Cumhuriyet devrimi ile halkın en büyük kazanımlarından biri olan laiklik, yine tartışmalarla iktidarın hedefinde.

Son olarak 168 aydının imzası ile başlatılan “Laikliği Savunuyoruz” bildirisi hem Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hem de bakan ve bürokratları rahatsız etti.

Gündemdeki bildiri ve laiklik tartışmasını gazeteci yazar Orhan Gökdemir, YENİÇAĞ’a değerlendirdi.

'LAİKLİK YERİNE İSTEDİKLERİ REJİMİ İNŞA EDEMEDİLER'

- Laiklik konusu Türkiye'de her zaman önemli tartışma başlığı olmuştur. Laikliğin tanımına dair ana muhalefet de bir dönem "laiklik tehlikede değil" demişti. Geçtiğimiz günlerde 168 aydının imzasıyla başlatılan "Laikliği Savunuyoruz" bildirisi toplumun geniş kesimlerinden destek görürken iktidar tarafından da Cumhurbaşkanı düzeyinde hedef alındı. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ise eğitimdeki uygulamalarla laik kesimlerin eleştiri ve tepkilerine aldırış etmeden söylemlerini sürdürüyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

AKP Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın hedef gösterdiği “Laiklik Bildirisi”nin Yusuf Tekin tarafından yargıya taşınacağı açıklandı. Bildiriye imza atanlar “bunlar laik, bunlar ateist” diye şikâyet edilecek sanırım. Malum, iktidarın inancı farklı veya inançsız olanlara karşı tahammülü yok artık.

Laiklik tartışması sürüyor: Cumhuriyet ayaktaysa böyle birini bakan sayamayız - Resim : 1
Orhan Gökdemir

SOL Parti de Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ile Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral hakkında laikliğe karşı eylemleri nedeniyle suç duyurusunda bulundu. Tuhaf bir tablo bu. Anayasa’ya göre Türkiye laik, iktidara göre ise dindar-müslüman bir ülke. Anayasa’ya göre Yusuf Tekin ve saz arkadaşları suçlu, iktidara göre laiklik bildirisine imza atanlar. Bu laiklikten çok, iktidarın laik cumhuriyeti yıkmış olmasına karşın yerine koymak istediği rejimi henüz inşa edememiş olmasıyla ilgili. Anayasa laiklikten yana ama rafta. Fiili rejim ise laikliğe değin en ufak bir işaret istemiyor ve ısrar edenleri yargıya havale edecek gücü var.

Bu kavgada en önde koşanın Milli Eğitim Bakanı titri taşıyan Yusuf Tekin olması rastlantı değil. Artık ülkede “eğitim birliği” Tevhid-i Tedrisat’a dayalı bir eğitim yok. Eğitim artık ikili; dini eğitim ve kısmen laik eğitim var. Bu eğitimde de bir karşı devrim olduğu anlamına geliyor. Çünkü laik cumhuriyetin en önemli işidir eğitim birliği. O parçalanmışsa laik cumhuriyet de parçalanmıştır. Haliyle bakanının da yeni bir işlevi var. “Milli Eğitimi Tarikatlar Arasında Paylaştırma Bakanı” olarak tarif edebiliriz, laikliğin her türüne karşı olduğu için bildiride bir “İslam düşmanlığı” da buldu; "Bunların dertleri tamamen İslam’la alakalı, açık söyleyeyim; buradaki gericilikten kastettikleri şey o. ‘Laiklik elden gidiyor’ tartışmasına hiç girmedik çünkü dertleri laiklik istemekle de alakalı değil" dedi.

