YENİÇAĞ - Ahmet TAKAN / Sıcak Analiz

Formatlanmış “yeni çözüm” sürecinde İmralı su yoluna döndü!.. Siyasetçiler, sivil toplum örgütlerinin mensupları, avukatlar, Abdullah Öcalan’ın yandaşı eli kanlı teröristler ve bilemediklerimiz adaya istedikleri gibi girip çıkıyor. Bu süreçte, bebek katili Öcalan ile görüşen bir “gazeteci” veya gazeteci kılıklı biri oldu mu?.. Bilemiyoruz… Ancak, Abdullah Öcalan’ın gazetecilerle yüz yüze görüşmek istediği ve bir basın toplantısı düzenlemeyi talep ettiği herkesin malumu. Saray iktidarının “Öcalan ile görüşmeye gidecek gazeteciler arasında sen de varsın” diye kulağına üflenen “gazeteci”ler var… Anlayacağınız, ihanet sürecinin medya ayağında heyecan dorukta.

TERÖR ÖRGÜTÜ ELEBAŞININ KONFERANSI İÇİN SARI IŞIK BUGÜN YANDI!..

Terör örgütü PKK’nın sözde yayın organı Yeni Yaşam gazetesi , “Gazetecilerden Abdullah Öcalan’a sorular” başlıklı bir dosya haberi kamuoyuna servis etti. Dosya haber, ”Gazeteci dostlarımızla sorularımızı kamuoyuna açık bir şekilde Abdullah Öcalan’a yöneltiyoruz: Toplumun bilmek ve duymak istediği tüm başlıkları kolektif bir sesle, çok sesli bir mecraya taşıyoruz. ‘Pazartesi Söyleşisi’ sayfamızı gazeteci dostlarımızla paylaşarak sorularımızı kamuoyuna açık bir şekilde Abdullah Öcalan’a yöneltiyoruz” diye başlıyor.

Bu sorular, Öcalan’ın İmralı’daki sayfiye evinde düzenleyeceği basın toplantısına önceden hazırlık olsun diye mi verildi?.. Veya, cani katil ile görüşecek gazetecilere sufle mi yapılıyor?..

Bekleyip, göreceğiz!..

Saraydan Kandil’e sinyal çakılıp "siz hazırlıklarınıza başlayın” , “kamuoyunu da kıvama getirelim” denmiş olmalı ki, haberde şu hususlara yer veriliyor;

“Birçok meslektaşımız uzun zamandır Abdullah Öcalan ile yüz yüze bir röportaj gerçekleştirmeyi bekliyor. Tarihin akışının değiştiği bu evrede, biz gazetecilerin İmralı’da doğrudan görüşme imkânının halen yaratılmamış olması, demokratik kamuoyu önünde büyük bir soru işareti olarak duruyor. Bizler, bu talebimizi ve arayışımızı sürdürmekte kararlıyız.

Meslektaşlarımıza, ‘Abdullah Öcalan’a soru sormak ister misiniz?” diye sorduğumuzda; istisnasız hepsi, “Tabii ki, ancak bunun koşulları var mı?’ yanıtını verdi. Henüz bu koşullar oluşmadı ama biz talebimizi iletip sorularımızı sorabiliriz dedik…

İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, yapılan görüşmede gazetecilerin taleplerinin gündeme geldiğini belirterek şu notu düşmüştü: ‘Birkaç gazetecinin soru gönderip cevap alma talebi vardı. Ancak kendisi, basın mensuplarıyla yüz yüze gelmeyi, bir basın toplantısı düzenlemeyi ve süreci doğrudan tartışmayı bir hak olarak gördüğünü ifade etti.’

