Son söyleyeceğimi en baştan söyleyeyim, sonra da söylediğimin kanıtlarını ortaya koyayım istiyorum.
Müslüman toplumların sorunu BAŞSIZ olmak değil BİLGİSİZ olmak, yani cehalettir…
Müslüman toplumlar batı toplumlarının Aydınlanma Devrimi sayesinde ulaştıkları bilimsel bilgi seviyesine ulaşamamış, bilimsel icatlar ve keşifler çağına dahil olamamış dahil olabilen toplumların teknolojik ve ekonomik olarak çok ama çok gerisinde kalmıştır.
İslamcı kesimin bir çok konuşmacısı bugün müslümanların yaşadığı sorunların kaynağında başsız kalmaları ve bu yüzden de bir ve beraber olarak yabancı egemen güçlere karşı yeterince mücadele edememeleri olduğunu iddia eder. Bunlar sözlerini genellikle “ah Mustafa Kemal olmasaydı, Hilafeti kaldırmasaydı müslümanlar bu gün bu halde olur muydu?” cümlesi ile bitirir.
Ben İslamcı kesimin bu iddiasına daima; “Bakın Mustafa Kemal olmasaydı ve Hilafeti kaldırmasaydı Müslümanlar bugünkünden bile beter bir durumda olurdu” Şeklinde yanıt veririm.
Peki, kim haklı?
Gerçektende Mustafa Kemal olmasaydı Hilafeti kaldırmasaydı Müslümanlar bugünkü sorunları yaşar mıydı?
Bunun yanıtını somut kanıtlar ile ortaya koymak çok ama çok kolaydır.
Yapmamız gereken öncelikli iş; Müslümanların Hilafet kurumu varken de benzer sorunlar yaşayıp yaşamadığına bakmak olmalıdır.
İşin ta en başında yani Hilafet kurumunun daha yeni kurulduğu dönemlerde ilk dört halifeden üçünün müslümanlarca katledilmesi, yaşanan iki İslam iç savaşı, Harre ve Kerbela katliamları gibi dehşet verici olaylara baktığımızda Hilafet kurumunun sorun çözemediği, birlik ve beraberliği sağlayamadığı açıkça görülecektir.
Eğer kastedilen İslamın hızla yayılması Bizans’a ve Türkistana bile ulaşması ise bunun da asli sebebi Sasani Bizans savaşları ve Bizans’ı kırıp geçiren büyük veba salgınıdır Hilafet kurumu falan değil!
541 – 542 yıllarında başlayan ve 750'ye kadar devam eden Justinianus Veba Salgını Bizans İmparatorluğu ve özellikle başkenti Konstantinopolis'in yanı sıra Sasani İmparatorluğu ile tüm Akdeniz çevresinde liman kentlerini etkileyen çok büyük bir askeri ve ekonomik yıkım yaratan ölümcül bir salgındır. Birçok tarihçi, Justinianus Veba Salgını'nın tarihin en ölümcül salgınlarından biri olduğunu vurgulamaktadır bu salgın yaklaşık iki asır boyunca yenilenerek tahmini 25-100 milyon insanın ölümüne yol açmıştır; ilk salgın sırasında Avrupa nüfusunun yarısına eşdeğer bir ölüm sayısı vardır.
Bu salgın özellikle göçebe hayat yaşayan Arap kabilelerinin Bizans ve Sasaniler karşısında avantaj elde edip güçlenmelerine yol açmıştır.
Neyse tarihi olayları sıralamaya devam edelim:
Hilafet Kurumu Abbasi ve Emevi savaşına engel olabildi mi?
Hilafet kurumunun varlığı Hülagü Han’ın Bağdat’ı fethedip Abbasi halifesini atlarına çiğnetmesine engel olabildi mi?
Hilafet kurumunun varlığı Müslüman Selçukluların Moğol orduları tarafından yok edilmesine engel olabildi mi?
Hilafet kurumunun varlığı Halifenin koruyucusu Müslüman Memlüklerin Osmanlı Sultanı Yavuz tarafından yok edilmesine ve Halifenin esir alınmasına engel olabildi mi?
Hilafet kurumunun varlığı Osmanlı’nın Viyana’dan başlayan gerilemesine, Kırım, Balkan, 1. Dünya savaşı ve Kurtuluş Savaşı yenilgilerine engel olabildi mi?
Hilafet kurumunun varlığı Halife Padişahın Ayastefanos Antlaşması gibi son derecede utanç verici bir anlaşmaya imza atmasına,1881 yılında Muharrem Kararnamesi ile İmparatorluğun iflasını ilan edip Düyun-u Umumiye’nin kucağına oturmasına engel olabildi mi?
Hilafet kurumunun varlığı Müslüman dünyanın Batı uygarlığı karşısında geri kalmasına, birçok coğrafyada sömürgeleştirilmesine engel olabildi mi?
Şunuda unutmayın; Halifenin varlığı ve arkasındaki İngiliz desteği bile Kurtuluş Savaşında Osmanlının Türk Ordusu karşısında hezimete uğrayıp tarihten silinmesine engel olamamıştır.
Tarihten Hilafet kurumunun herhangi bir fayda üretemediğine dair daha birçok örnek sıralamak mümkün ama sanırım herkesin bildiği bu örnekler yeterli olmuştur.
Pekala, batı toplumları nasıl ilerledi, güçlendi ve zenginleşti?
Elbette Hristiyan olmaları ya da papa sayesinde falan değil!
Batı Aydınlanma Devrimi ile beraber din adamlarını toplumun karar alma mekanizmalarından çıkarıp kiliselere hapsetti, laik sistemi kurdu, rasyonel aklın ve bilimin rehberliğini kabul etti. Müslüman doğu dünyasında bunu başarabilen tek ülke ise Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti olmuştur.
Batı uygarlığı bu sayede dini doğma ve hurafelerden kurtulup doğru bilgilere ulaşarak doğru kararlar alabildi, doğru kararlar alabilince de ilerledi, güçlendi ve zenginleşti.
Şunu herkes iyi bilmelidir ki ABD başta olmak üzere birilerinin bugün çıkıp Aydınlanma Devrimini falan boş verin, size bir Halife bulalım sorunlarınızdan kolayca kurtulun demesi aslında Müslüman Doğu toplumlarının güçsüz kalıp, emperyalizm tarafından kolayca sömürülebilmesi için kurulan sinsi bir tuzaktır.