'OKULLARDA NAKŞİ-HALİDİ YORUMUNU DAYATTILAR'

Tarikat sever bakan haklı, çünkü dayatılan şey o. Hristiyanlık dayatılsa onunla alakalı olacaktı. Laiklik, ortaya çıktığı her yerde dayatılan dinle muhataptır. Fransa’da Katolikliği, Rusya’da Ortodoksluğu muhatap almıştır. Rıza Şah, İran’da laik uygulamaları geliştirirken Şiiliği muhatap aldı. Türkiye’de de muhatap Sünni İslam’dır, Budizm’i muhatap alacak hali yok. Bunlar saçma, totolojik önermeler. Söyleyen de ne dediğini bilmiyor ya da öyle söylemek işine geliyor. Devlet durumdan vazife çıkardı, milli eğitimin kontrolündeki okullarda İslam’ı, hatta onun bir mezhebini, o mezhebin de Nakşi-Halidi yorumunu dayatmaya kalkıştı. O kadar ifrata kaçtılar ki okullardaki görüntüler ortalığa saçılınca tarikatsever bakan, etkinliklerin gönüllülük esasına dayandığını söylemek zorunda kaldı. Üçüncü-dördüncü sınıf öğrencisinin gönüllülüğünden ancak böyle bir bakan söz edebilir. Malum, tarikatlarda konuşlanmış bir kısım ulema “çocuğun rızası” var da diyor. Yani bir kısım halk istemiş onlar da yapmış. Ancak Tayyip Erdoğan “yüzde 99’u Müslüman olan ülkede” diye söze başlayınca o bir kısmın halkın tamamı olduğu önkabülü ortaya çıkmış oldu. Bu yüzde hesabı doğru değil ayrıca. Ateisti var, Hristiyan’ı Yahudi’si var. Az veya çok. Bu işlerde sayının bir önemi yoktur. Geri kalanının da Alevi’si, Sünni’si var. Asıl önemlisi halkın önemli bir kısmının devletin bu tür dayatmalar yapmasını istememesi. Varını yoğunu yatırıp çocuğuna laik eğitim arıyor bu baskılar yüzünden.

Laiklik tartışması sürüyor: Cumhuriyet ayaktaysa böyle birini bakan sayamayız - Resim : 2
Yusuf Tekin

Din dayatmasının gönüllülük esasına göre yapıldığını iddia eden Yusuf Tekin İzmir’de Fransızca eğitim veren Tevfik Fikret Okulları’na müfettiş gönderdi, öğrencileri velilerden habersiz sorguya çekti. Tarikatsever bakan okulda din dersinde din anlatılıyor mu, din yerine başka bir ders yapılıyor mu, çocuklar din öğrenmiş mi, öğretmenleri cumhurbaşkanına yan bakıyor mu öğrenmek istiyordu. Yani en ufak bir laik kaçağa tahammülü yoktur. Her ne olursa olsun, her şartta her çocuğa Yusuf Tekin’in inancı öğretilecek.

'İSLAM DA HRİSTİYANLIK DA ALEVİLİK DE ÖĞRETİLSE LAİKLİĞE AYKIRI'

Zaten Yusuf Tekin laikliği de bütünüyle yanlış biliyor. Devletin istediğine belli bir dini öğretme-dayatma özgürlüğü değil laiklik. Okulda İslam öğretilse de, Hristiyanlık öğretilse de, Alevilik öğretilse de laikliğe aykırı. Laikliğin dediği bunların devletin işi olmaması gerektiği. Devlet kamu yaşamına din sokmayacak, günlük hayatı dine göre düzenlemeyecek, esası böyle.

Ayrıca istediklerini tam anlamıyla yapsalar ne olacak. Bir öğün yemek veremiyorlar çocuklara. Tuvaletine peçete, sabun koyamıyorlar. Okuldaki dayatma yetmeyince, “eve gidince iftar sofrasını çekin, bize gönderin” bile dediler. Utanç verici işler bunlar. Evlerin çoğunda iftar sofrasını geçtik bir sofranın olduğu bile kuşkulu sayelerinde. Halktan alıp bir avuç para babasına aktarıyorlar. Süper zenginler yaratıyorlar ve onların sayısı arttıkça süper yoksulların da sayısı artıyor. Böyle bir toplum din dayatmadan yönetilemez. Aç bıraktıkları halkımıza sadakadan başka verecek bir şeyleri kalmadı.