Abdullah Öcalan’ın heyet yoluyla soru-cevap yöntemine mesafeli duruşunu, gazetecilik etiği ve “doğrudan temas” ilkesi gereği haklı buluyoruz. Röportajın yüz yüze yapılması, mesleğimizin doğasıdır. Ancak bizim bu girişimimiz, salt bir söyleşi arayışının ötesinde; masanın diğer tarafının sözünü doğrudan kamuoyuna aktarma ve gerçekleri müzakere masasının her iki tarafı için de görünür kılma çabası ve eşitlik hukukun uygulanması…

"Türkiye medyası”nın “Apo” severleri geri sayıyor: İmralı yolcusu “gazeteci”ler belli oldu… - Resim : 1

Bebek katili Abdullah Öcalan’a besledikleri sıcak hisleri hiç saklamayan bildik “gazeteci”lerin sorularının yer aldığı bölüm ise şöyle;

-BANU GÜVEN- İLKE TV

Yeni Yaşam’da, Halep’e saldırıların ardından sizin Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne bir mektup gönderdiğiniz, bu mektupta “Kürdistan ve Ortadoğu için çok büyük bir plandan ve saldırının devam edeceğinden” söz ettiğiniz yazıldı. Aynı haberde, Rojava’nın ele geçirilmesinden sonra saldırının Şengal’e, Güney Kürdistan’a ve hatta Kandil’e kadar uzanabileceğini söylediğiniz de belirtiliyor. Ortadoğu’da, Suriye, Kürdistan ve Şengal ve Güney Kürdistan’a uzanan planın aktörlerini ve amaçlarını nasıl tarif edersiniz?

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Irak açıklaması bu resimde nereye oturuyor

-MURAT SABUNCU – T24

Kamuoyu araştırmaları Türkiye toplumunun geniş bir kesiminde adınıza yönelik güçlü bir itiraz ve mesafe olduğunu gösteriyor. Bunu özellikle Meclis Komisyonu’nun İmralı’ya gelme sürecinde gördük. Sivil siyasetin doğrudan ya da dolaylı bir aktörü olma, DEM Parti’yi ya da adı değişecek bir partiyi, fikirsel ve yönetim anlamında şekilleme, yön verme gibi bir düşünce içinde misiniz? Böyle bir düşünceniz varsa Türkiye’deki toplumsal direnç aşılabilir mi?


-CANDAN YILDIZ-T24

Sayın Abdullah Öcalan, 27 yıldır cezaevindesiniz. Ve tecrit altında kaldığınız yıllar oldu. Sürecin mimarı siz misiniz? Özgürlüğünüzle süreç arasında bir bağ var mı, varsa nasıl bir bağ? Ayrıca Kürt meselesinin çözümü ‘Türklük sözleşmesini’ nasıl etkileyecek?


-CAN DÜNDAR-YOUTUBE

17 Mart 1993’te 32. Gün programı için Bekaa Vadisi’ne sizinle röportaja gelmiştim. Yine bir ateşkes süreciydi. İlk kez sivil giysiler içindeydiniz. “Bir gün Türkiye’ye dönüp Meclis’te siyaset yapmayı düşünebiliyor musunuz?” diye sorduğumda, “Benim dönmem değil, Türkiye’yi dönüştürmek önemli” cevabını vermiştiniz. Geçen 33 yılda Türkiye’nin ne yönde dönüştüğünü düşünüyorsunuz? Yeni bir ateşkes sürecinde o sorumu yinelersem, “Bir gün Meclis’te siyaset yapmayı düşünebiliyor musunuz?”

-AMBERİN ZAMAN– AL-MONİTOR HABER SİTESİ

Mazlum Kobane (Abdi) ile ilişkileriniz basında geçen iddialara göre “baba oğul” ilişkisi gibi olduğu iddia ediliyor. Bize Kobane ile ilgili görüşlerinizi paylaşabilir misiniz? Bugün Fransız Cumhurbaşkanı Emanuel Makron ile telefonda görüşen bir lider mertebesine ulaşmış olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? İyi bir siyasetçi olabilir mi sizce?

-İRFAN AKTAN- SPOT BASIN KOOPERATİFİ

1992 yılında Mehmet Ali Birand’a verdiğiniz mülakatta Dört Halife Devri ve Hazreti Ali’den sonraki mezhep savaşlarına dikkat çekerek, “şimdi ben de bu işe (ateşkes arayışlarını kastederek) çok büyük sorumlulukla yaklaşıyorsam, arkamızda bitmez-tükenmez mezhep savaşları bırakmak istemiyorum” demiştiniz. Bu sözlerinizden sonraki ateşkesler, 1999’daki geri çekilme, 2009 ve 2013-15 süreçleri ve hatta 33 yıl sonra PKK’yi feshetmeniz bile çatışma zeminini ortadan kaldırmış görünmüyor. Ortadoğu’daki gerçekliği, tüm dünyada yeniden yükselen ve Ortadoğu’da da belirleyici bir siyasi program olmaya devam eden milliyetçiliği, vahşi kapitalizmin ulusal ve uluslararası hukuku, kaideleri aşındıran saldırganlığını göz önüne aldığınızda çizdiğiniz ideolojik-politik hattın hayata geçirilmesinin imkânlarının tükendiğini düşünüyor musunuz?

