Son yıllarda Batı basınında, özellikle de Fransa’nın saygın gazetelerinden Le Monde’da sıkça karşılaştığımız bir ifade var:
“Türkiye gençliğini kaybediyor.”
Bu tespit ilk bakışta doğru görünüyor. Gençler ülkeden gidiyor, umutsuz, gelecek planlarını başka coğrafyalarda kuruyor. Beyin göçü hızlanıyor, aidiyet zayıflıyor. Ancak meseleye biraz daha derin baktığımızda şunu sormak zorundayız:
Türkiye gençliğini gerçekten “kaybediyor” mu, yoksa kurumsal olarak öğütüyor mu?
Bu soruya cevap verebilmek için meseleyi yalnızca ekonomi ve siyaset ekseninde değil, eğitim sistemi üzerinden düşünmek gerekir.
Okul Var, Öğrenme Yok
Türkiye’nin sorunu okulsuzluk değildir. Aksine, aşırı okulluluktur.
Her yaşta, her aşamada, her geçişte sınavlarla kuşatılmış bir gençlikten söz ediyoruz. Öğrenme; merakla, sorguyla, deneyimle değil; test kitapçıklarıyla tanımlanıyor.
Okul, bilgi üreten bir alan olmaktan çıkmış; bireyi bekleten, oyalayan ve sınıflandıran bir aygıta dönüşmüştür. Öğrenci, özne değil; ölçülen ve sıralanan bir nesnedir.
Bu tabloyu 1970’lerde Ivan Illich “Okulsuz Toplum” kitabında tarif etmişti. İllich’in itirazı okula değil; okulun öğrenme üzerindeki tekelineydi. Bugün Türkiye’de bu tekel neredeyse mutlak hâle gelmiş durumda.
Diploma Toplumu ve Belge Fetişizmi
Türkiye’de bilmek yetmez. Yapabilmek yetmez. Düşünebilmek hiç yetmez.
Belge yoksa, diploma yoksa, sertifika yoksa hiçbir yetkinlik toplumsal karşılık bulmaz.
Sonuç ne oluyor?
Genç, şunu içselleştiriyor:
“Ne yaparsam yapayım, eksiğim.”
Bu psikoloji; özgüven değil, sürekli yetersizlik duygusu üretir. Le Monde’un “umutsuz gençlik” diye tarif ettiği ruh hâlinin köklerinden biri tam olarak buradadır.
Gençler Sadece Ülkeden Değil, Kendilerinden de Kopuyor
Le Monde, gençlerin Türkiye’den kopuşunu anlatırken çoğunlukla siyasal baskı, işsizlik ve özgürlük sorunlarına odaklanıyor. Bunlar elbette gerçek. Ancak eksik.
Asıl kopuş, gençlerin:
Kendi arzusundan,
Kendi merakından,
Kendi yön duygusundan kopuşudur.
Türkiye eğitim sistemi gence şunu öğretir:
Ne istediğini değil,
Ne istenildiğini.
Bu, bireyin kendi sorusunu sormayı bırakıp cevap anahtarına bakmasıdır.
Gençlik böyle kaybolur.
Daha Fazla Okul Çözüm Değil
Bugün çözüm diye sunulan şeyler şunlar:
Daha uzun eğitim süresi
Daha fazla üniversite
Daha çok sınav
Oysa bunların hiçbiri sorunu çözmüyor. Tam tersine derinleştiriyor.
İllich’in önerdiği şey hâlâ güncel:
Öğrenme ağları
Usta–çırak ilişkileri
Deneyime dayalı yetkinlik
Yerel ve canlı bilgi
Yani mesele reform değil; zihniyet değişimidir.
Son Söz
Türkiye gençliğini kaybetmiyor.
Türkiye, gençliğini okullu ama öğrenemez hâle getiriyor.
Sorun gençlerde değil; onları sınavdan sınava taşıyan, ama hayata hazırlamayan bir eğitim rejimindedir. Eğer bu gerçeklikle yüzleşmezsek, kaybedilen yalnızca gençlik olmayacak; gelecek olacaktır.