Türkiye’de artık sadece fikirler tartışılmıyor; kimlikler çatışıyor. Bir konu açıldığında mesele bilgi ya da çözüm olmaktan hızla çıkıyor, taraf seçme refleksine dönüşüyor. İnsanlar bir görüşü değerlendirmeden önce şunu soruyor: “Bunu kim söyledi?” Çünkü bugün toplumumuzda düşünceler değil, aidiyetler konuşuyor.
Bu durum sadece siyasi ya da sosyal bir gerilim değil, aynı zamanda ciddi bir psikolojik iklim sorunudur.
Kimlik tehdidi ve savunma refleksi
Kutuplaşmanın temelinde kimlik tehdidi algısı vardır. Bir görüşe yapılan eleştiri, artık fikir eleştirisi olarak değil, kişinin ait olduğu gruba yönelik saldırı olarak algılanmaktadır. Beyin bu durumda rasyonel değerlendirme yapmaz; savunma moduna geçer.
Psikolojide buna grup kimliğiyle bütünleşme denir. Birey, kendi düşüncesini değil, grubunun düşüncesini savunur. Bu noktadan sonra tartışma değil, psikolojik savunma savaşı başlar.
Bu nedenle insanlar karşı tarafı dinlemez, veriye değil duyguya tepki verir, hata kabul etmeyi zayıflık olarak görür.
Sonuç: Tartışma artar, anlayış azalır.
Siyah-Beyaz düşünmenin tuzağı
Kutuplaşmış toplumlarda düşünme biçimi giderek siyah-beyaz hale gelir:
Ya bizdensin ya karşıdan, ya doğru ya yanlış, ya tamamen iyi ya tamamen kötü.
Bu bilişsel daralma, karmaşık sorunları basit sloganlara indirger. Oysa gerçek hayat gri alanlardan oluşur. Gri alanların kaybolduğu yerde çözüm üretme kapasitesi de kaybolur.
Bu durum uzun vadede entelektüel tembelliği ve duygusal sertleşmeyi beraberinde getirir.
Sürekli gerilim, sürekli tükenmişlik
Toplumsal kutuplaşma sadece fikir ayrılığı üretmez; aynı zamanda kronik stres yaratır. İnsanlar sürekli savunmada hissettikleri bir ortamda öfke eşiği düşer, tahammül azalır, empati zayıflar
Bu psikolojik iklim, aile içi ilişkilerden iş hayatına kadar her alana yansır. Tartışma kültürü yerini gerilim kültürüne bırakır.
Bir toplum sürekli tartışıyorsa, aslında konuşmuyor demektir.
Asıl tehlike: Ortak zemin kaybı
Bir ülkenin gücü, herkesin aynı düşünmesinde değil; farklı düşünenlerin aynı zeminde konuşabilmesindedir. Kutuplaşmanın en büyük zararı da tam burada ortaya çıkar: Ortak zemin kaybolur.
Ortak zemin kaybolduğunda güven azalır, kurumsal bağlılık zayıflar, toplumsal dayanıklılık düşer.
Bu noktadan sonra en küçük kriz bile büyük bir toplumsal kırılmaya dönüşebilir.
Çıkış yolu: Psikolojik olgunluk
Kutuplaşmanın panzehiri, siyasi değil; psikolojiktir.
Toplumsal olgunluk şunu gerektirir:
- Fikirle kimliği ayırabilmek
- Eleştiriyi tehdit olarak görmemek
- Haklı çıkmaktan çok doğruyu aramak
Güçlü toplumlar, sürekli tartışan toplumlar değil; farklılıkla birlikte düşünebilen toplumlardır.
Türkiye’nin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey, daha yüksek sesle konuşmak değil; daha sağlıklı düşünebilmektir. Çünkü gürültü arttıkça hakikat değil, sadece gerilim büyür. Ve gerilim büyüdükçe toplum yorulur.
Yorgun toplumlar tartışır.
Güçlü toplumlar konuşur.
Unutmamak gerekir ki, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün en büyük hedefi; ayrışan değil, akıl ve ortak ideal etrafında birleşen bir millet yaratmaktı.