-Fatih Polat- EVRENSEL GAZETESİ

Sırrı Süreyya Önder’in 27 Şubat 2025 tarihli açıklamanıza, sizin sözleriniz olarak el yazısıyla eklediği, “Şüphesiz pratikte silahların bırakılması ve PKK’nin kendini feshi; demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınmasını gerektirir” cümlesinin PKK ile ilgili tarafında geride bıraktığımız yıl somut adımlar atıldı. Ancak cümlenin, ‘demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınmasını gerektirir’ kısmı konusunda Meclis’te oluşturulan komisyon dışında bir adım göremedik. Ki, bu da komisyondaki partilerin attığı somut bir adım özünde. Demokratik siyasetin ve hukukun kurumsallaşmasının bir mücadele meselesi olduğu biliniyor. Ancak bunun dışında sizin İmralı’da sürdürdüğünüz müzakereler bağlamında devlet tarafı açısından demokratik siyasetin genişletilmesi bakımından yakın dönemde tanıklık edeceğimiz adım ya da adımlar var mı?

-ALİŞER DELEK – GAZETECİ

PKK’nin 12. Kongresi ile örgütsel feshin ve silahlı mücadelenin sonlandırıldığı bu tarihi dönemeçte, sizin ‘mükemmeli değil rasyoneli tercih etmeliyiz’ ilkenizden hareketle; devletin mevcut ‘üniter yapısı’ ve ‘tek vatan’ hassasiyeti ile sizin ‘Demokratik Konfederalizm’ ve ‘özerklik’ modeliniz arasındaki ontolojik farkı, Türkiye’nin bölünme kaygılarını giderecek ve Kürt varlığını anayasal olarak kalıcı kılacak hangi somut ve ortak ‘hukuki terminoloji’ ile aşmayı planlıyorsunuz?”

-İRFAN DEĞİRMENCİ- YOUTUBE

İktidarın LGBTİ hak mücadelesi verenleri “örgüt” olarak kodlaması ve özellikle “aile yılı” ilan ettiği 2025’ten itibaren hedef alması konusunda ne düşünüyorsunuz? “Genel ahlaka aykırılık” gibi soyut suçlamalarla cezalandırılmak istenen LGBTİ yurttaşlara söylemek istediğiniz bir şey var mı?

-YILDIRAY OĞUR – KARAR GAZETESİ

Selahattin Demirtaş hakkında ne düşünüyorsunuz? Kürt siyaseti ve Türkiye siyasetinin geleceğinde nasıl bir rol oynayabilir?

-EVRİM KEPENEK- BİANET

1990’ların ağır çatışma ortamını, faili meçhulleri, köy boşaltmaları, hak ihlallerini ve silahlı mücadeleyi doğrudan yaşamış bir kuşak vardı. Bugün ise o dönemi bizzat yaşamamış yer yer çatışma görmüş fakat ailelerinden, hafızadan ve kolektif travmadan devralmış bir genç kuşak var. Acılar ve yaralar kuşaklar arası aktarılıyor öfke de, kimlik bilinci de, adalet talebi de aktarılıyor. Bu gençlere bugün ne söylersiniz? Geçmişin travmasını taşıyan ama geleceği kuracak olan bu kuşağa, mücadele biçimi konusunda ne söylemek istersiniz? Bir Kürt genci size “Geçmişte olanları unutmayacağım fakat nasıl ilerleyeceğimi de bilmiyorum, ne yapmalıyım?” diye sorsa cevabınız ne olurdu?

