Türkiye’nin en büyük polyester üreticilerinden SASA Polyester Sanayi AŞ’nin bilançosu vergide adaletsizliğin geldiği noktayı gözler önüne seriyor. 2024 yılında 18.2 milyar TL kâr eden şirket, vergi indirimi nedeniyle kuruş vergi ödemezken; 2025 yılında ise zarar ettiği gerekçesiyle hiç vergi ödemedi. Şirket son üç yılın toplamında (2023’te 26.2 milyar TL kâr, 2024’te 18.2 milyar TL kâr, 2025’te 23 milyar TL zarar) 21.4 milyar TL net kâr etti. İşçiler her koşulda doğrudan vergi öderken, şirketten son üç yılda hiç doğrudan kurumlar vergisi alınmadı.

SASA Polyester üç yıldır vergi ödemiyor, işçisi 111 bin TL vergi ödeyecek - Resim : 1

Şirkete verilen vergi muafiyet, indirim ve istisnaları nedeniyle en az 7 yıl boyunca kurumlar vergisinin asgari oranda (yüzde 9) tahsil edilmesi bekleniyor. Böylece devletin en az üç yıldır kurumlar vergisi tahsil etmediği SASA, işçilere uygulanan vergi oranına oranla oldukça düşük oranla vergi ödeyecek.

Evrensel Gazetesi'nden Volkan Pekal'ın özel haberine göre tek bir SASA işçisi bu yıl boyunca 111 bin TL gelir ve damga vergisi ödeyecek. 31 Mart 2026 itibarıyla şirketin toplam çalışan sayısı 3 bin 608’e gerilemiş durumda. Oysa sadece altı ay önce, eylül 2025’te bu sayı 4 bin 30’du. Yani son altı ayda 422 işçi işini kaybetti. İşçi sayısı erirken, şirketin kârlılığı ise artıyor. 2026’nın ilk çeyreğinde SASA, 1 milyar 724 milyon TL net kâr elde etti.

Şirketin elinde devlet tarafından verilmiş çok sayıda yatırım teşvik belgesi bulunuyor. Bu teşvikler sayesinde SASA, yeni yatırımları nedeniyle kurumlar vergisinden yüzde 100 muaf tutuluyor. Dahası, şirketin bilançosunda 63.8 milyar TL tutarında “ertelenmiş vergi varlığı” adı verilen dev bir kalem yer alıyor. Bu, devletin SASA’ya olan borcu anlamına geliyor. Yani şirket sadece bugün vergi ödemiyor değil; önümüzdeki yıllarda da vergi matrahı oluştuğunda bu alacağını kullanarak yine gelirine oranla oldukça düşük tutarda doğrudan vergi ödeyecek.

SASA Polyester üç yıldır vergi ödemiyor, işçisi 111 bin TL vergi ödeyecek - Resim : 2

Yatırım teşvikleri, “İşsizliği azaltır, üretimi artırır” gerekçesiyle savunulmuştu. Ancak SASA örneği gösteriyor ki, teşvikler işçi sayısını artırmıyor, ihtiyaç duyulmadığında tam tersine azaltıyor. 2025 eylül’de 4 bin 30 olan işçi sayısı, mart 2026’da 3 bin 608’e düşüyor.

SASA, 2026’nın ilk çeyreğinde teşvikler sayesinde yaklaşık 240-250 milyon TL’lik SGK işveren primini devlete ödemedi. 2025 yılı için ise yıllık yaklaşık 1 milyar TL civarında bir işveren prim desteğinden yararlandı.

SASA’nın finansal tablolarındaki dipnotuna göre ertelenmiş vergi varlığının ortalama 7 yıl içinde geri kazanılması öngörülüyor.

‘BİR İŞÇİ YIL BOYUNCA 111 BİN TL VERGİ ÖDEYECEK’

İşçilerin durumu ise tam tersi. İşçilerden aldığımız bilgiye göre bir işçi yıl boyunca toplam 111 bin TL gelir ve damga vergisi ödeyecek. SASA’nın personel sayısı 3 bin 608. Ücretler aynı kaldığı takdirde çalışanlar toplam 400 milyon 500 bin vergi ödeyecek. Bu sayıda daha yüksek ücretlere sahip beyaz yakanın da olduğunu hesap edildiği durumda bu sayı daha da yukarı çıkıyor.

