Son dönemde dikkat çekici ve ürkütücü bir tabloyla karşı karşıyayız: Daha çocuk denecek yaşta gençler, mafyatik yapıların elinde suç makinesine dönüştürülüyor. Adam yaralama, kundaklama, tehdit… Bunları yapanlar artık organize suç örgütlerinin tecrübeli elemanları değil; çoğu zaman 15–18 yaş aralığında çocuklar.

Peki neden?

Bu sorunun cevabı aslında çok katmanlı, ancak en görünür ve en etkili unsurlardan biri yıllardır gözümüzün içine baka baka normalleştirilen “mafya romantizmi”.

Türkiye’de özellikle Kurtlar Vadisi ile başlayan süreçte, mafya figürü adeta yeniden yazıldı. Mafya; devlet için çalışan, gerektiğinde adaleti sağlayan, hatta polislerin bile saygı duyduğu “gizli kahramanlar” gibi sunuldu. Bu anlatı, yalnızca bir diziyle sınırlı kalmadı. Sonrasında onlarca benzer yapım ekranları doldurdu. Ortak mesaj hep aynıydı: Güçlüysen, kuralsızsan ve korku salıyorsan “haklısın”.

Oysa gerçek hayatta böyle bir düzen yok.

Gerçek hayatta bir insan onlarca suç işlediğinde karşısına hukuk çıkar, mahkeme çıkar, devlet çıkar. Ama dizilerde bu denge sistematik şekilde silindi. Polis ya etkisiz ya da olayların gerisinde kalan bir figür olarak resmedildi. Adalet ise neredeyse tamamen “mafyanın sağladığı” bir mekanizmaya dönüştürüldü.

İşte tehlike tam burada başlıyor.

Zaten derin bir eşitsizlikle karşı karşıya olan, nitelikli eğitime erişmekte zorlanan ve iş bulma umudu giderek azalan gençler için bu diziler bir kaçış değil, bir yön tayini haline geliyor. Çünkü önlerinde iki tablo var:
Bir tarafta uzun, belirsiz ve çoğu zaman sonuçsuz bir mücadele…
Diğer tarafta ise kısa yoldan güç, para ve “saygı”.

Bu noktada özenti başlıyor.

Sosyal medyada dolaşan görüntüler bunu açıkça ortaya koyuyor. Henüz 18 yaşında, hayatın başında olması gereken bir genç… Bakımsız, zayıf ama arkasında birkaç kişilik bir “ekip” ile mafya özentisi hareketler sergiliyor. Bu sadece tekil bir görüntü değil. Bunun gibi binlerce video var. Bu görüntüler bir semptom; sorunun kendisi değil.

Sorunun kendisi, gençlerin zihninde inşa edilen yanlış başarı hikâyesi.

Mafya; çalışmadan kazanmanın, hesap vermeden güç sahibi olmanın ve korkutarak saygı görmenin yolu gibi sunuluyor. Üstelik bu anlatı yalnızca dizilerle sınırlı kalmıyor; sosyal medya üzerinden sürekli yeniden üretiliyor, yayılıyor ve normalleşiyor.

Peki devlet nerede?

Asıl sorulması gereken soru bu. Çünkü bu mesele yalnızca “dizi eleştirisi” değil; doğrudan bir kamu güvenliği ve sosyal politika meselesidir. Çocukların suç örgütleri tarafından kullanılabiliyor olması, sadece bireysel bir tercih değil, sistemsel bir boşluğun sonucudur.

Denetim eksikliği, caydırıcılığın zayıflaması ve gençleri suçtan uzak tutacak sosyal mekanizmaların yetersizliği bu tabloyu büyütüyor. Eğer bir ülkede çocuklar mafya için “en uygun eleman” haline gelmişse, orada sadece suç değil, ciddi bir yönetim problemi vardır.

Sonuç açık:

Ekranlarda kahramanlaştırılan mafya, sokakta çocukları tetikçiye dönüştürüyor.
Sosyal medyada “rol model” haline gelen şiddet, gerçek hayatta suç olarak karşımıza çıkıyor.
Ve biz hâlâ bunun sadece bir “dizi meselesi” olduğunu sanıyoruz.

Hayır.

Bu, doğrudan toplumun geleceği meselesidir.

Eğer bugün bu zihinsel dönüşüme dur denmezse, yarın çok daha ağır sonuçlarla karşılaşmak kaçınılmaz olacaktır.