-SERDAR ALTAN – GAZETECİ

Demokratik toplum düşüncelerini kurgularken, aynı zamanda sosyalist bir perspektifle bir değişim dönüşümden bahsediyorsunuz. Yani son elli yıllık sürece damgasını vurmuş PKK’yi feshedip, silahlı mücadeleyi sonlandırırken, demokratik topluma öncülük edecek olan örgütün kadrosal yapısının değişim sürecini nasıl ele alıyor, olası dirençleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

-DENİZ NAZLIM – GAZETE SOLFASOL

27 Şubat çağrınızın ardından PKK’nin silah bırakması ve feshi kararı alındı ancak sonrasında tartışmalar silah bırakma çağrısının PKK ile mi sınırlı olduğu yönünde gelişti. Türkiye devlet yetkilileri, silah bırakma çağrısının İran’da PJAK’ı, Suriye’de YPG/YPJ’yi de kapsadığını ısrarla iddia ettiler ve kamuoyunda bir belirsizlik oluştu. Silah bırakma kararı, iki ülkedeki adı geçen silahlı güçleri de kapsıyor mu yoksa “silah bırakma” ifadesi sadece PKK’yi mi kapsıyor? Bu yönlü bir çağrınız olmamasına rağmen devlet veya iktidar temsilcilerinin böyle bir iddiada bulunması ne anlama geliyor?

-SUNA ERDEM – GAZETECİ

Mücadelenin başından bu yana duyduğunuz herhangi bir pişmanlık anı var mı? Özellikle sonuca daha çabuk ve daha az yaşam kaybıyla ulaşmak ve barışı daha önce tesis edebilmek için, herhangi bir adımı veya herhangi bir konuyu bugünkü bakış açınızla daha farklı ele alır mıydınız?

-GÜRKAN ÇAKIROĞLU- YAZAR

Geçmişe dair çok şey söyledik, söylediniz. Hep beraber çok acı çektik. Artık devlet asimilasyona dayalı Kemalist paradigmayı geride bıraktı ve entegrasyona dayalı sizin paradigmanızı kabul etti. Peki gelecek tahayyülünüz nedir? Türkiye yüzyılına giden yolun taşlarını döşeme adına sonraki hamleleriniz nelerdir? İki halktan tek millet, ulus devletten demokratik ulusa bu yolculuk nasıl tezahür edecek?

-İNAN DEMİREL – TELE-2

AK Parti-MHP ortaklığına göre PKK’ya yönelik silah bırakma ve fesih çağrınız başından bu yana SDG-YPG’yi de kapsıyor. Sırrı Süreyya Önder’in “Çağrı ilkesel olarak herkesi kapsar” açıklaması da buna dayanak gösterildi. Bu bağlamda defaatle SDG-YPG yönetimi 27 Şubat çağrısının gereğini yerine getirmemekle eleştirildi. Burada bir muğlaklık olduğunu düşünüyor musunuz? Eğer öyleyse bu muğlaklık neden giderilmedi? Çağrınız YPG’yi de kapsıyor muydu?

-HİLMİ HACALOĞLU – YOUTUBE

PKK lideri Abdullah Öcalan, Kürt siyaseti çok uzun zamandır “100 yıllık sorun” diyerek aslında Cumhuriyet ile bir mesafe koyuyor. TBMM Komisyon heyetinin sizinle yaptığı 24 Kasım görüşmesinin tutanağında çok defa “Demokratik Cumhuriyet” vurgusu yapıyorsunuz. Üstelik “AK Partinin ‘Demokratik Cumhuriyet’in inşasında ciddi adımlar attığını” söylüyorsunuz. Barış Akademisyenleri’nin neredeyse 9 yıldır üniversiteden uzak tutulduğu; Gezi davası mahkumları Osman Kavala, Can Atalay ve Tayfun Kahraman’ın lehlerine verilen Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarının uygulanmadığı, HDP eski Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın hakkındaki AİHM kararlarının görmezden gelindiği, Montesquieu’nün demokrasi için temel tanımı kuvvetler ayrılığı ilkesi hilafına yargının yürütmeyle aynı paralelde durduğu bir ülkenin nasıl demokratik cumhuriyete yaklaştığını düşünüyorsunuz, sizin kafanızdaki “Demokratik Cumhuriyet”i nasıl tanımlıyorsunuz ve Demokratik Ortadoğu diye tarif ettiğiniz kavramı nasıl somutluyorsunuz?