Son günlerde dikkatimi çeken haberlerden biri, İstanbul’da bir kadının bir yılda 300 defa hastaneye gittiğine ilişkindi.

Haberin kaynağı İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdulah Emre Güner’di.

Güner, “Kocamustafa’da bir teyzemiz var. Bir yılda 300 defa hastaneye gitmiş. Gerçekten ihtiyacı olan hastalar bu gibi durumlar nedeniyle sıkıntı yaşayabilirler. Ben bir yılda sadece bir defa hastaneye gittim” diyordu.

Yani açıkça kadını eleştiriyor, hastaneye bu kadar çok gitmesinin sağlık hizmetini aksatıcı rol oynadığını ifade ediyordu.

Oysa İl Sağlık Müdürlüğü koltuğunda oturan bir bürokratın, bir kadının bir yılda 300 defa hastaneye gittiğini öğrenmesi karşısında şu sorulara yanıt araması gerekirdi:

-Bu kadın bir yılda neden bu kadar çok hastaneye gitti?

-Her defasında doğru düzgün bir muayeneden geçirilmedi mi?

-Yapılması gereken tıbbi tetkikler yapılmadı mı?

-Yazılan reçetelerde, uygulanan tedavilerde bir yanlışlık mı var?

-Yoksa kadın fiziksel değil ruhsal bir sorun mu yaşıyor?

-Şayet ruhsal sorun yaşıyorsa bunun tedavi edileceği yer de hastaneler değil mi?

-Kadın fiziksel ve ruhsal açıdan hasta olmayıp sadece sosyalleşme amacıyla hastane hastane dolaşıyorsa bu da çare bulunması gereken bir sorun sayılmaz mı?

***

Gelelim, İl Sağlık Müdürü’nün bir yılda sadece bir kez hastaneye gitmiş olmasına...

Eminim ki, hangi hastaneye gitmişse orada olağanüstü hal ilan edilmiş, doktorlar, hemşireler, teknisyenler seferber olup hizmet yarışına girmişlerdir.

Ve sonuçta tüm tetkikleri eksiksiz yapılmış, teşhisi onlarca doktorun görüşleri alınarak konulmuş, reçetesi doğru şekilde düzenlenmiştir.

Yani İl Sağlık Müdürü’ne 300 kez hastaneye giden kadından belki de 300 kat daha fazla ilgi ve saygı gösterilmiştir.

***

Son sözüm şu:

Sayın İl Sağlık Müdürü... Olaya bir de anlattığım açıdan bakar mısınız lütfen!

++++++++++++++++

ÖNCE KARIŞTIR SONRA YATIŞTIR!

ABD’nin ayakta kalması büyük ölçüde silah satışına bağlı.

Her yıl en az 300 milyar dolarlık silah satıyor.

Ürettiği silahları satamasa kısa sürede ekonomik krize girmesi işten bile değil.

Peki, silahları nasıl satıyor?

Bunun nasıl olacağını çok iyi biliyor doğrusu.

“Önce komplolarla karıştır sonra silah satarak yatıştır” formülü.

ABD’nin “Kurban müşterileri” arasında biz de varız ne yazık ki.

Yunanistan’la aramızda önce Kıbrıs, Akdeniz ve Ege adaları konularında kriz çıkartıyor, ardından iki tarafa da milyarlarca dolarlık silah satıveriyor.

***

Petrol zengini Körfez ülkeleri de ABD’nin en iyi silah müşterileri arasında yer alıyor.

Her yıl milyarlarca dolarlık silah satıyor onlara.

Ama bunu yeterli görmemiş olmalılar ki ABD/İsrail-İran savaşını fırsat bilip yeni silah anlaşmaları yapmaya başladılar şimdi.

ABD Dışişleri Bakanlığının açıklaması bunun açık kanıtı.

Özetle şöyle deniyor açıklamada:

“İsrail’e 992.4 milyon, Birleşik Arap Emirlikleri’ne 147.6 milyon, Kuveyt’e 2.5 milyar, Katar’a 5 milyar dolarlık silah satışı onaylandı.”

***

Fazla söze gerek var mı?

++++++++++++++++++++++

TEVAZU İŞTE BUDUR!

Donalp Trump, ABD donanmasının, İran limanlarına yönelik ablukasını ve gemi ele geçirme eylemleri konularında açıklama yaparken“Kârlı bir iş... Adeta korsan gibiyiz” demiş.

Tevazu denilen şey budur işte...

Aman efendim korsan gibi ne demek, dört dörtlük bir korsansınız siz!