Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Türk Kültürü Sempozyumu’nun üçüncüsünü 2-4 Nisan 2026’da Taşkent’te yaptı. Ev sahibimiz, Özbekistan Respublikası Fenler Akademiyası Özbek Tili, Edebiyatı ve Folkloru Enstitüsü idi. Buradaki “fen” sözü “bilim” anlamındadır. Bizde de 20. yüzyıl başlarında fen, “bilim” demekti. Üniversitemizin adı Dârülfünun idi, anlamı da “fenler” yani “bilimler evi” idi.
Sempozyuma Türkiye, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Azerbaycan, Kore ve Almanya’dan 219 bilim adamı katıldı. Türkiye’den Fikret Türkmen, Almanya’dan Karl Reichl, Kore’den Eunkyung Oh bildirilerini çevrim içi sundular.
Sempozyum Töre Mirzayev adına yapıldı. Onunla ilgili birçok bildiri de okundu. Töre Mirzayev, Özbekistan Folklor araştırmalarının en büyük isimlerinden biri idi. Alpamış destanı uzmanıydı. Ülkemizle bilim ilişkilerini yürüten de o idi. Birkaç yıl önce kendisini kaybettik.
Şimdi enstitüyü Töre Mirzayev’in okuvçusu (öğrencisi) Cebbar Eşankul yönetiyor. Onun iyi bir bilim adamı olduğunu biliyorduk, sempozyum sırasında iyi bir teşkilatçı olduğunu da öğrendik. Bizim teşkilatçımız ise Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Başkan Yardımcısı İsmet Çetin idi. Her zaman güzel işlere imza atan TÜRKSOY’un katkılarını da anmalıyım.
“Turan’da idik” dememin sebebi var. Şehname’de Turan şöyle anlatılıyor: Semerkand’dan aŋaru Türk ü Tātār / Aŋa Tūrān dirler bilgil iy yār. (Semerkant’tan ötesi Türk ve Tatar / Ona Turan derler, bil sen ey yar.). Tabii ki Türk’ün yaşadığı her yer Turan’dır. Ama en eski kaynak böyle söylüyor. Dolayısıyla biz de Taşkent ve Semerkant’ta dolaşırken kendimizi Turan’da hissettik.
Taşkent güzel bir şehir olmuş. Geniş ve temiz yolları, yolların iki yanında sıralanan ağaçları, geniş parkları ve meydanları, meydanları süsleyen Türk / Özbek büyüklerinin ihtişamlı heykelleri, azametli binaları ile Türk Dünyası’nın gururu olmuş.
Semerkant… Temürlüler tarihi bu şehirde yaşıyor. Emir Temür’ün makberesi turistlerle dolup taşıyor. 30-40 yıl önce kimselerin ziyaret etmediği türbeye ilgi bugün olağanüstü artmış. Az ötede heybetli bir Temür heykeli var. Oturmuş ve sağ elini kılıcının kabzası üstüne koymuş. Heybet, ihtişam budur işte. Ve bu ihtişam en çok da Temür’e yakışır. Atatürk’ün de sevip takdir ettiği Temür’e.
Üç görkemli medrese portalinin birbirine baktığı Registan anlatılamaz. Âdeta bir çini denizinin içindesiniz. Bir mavilik göklere uzanıyor gibi. Bir de çevresindeki ulu ağaçlar ve ağaçlarda binlerce kuşun sayraması (ötüşü).
Güzel Türkistan senge (sana) ne boldu (oldu) türküsünü, Alparslan Türkeş ve Baymirza Hayıt’la birlikte kaç kez söylediğimizi hatırlamıyorum. O türküde bir mısra vardı: Bilmem niçin kuşlar uçmaz bahçelerinde. Artık kuşlar uçuyor ve şakıyor. Bugünleri bize gösteren Tanrı’ya hamdolsun!
Taşkent - Semerkant arasındaki yol çok bozuk. Mola yerleri eski, tuvaletler pis ve kullanışsız. On binlerce turistin gidip geldiği bir yere bu yollar yakışmıyor. Turan demek, temizlik, güzellik, düzgünlük ve refah demek. Turan’a sefalet yakışmaz. Ülkümüze, Turan ellerinin refahı ve temizliğini de katmalıyız.
Aziz dostum Sabir Kârger! Senin o güzel Anayurt marşını 1970’lerde birkaç kişi söylüyorduk. Şimdi Türk Dünyası’nda on binlerce insan bir ağızdan haykırıyor: Özbek, Türkmen, Uygur, Tatar, Azer bir boydur / Karakalpak, Kırgız, Kazak bunlar bir soydur.