Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey'in gözaltına alınmasının ardından CHP Genel Merkezi'nde basın toplantısı gerçekleştirdi.
Özgür Özel, yaptığı konuşmada şunları söyledi,
"Birazdan Bursa'da yaşananlara nasıl değerlendirdiğimize, bundan sonra ne düşündüğümüze dair bir şeyler söyleyeceğim. Ama önce kısaca hatırlamakta fayda var.
Bizim bu başarı hikayemiz 2023 yılının Kasım'ına dayanıyor. Aslında 2023 yılının Mayıs'ında, 14 ile 28 Mayıs'ında Türkiye'de en çok gençlerin ama yoksulların, kadınların, çiftçilerin, emekçilerin iktidar değişim umuduna inandıkları ve bizim başaramadığımız bir seçim yaşadık. Kaybettik ve bu kayıp herhangi bir seçim kaybı gibi etki yaratmadı.
Benim tanımlamamla bir duygusal kopuş yaşadı muhalif seçmen ve bir travma durumu ortaya çıktı. Hepinizin takip ettiği, izlediği gibi. Ve o travma bizi büyük bir felakete sürüklüyordu. Anketler de öyle gösteriyordu.
Kararsızlar dağıtılmadan partinin oyu kiminde 13,5, kiminde 14. Seçime katılmayla ilgili çok yüksek oranlarda oy kullanmayacağım cevapları, tepki, protesto oyları ve burada Cumhuriyet Halk Partisi'nde ağırlığını gençlerin oluşturduğu, kadınların oluşturduğu bir ekip bir özeleştiriye ihtiyaç olduğunu söyledi. Bir değişime ihtiyaç olduğunu söyledi.
Türkiye, Cumhuriyet Halk Partisi değişirse Türkiye değişecek dedi. Bunu söylerken inanıyorduk ve görüyorduk. Öğretmenevlerine gitmeyi bırakan emekli öğretmenleri, yolda yere bakarak yürüdüğü için birbirini görmeden yan yana geçen partilileri, gençlerin umutsuzluklarını görüyorduk. Ve bir yola çıktık.
"ATATÜRK GELSE DENİLEN DELEGEMİZİ GENÇLER İKNA ETTİ"
Buna önce çok az kişi inandık. Sonra imkansız dedikleri üzerine bahislere girdikleri, meslek hayatlarını koydukları bir şey oldu ve o delegemizi lafın kendisi Muharrem İnce'ye ait.
Laf çok ağırdı ve o ağırlığın altından kalktı parti. Atatürk gelse bu delegeyle seçim kazanamaz denilen delegemizi biz değil, gençler ikna etti, kadınlar ikna etti, anneler ikna etti. Git ve şu gençlere bir şans ver dediler. Hayatında belki asansörde ilk kez 4. kata birlikte çıktığı 5. katta oturan genç bizim delegeyi asansörde ikna etti. Berberler tıraş yaparken delegeleri ikna ettiler. Torunlar dedeleri ikna ettiler.
Babalar evlatları ikna ettiler ve olmaz denilen oldu ve bir değişimim oldu partide. Değişimim olduktan sonra döndük ve dedik ki o değişimin sözünde şunu demiştik. Nasıl Bülent Ecevit başardıysa ikisi yerel, ikisi genel girdiği dört seçimden de partiyi birinci parti çıkardı. Biz de öyle yapacağız. Yapamazsak bırakacağız demiştik. İlk sınav 4 ay sonraydı ve 4 ay boyunca mümkün olan en çok kadını adaylaştırmaya en genç kadrolarla adaylaşmaya, mümkün olduğu kadar insanlara değişim şehrinize de geliyor demeye çalıştık.