‘ÜRETİMİ BİZ YAPIYORUZ, KAZANÇ BÜYÜRKEN BİZİM SOFRAMIZ KÜÇÜLÜYOR’

SASA işçileri ise iş yerinin sendikasızlaştırılmasından itibaren çalışma koşullarında ve ücretlerdeki erimenin giderek ağırlaştığını anlatıyor. İşçiler, üretimin tüm yükünü sahada kendilerinin taşıdığını ancak buna rağmen ücretlerin yaşam maliyetlerini karşılamaktan uzak kaldığını anlatıyor. İşçilerin en fazla tepki gösterdiği konulardan biri ise maaşlardan yapılan vergi ve kesintiler. Ücretin vergi ve çeşitli kesintilerle birlikte önemli ölçüde azaldığını ifade eden bir işçi, fabrikanın üretim sürecinin her aşamasında emek verdiklerini ancak buna rağmen yaşam standartlarının gerilediğini belirtiyor. Fabrikanın kârlılığını artırmasına karşın kendi gelirlerinin aynı oranda artmadığını, aksine geçim koşullarının zorlaştığını ifade eden işçi, özellikle son dönemde ücretlerin eridiğini, temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandıklarını ve “Sofradaki ekmeğin küçüldüğünü” dile getiriyor.

‘KÜÇÜK KESİNTİLER MİDE BULANDIRIYOR’

İşçi sadece işçi sayısındaki düşüş değil, son dönemde bazı sosyal haklarda değişiklikler yaşandığını belirterek şunları söyledi: “Tamamlayıcı sağlık sigortası gibi haklarımız 2026’dan itibaren kaldırıldı. Büyük boy ayranın boyutu bile küçültüldü. Her birinden 10 lira bile kâr etse aylık 900 bin TL yapıyor. Ama büyük gibi görünen küçük hesaplar işçinin midesini bulandırıyor. Küçük hesaplardan biri de 3 dakikanın hesabını yapıyorlar. Kart bastığımız makineyi 3 dakika daha kazanmak için içeri, makinenin oraya aldılar. Yemeklerden kısılıyor, etli kuru fasulyenin içinde et denk gelirse kendimizi şanslı sayıyoruz. 100 kişiye 20 kişilik et veriyorlar. 14 bin lira brüt bayram parası 10 bin liraya düşüyor. Oradan da kesinti, vergi alınıyor. İş ayakkabılarımızı kıstılar İş kıyafetlerimiz kısıldı. Yılda 4 pantolon veriyorlardı, şimdi 2’ye düştü. Kimyasalın içinde pantolon yıpranıyor. Biz bu pantolonu dışarıda giymiyoruz ki.”

UZAYAN MESAİLER VE İŞ YOĞUNLUĞU

İşçiler, vardiya sisteminde çalışma sürelerinin yoğunlaştığını ve bazı günlerde toplam çalışma süresinin 16 saate kadar çıkabildiğini söylüyor. Bu yoğunluğun hem fiziksel yorgunluğu artırdığı hem de sosyal yaşamı olumsuz etkilediği dile getiriliyor.

Mesai karşılığında verilen izinlerin ise çoğu zaman işçilerin planlamasına uygun olmadığı, bu nedenle dinlenme hakkının fiilen zor kullanıldığı öne sürülüyor.

Bir işçi işten çıkarmalara dikkat çekerek şunları söylüyor: “Fabrika işten çıkarma kampanyası yapıyor. İşten çıkmak isteyenleri tazminatını ödeyip göndermeyi teklif ediyor. Geçtiğimiz yılın sonlarına doğru işten çıkmak için başvuranların sayısının 700’ü bulduğu, bu yüzden başvuruların kapatıldığı konuşuluyordu. Rakam gerçek mi bilmiyorum ama çalışma koşullarının ağırlaşması, aynı işi daha az kişiyle yapmak zorunda kalmamız nedeni ile çoğu üniversite mezunu yeni işçiler için SASA, artık cazip gelmiyor. Bu gerçek. Çünkü bu durum artık bizi sadece fiziksel olarak değil, psikolojik olarak da etkiliyor. Şimdi çıkmak isteyenleri de işinde iyiyse çıkarmak istemiyorlar. Tazminatsız çıkmaya zorluyorlar. İşçiler için koşulları düzeltmelerini istiyoruz.”

Bir başka işçi de söylenenleri destekleyerek “Çalışan sayısı az olduğu için hasta olunca rapor alırken kendimizi baskı altında hissediyoruz. Böyle hissettiriyorlar. Bu durum suçluluk duygusu yaratıyor. Verimli çalışamıyoruz” diyor.

İşçiler, temel taleplerinin daha yüksek ücret, sosyal hakların korunması ve baskıdan uzak bir çalışma ortamı olduğunu belirtiyor. Üretim sürecinde ana emeği kendilerinin verdiğini vurgulayan işçiler, ekonomik büyümenin işçilere de yansıması gerektiğini ifade ediyor.