YENİÇAĞ - Ahmet TAKAN / Sıcak Analiz
Bu iki terörist ismin Suriye geçici hükümeti resmi heyetine dahil edilmeleri, hem heyet ile birlikte katıldıkları toplantılar hem de ayrı ayrı birçok ülkenin devlet adamlarıyla gerçekleştirdikleri özel görüşmeler çok dikkat çekiciydi. Türkiye açısından ise kaygı verici olmalıydı.
Türkiye, bu konferansa genel olarak Dışişleri Bakanı veya Savunma Bakanı düzeyinde katılırdı. Ancak bu sefer Münih’e Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile MİT Başkanı İbrahim Kalın gönderilmişti. CHP’den ise “çözüm süreci”ni destekleyen tavırları ile çok iyi tanıdığımız İstanbul milletvekili Oğuz Kaan Salıcı oradaydı.
Oğuz Kaan Salıcı, PKK/SDG’nin iki üst düzey sözde yöneticisinin konferansa davet edilip katılmalarını sorulan bir soru üzerine "Mazlum Abdi Suriye’nin bir parçası. Suriye yönetimi bir karar almış ve birlikte gelmişler. Buna Türkiye’den olumsuz bir reaksiyon göstermek doğru olmaz” diye değerlendirmişti. Salıcı, iktidar ile birlikte hareket etmişti.
Anlaşılan o ki; PKK/SDG’li teröristlerin Münih Güvenlik Konferansı’na katılmalarından dolayı duyulan memnuniyet, Almanya’da bulunan saray temsilcilerinin tepkisizliği, terör örgütünün uluslararası arenada resmileştirilmesi ve verilen meşruiyete destek CHP Genel Merkezi’nde de onay gördü.
Oğuz Kaan Salıcı’nın terörist Mazlum Abdi ve beraberindekilere verdiği destek CHP’nin hazırladığı raporda karşılık gördü. CHP dış politikalardan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Namık Tan, konferans ile ilgili kapsamlı bir “bilgi notu” hazırlayıp milletvekillerine gönderdi. YENİÇAĞ’ın ulaştığı “bilgi notu”nda konferansın ana başlıkları hakkında değerlendirmelere yer verilirken, bakın “Türkiye” başlığı altında ne yazıyordu;
-“Türkiye bu Konferansa genel olarak Dışişleri Bakanı ve/veya Milli Savunma Bakanı düzeyinde katılır. Bu defa en yüksek düzeyli kabine üyesi Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek oldu. Şimşek Suriye’nin geleceği oturumunda yapacağı konuşmadan son anda çekildi.
Türkiye, konferansta birkaç önemli bağlamda adı geçen ülkeler arasındaydı:
- Zelenski, Ukrayna’ya destek veren ülkeler arasında Türkiye’yi özellikle anmıştır.
- Starmer, İngiltere’nin temel savunma ortakları arasında Türkiye’yi saymıştır.
- Stubb, NATO’nun doğu kanadındaki en büyük ordulara sahip ülkeler arasında Türkiye’yi (Ukrayna, Polonya ve Finlandiya ile birlikte) zikretmiştir.”
***
Mehmet Şimşek’in Suriye toplantısından çekilmesinden başka bir şey yok!..
Peki, “Suriye ve ABD” başlığı altında bir şey var mı?.. Ben bulamadım bir de siz bakın;
-“ABD Dışişleri Bakanı Rubio, Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani ve SDG Komutanı Abdi Münih Güvenlik Konferansı'nda bir araya gelmiştir. Abdi, toplantının "varılan entegrasyon anlaşmasının uygulanmasında kaydedilen ilerlemeleri ele almak" amacıyla gerçekleştirildiğini, "çok verimli" bir görüşme gerçekleştirildiğini ifade ederek, anlaşmanın kolaylaştırılması ve uygulanmasının desteklenmesinde üstlendiği rol nedeniyle ABD'ye teşekkür etmiştir. ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack görülmeye ilişkin ‘Bir resim bin kelimeye bedeldir - yeni bir başlangıç’ şeklinde ifadeler kullanmıştır.”
“Yahu, buralarda olur mu? Adı üstünde bilgi notu” diye sert çıkarsanız o zaman bir de “Değerlendirme” başlığı altında yazılanlara bakın;
“2026 Münih Güvenlik Konferansı, transatlantik ilişkilerdeki kırılmanın artık söylem düzeyinden kurumsal ve stratejik düzleme geçtiğini göstermiştir. Özellikle ABD’nin Avrupa’nın savunmasını üstlenmeye devam edeceği söylemi, AB’nin egemenlik ilkesini önceleyerek, savunma sanayi harcamalarına artıracaklarını dile getirerek, Avrupa’nın kurtarıcıya ihtiyacı olmadığını vurgulaması dikkat çekmiştir. Öte yandan, özellikle siyasi düzeydeki katılımcıların uyumsuzluğun ve farklılıkların üstünü örtme çabasında olduğu da görülmüştür.
Geçen yıl JD Vance’in Avrupa’yı doğrudan hedef alan ideolojik çıkışı ittifakın normatif zeminini sarsmıştı; bu yıl ise Washington daha diplomatik bir ton kullanmasına rağmen Avrupa’ya yönelttiği yapısal eleştirilerle aynı fay hattını korudu. Bu durum, Avrupa başkentlerinde savunma özerkliği ve stratejik kapasite inşası tartışmalarını hızlandırdı. Davos’ta ekonomi diliyle konuşulan rekabetçilik, sanayi ve tedarik zinciri güvenliği başlıklarının Münih’te güvenlik diliyle yeniden üretilmesi, küresel düzen tartışmasının artık soyut değerler değil somut güç mimarileri üzerinden yürüdüğünü ortaya koydu.
Türkiye açısından tablo ikili bir gerçekliğe işaret ediyor: Ülke sahadaki askeri kapasitesi, NATO’daki rolü ve bölgesel dosyalardaki etkisi nedeniyle sürekli referans verilen bir aktör olmaya devam ediyor; ancak üst düzey temsil ve stratejik anlatı üretimi bakımından aynı ölçüde belirleyici değil. Bu da Türkiye’nin çoğu zaman masada hakkında konuşulan ama karar mimarisini kuranlar arasında yer almayan bir konumda kalmasına yol açıyor. Yeni dönemde Ankara’nın asıl sınavı, jeopolitik önemini kurumsal nüfuza dönüştürmek; yani yalnızca stratejik konumuyla değil, ortak projeler, norm önerileri ve diplomatik inisiyatiflerle güvenlik mimarisinin kurucu aktörlerinden biri haline gelebilmek olacak.”
*
Hani nerede, Suriye’nin geleceğine, terör örgütünün resmileştirilmesine ilişkin birkaç çift söz!.. Yalandan da olsa!.. Bu rapor ile CHP’nin özellikle formatlanmış “çözüm süreci”nde saray iktidarının koltuk değneği olduğu bir kez daha belgelenmiş oldu. Mazlum Abdi, Ankara’ya davet edildiğinde CHP Genel Merkezi’ni de (teşekkür için) ziyaret edeceğinden kimsenin şüphesi olmasın!..