneri Robert’e artık dayanamayacağını belirtiyor, “Hastalanıp kıpırdayacak hali kalmayan atları da vururlar değil mi” diyerek kendisini öldürmesini istiyordu.