Futbol bazen sadece futbol değildir. Bazen bir maçın skoru, sahadaki 22 futbolcudan çok daha fazlasını anlatır. Dün oynanan Belçika-Senegal karşılaşması da böyle bir maçtı. Evet, tarih kitaplarına "Belçika'nın muhteşem geri dönüşü" olarak geçebilir. Nitekim uluslararası ajanslar ve Türkiye'deki pek çok spor sitesi de haberi bu çerçevede verdi. "Muhteşem geri dönüş", "Belçika pes etmedi", "Lukaku önderliğinde tarihi zafer" başlıkları öne çıktı. Gerçekten de Belçika, 85. dakikaya kadar 2-0 geride olduğu maçı uzatmaların son dakikasında bulduğu penaltıyla 3-2 kazanmayı başardı.
Fakat aynı maça başka bir açıdan bakmak da mümkün.
Asıl hikâye gerçekten Belçika'nın geri dönüşü müydü?
Yoksa dünyanın en güçlü futbol altyapılarından birine sahip olmayan, Avrupa'nın dev kulüplerinde forma giyen birkaç yıldızı dışında ekonomik imkânları oldukça sınırlı bir ülkenin çocuklarının, bütün zorluklara rağmen dünya futbolunun en organize ülkelerinden birini 85 dakika boyunca çaresiz bırakması mıydı?
Senegal futbolu yıllardır yalnızca yetenek üretmiyor, aynı zamanda yoksullukla mücadele eden hayat hikâyeleri de üretiyor. Birçok Senegalli futbolcu çocukluk yıllarında toprak sahalarda, çoğu zaman doğru dürüst ayakkabıları bile olmadan futbola başladı. Kimi balıkçı ailelerinin çocuğuydu, kimi eğitim ile futbol arasında seçim yapmak zorunda kaldı. Avrupa akademilerinin sunduğu konforu değil, hayata tutunmanın mücadelesini yaşadılar.
Onlar için futbol, sadece meslek değil, çoğu zaman ailelerini yoksulluktan kurtarmanın tek yoluydu.
Bu nedenle Senegal Milli Takımı sahaya çıktığında yalnızca teknik kapasitesiyle değil, taşıdığı toplumsal hikâyeyle de mücadele ediyor.
Belçika ise bunun tam tersini temsil ediyor.
Modern tesisler, kusursuz organizasyon, milyonlarca euroluk altyapılar, dünyanın en güçlü liglerinde yetişmiş oyuncular...
Bütün bunlara rağmen Belçika'nın, Senegal karşısında uzun süre oyun üstünlüğünü kuramaması da aslında maçın farklı okunabilecek tarafıydı. Nitekim uluslararası maç raporlarında da Belçika'nın uzun süre etkisiz kaldığı, hatta saha içinde oyuncular arasında ciddi tartışmalar yaşandığı vurgulandı.
Ama spor medyası genellikle kazananın hikâyesini sever.
Kazananın geri dönüşü daha çok ilgi çeker.
Kaybedenin direnişi ise çoğu zaman dipnot olur.
Oysa Senegal, uzatmanın son saniyesine kadar dünya futbolunun önemli güçlerinden birini elemeye çok yaklaşmıştı.
Belki kupaya veda etti.
Ama milyonlarca insanın saygısını kazandı
İşte tam bu noktada insan ister istemez dönüp kendi futbolumuza bakıyor.
Bizim milli takımımızın oyuncuları dünyanın en iyi tesislerinde kamp yapıyor.
En gelişmiş sağlık ekipleriyle çalışıyor.
Özel uçaklarla seyahat ediyor.
Avrupa'nın en pahalı liglerinde forma giyiyor.
Federasyonun sağladığı bütün imkânlardan yararlanıyor.
Hiçbir ekonomik zorluk yaşamadan yalnızca futbola odaklanabilecek şartlara sahipler.
Bunda elbette yanlış olan hiçbir şey yok.
Sorun, bütün bu imkânlara rağmen ortaya çıkan başarısızlıklardan sonra sergilenen tavırda başlıyor.
Çünkü bizde çoğu zaman kötü sonuçtan sonra hesap veren değil, açıklama yapmaktan kaçınan bir anlayış ortaya çıkıyor.
Eleştiriler "linç kültürü" olarak görülüyor.
Sorumluluk ise çoğu zaman belirsizleşiyor.
Teknik heyet başka gerekçeler öne sürüyor.
Yöneticiler başka açıklamalar yapıyor.
Futbolcular birkaç cümlelik sosyal medya mesajıyla konuyu kapatıyor.
Oysa profesyonellik yalnızca iyi şartlarda hazırlanmak değildir.
Profesyonellik, başarısızlığın sorumluluğunu da üstlenebilmektir.
Senegal'in futbolcuları dün kaybetti.
Ama kaybettikleri maçtan sonra kimse onların mücadele etmediğini söyleyemedi.
Hiç kimse "sahada yürüdüler" diyemedi.
Hiç kimse "ruhlarını ortaya koymadılar" demedi.
Çünkü gerçekten son düdüğe kadar mücadele ettiler.
Belçika ise kazandı.
Fakat bu galibiyet bile aslında rakibinin ne kadar büyük bir direnç gösterdiğini ortadan kaldırmadı.
Belki de haberlerin başlığı şöyle olmalıydı:
"Senegal, bütün imkânsızlıklara rağmen dünya devini uzatmanın son saniyesine kadar zorladı."
Çünkü bazen mağlubiyetler de alkışı hak eder.
Türk futbolunun bugün ihtiyaç duyduğu şey de tam olarak budur.
Daha fazla tesis mi?
Belki.
Daha fazla bütçe mi?
Olabilir.
Ama her şeyden önce daha fazla sorumluluk duygusu.
Başarı geldiğinde övgüyü paylaşanların, başarısızlık geldiğinde de eleştiriyi göğüsleyebilmesi.
Senegal bunu, kaybederken gösterdi.
Biz ise zaman zaman kazanamadığımız hâlde bile bunu göstermekte zorlanıyoruz.
Futbol yalnızca skor değildir.
Karakterdir.
Mücadeledir.
Ve bazen, uzatmanın son dakikasında elenmiş olsanız bile, milyonlarca insan size saygı duyuyorsa aslında kaybetmiş sayılmazsınız. Belki de dün gece sahadan mağlup ayrılan Senegal, tam da bunu başardı.