Hatta bir gün asansörde sağ olsun bir arkadaş sordu. Mahir Bey'di herhalde. Değişimi nerede göreceğiz deyince İzmir'in listesinde görürsünüz demiştim. 31 belediye başkan adayından 28'i yeniydi. 6 tane kadın seçilmiş Cumhuriyet tarihi boyunca tüm partilerden 9 kadın aday vardı. 8'i seçildi. 14 gencin 13'ü seçildi. Bu parti ilk kez seçim günü kötü haberler maksatlıdır, görev yerini terk etme, ıslak imzayı bırakma yerine sandıklar açılırken sandık görevlilerine Birazdan Türkiye'nin dört bir yanından çok güzel haberler alacaksın. Sevinip de dağılma. Islak imzalı tutanağı bırakma diye mesaj attı bu parti. Sandıklar açılmadan biliyorduk anketlerden. Açılınca gördük ki CHP'nin değişimini Türkiye özeleştiriye saydı.
Dedi ki bu bir özeleştiri ve bir şans veriyorum onlara dedi. Öyle böyle bir şans vermedi. 47 yıl sonra birincilik verdi. Nüfusun %65'ini, ekonominin %85'ini verdi. Dedi ki buralarda sen yönet bir görelim. Sen yönet ve bunu sana Türkiye'nin değişim umudu için önemli bir kredi olarak veriyorum. Ya bu ya bu kürsü ya bir benzeri bilmiyorum. 600 kişilik salonda aşağıda sizin karşınıza çıktığımda basın mensuplarının karşısına sonra da önce akşam erken saatlerde sonra da bahçede otobüsün üstüne çıktığımda şunu anlattım. Bu seçimin kazananı millettir, kaybedeni yoktur dedim. CHP'lilere dedim ki yeterince sevindik. Şimdi gidelim yatalım. Yarın erken kalkalım. İşimiz var dedim.
Şuna göre kullanın o anahtarları dedim. Hepsinin gözünün içine baka baka. Ve o seçimin devamında başıma gelecekleri de bile bile dedim ki madem ki millet 1. parti olma görevi vermiştir, biz 1. parti olmanın sorumluluğuyla davranacağız. 1. parti bayramda diğer partilerin genel başkanlarını aramamazlık yapamaz. Millet iktidar olma yetkisini sana vermiş. Tacı senin başına koymuş ki akıllansın o baş diye. Eğilmek eli uzatmak bundan sonra bize düşer. İlk bayramda da o güne kadar bizi hiç aramayan birisi dahil bütün genel başkanları aradım.
"BEN YEREL SEN GENEL İKTİDARDAN SORUMLUSUN DEDİM"
Beni kutlamayan başarımızı küçük gören Ondan sonra da Türkiye'nin 1. partisi olarak kendi yüzüne söylediğim kişiye şehit cenazesinde tokalaşmayan liderler bu ülkeye yakışmıyor dedim. 1. parti ile 2. partinin tokalaşmaması, görüşmemesi, selamlaşmaması olmaz dedim. Senin Manisa Şehzadeler Hacıhaliller eski kasabası köyünde benim mahalle temsilcimle senin mahalle temsilcin düğünü bir yapıyor, cenazeyi bir kaldırıyor. Biz millet böyleyken böyle olamayız dedim. Sen iktidarda sorumlusun. Ben muhalefette sorumluydum. Bugün ben yerel iktidarda sorumluyum. Sen genel iktidarda sorumlusun. Bu sorumluluğu yerine getireceğiz dedim.
"KÜFÜR YİYECEĞİMİ BİLE BİLE KARŞILADIM, UĞURLADIM"
Ve gittim ziyaret ettim. Davet ettim. Bu binada ağırladım. Küfür yiyeceğimi bile bile o kadar zulmü yapmış olduğunu da bile bile kapıda karşıladım, kapıda uğurladım. Şu kadar kendimle ilgili bir şey söylemedim. Geçen gün yanağı delik olup da çorbası buradan akan komutanı geçen gün vefat etti. Ailesi defnetti. Bıraksın diye söyledim. Gezi tutuklularına zulm etmesinler artık diye söyledim. Emekli sürünmesin. El ele verelim. Bu ülkede bu insanlara biz yerelde, siz genelde hizmet edin. Ülkenin milli menfaatlerini dışarıda birlikte savunalım. F-35'i söküp alalım. Eurofighter'ları bu ülkeye kazandıralım dedim. Dedim ki Kayseri'de millet birbirinin cenazesine gidiyorsa burada iyi günde, kötü günde Ankara'da da böyle olalım dedim. Bugün olsa tekrar o noktaya gelsem tekrar aynısını yaparım. Çünkü bana millet o görevi verdi o gün.
"NORMALLEŞME BİTSİN DİYE DAMARIMIZA BASTILAR"
Ben kavga istemiyorum dedi. Hizmet istiyorum dedi. Diyalog istiyorum dedi. Düşman değiliz dedi. Sonra bu bütün Türkiye'ye iyi geldi. Açın bakın bütün anketler duruyor. O süreci destekleme oranını. Vallahi sürece o yumuşama dedi. Ben normali budur dedim. Normalleşme dedim. Tarih kapanan süreçlerle ismi kimin taktığıyla çok ilgilenir. Kimse yumuşama demiyor o döneme. Normalleşme diyor. Çünkü millet normalinin bu olduğuna inanıyor.
Sonra anketlerde CHP'ye emanet görülen oyların kalıcılaşmasıyla Cumhuriyet Halk Partisi'nin başlatmış olduğu tüm süreçler, tüm diyaloglar AK Parti seçmeninde dahi %46'larda destek bulmasıyla CHP'ye oy verebilirim diyenler %25'lerden %63'lere çıkmasıyla dürttüler bunu. Bu iş onlara yarıyor diye. Bu iş millete yarıyordu millete. Ben defolup gidebilirdim. Yeter ki bu millet istediği gibi yönetilsin, hak ettiği gibi yönetilsin. Keşke demokrasiyi vurmak yerine her şeyi göze aldı, bizi ortadan kaldırsaymış. Normalleşmeyi bitirme, bitirt.
Bitirmenin de maliyeti var. Millet sevdi. Sever tabii millet. Çünkü o iki kardeşten biri AK Partili, biri MHP'li, biri CHP'li oluyor Anadolu'da. Kayınpederle damat bir evladı birlikte seviyorlar. Biri baba, biri eş olarak ama biri AK Partili, biri CHP'li olabiliyor. Bu kavgayı bu stresi, bu zulmü ve hep gerginlik üzerinden bir siyaseti istemiyor millet. Hak etmiyor da. Enva çeşit numara, enva çeşit saldırı. Sabırla durduk. Hepsini birebir yaşadınız.
Yani günahsız değirmenlerin böyle karşısında selamı çakmış tek mili vermiş ilk kez kara, hava, deniz birincilikle üç kadın mezun olmuş. Tören bittikten sonra Mustafa Kemal'in askeriyiz diye bir ritüeli tekrarlamışlara 8 gün sonra savaş ilan ettiler.
Neden normalleşme bitsin diye memlekette. Nasırımıza bastılar. Damarımıza bastılar. Neler neler yaptılar. Öyle olmadı böyle olmadı. Döndüler, dolaştılar. Ya olacak şey değil. Anayasayı yazan bir ruhu var onun. Bir savcı, bir hakim siyasete girerse oraya geri dönemez kardeşim. Siyasete girmeye bakan yardımcılığını yazmamış.
Çünkü o anayasa yazılırken yok. Sen uydurdun o bakan yardımcılığını sonra. Ama sen anlattın teşkilatına bakan yardımcısı bakanlar teknik, bunlar siyasidir diye. Örgütümle bakanlık arasında bağı bunlar kuracak diye. Demirtaş'tan Süreyya Önder'e, Canan Kaftancıoğlu'ndan aklına neyi toplumsal dava gelirse hepsine adaleti katlettirdiğini bakan yardımcısı yapmıştı. Onu aldı. İstanbul'a başsavcı yaptı. O gün bugün, o gün bugün İstanbul'un huzuru yoktur. Türkiye'nin huzuru yoktur. Normalleşme diye bir şey yoktur."