- Tartışmalara MHP lideri Bahçeli de sert bir açıklama ile dahil oldu. Bahçeli "Allah'a iman etmek gericilikse biz de gericiyiz" dedi. Bahçeli burada ne demek istedi?

Allah’a iman etmek gericilik değil, Allah’ı siyasete alet etmek gericilik. Kamu yaşamını dine göre organize etmeye kalkışmak her yerde tartışmasız gericiliktir. Laiklikte söylenen, dinin kamu yaşamanın dışına çıkarılmasıdır. Oranın dışında kim neye istiyorsa inanır, kimse karışamaz. İnanç tartışılmaz bir insan hakkı, insan özgürlüğüdür. Ama bu hak “sen de benim inandığıma inanacaksın, benim inancıma göre yaşayacaksın” denildiğinde ortadan kalkar. Kimin neye inanacağına karar vermek devletin görevi değildir. Bu şu anda rafa kaldırdıkları, uygulamadıkları anayasaya da aykırı. Bu söylemler, işi yokuşa sürmek, sınırlarını belirsizleştirmek üzere ileri sürülüyor. Ayrıca hayal görüyorlar, dayatılmış bir inançla birlik sağlamak imkansızdır. İslam bu ülkenin önemli bir kültürel parçası. Böyle yaparak onu da kamulaştırmış, devlet mülkiyetine geçirmiş oluyorlar. Dinlerin baş aşağı gitmesi devletin elinde bir yönetsel aygıta dönüşmesi ile başlar. Şöyle özetleyeyim, sadece halkın varına yoğuna değil, inancına da el koydular.

- Cumhurbaşkanı eski İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya'yı görevden alarak yerine; Milli Mücadele döneminde gerici isyanlara destek veren İskilipli Atıf'ı mezarı başında anması ile bilinen eski Erzurum Valisi Mustafa Çiftçi'yi atadı. Cumhuriyet'e ve laikliğe saldırının her geçen gün arttığı bu dönemde Mustafa Çiftçi profilinde bir bürokratın İçişleri Bakanlığı'na atanmasından ne anlamamız lazım?

Şimdi Yeni Osmanlıcılık moda. Çünkü sınır ötesi fetihlere çıkmak istiyorlar. Bu emperyalist bir politika demek. Cumhuriyetin “Yurtta sulh cihanda sulh” ilkesinin tam tersidir. Cumhuriyete ve kurucu mücadelesine karşılar haliyle.

'DEM PARTİ-İMRALI ARASINDA YENİ MÜTTEFİK'

DEM Parti-İmralı arasında bu politikaya yeni bir müttefik buldular, oradan ilerliyorlar. Yeni İçişleri Bakanı İskilipli Atıf hayranı. Onu kahraman kabul ediyor. Diğerlerine göre ise Şeyh Said kurucu önder. Ortak özellikleri laik cumhuriyete karşı ayaklanmış olmaları.

Laiklik tartışması sürüyor: Cumhuriyet ayaktaysa böyle birini bakan sayamayız - Resim : 3
Mustafa Çiftçi

Tarihin tozlu sayfalarından devşirilip bugüne taşınanların sayısı daha kabarık haliyle. Hasbelkader Sultan Abdülhamit, akrabası kifayetsiz Vahdettin, Halidi Şeyhi Said, Said’in kankası Said-i Kürdi, aynı tarikatın eteklerinden gelen İskilipli Atıf mezarından çıkarılıp madalya taktıklarından bazıları. Gözü öyle karartmışlar ki ülkeyi yüzüstü bırakıp kaçandan bile kahraman imal etmeye çalışıyorlar.

Peki mümkün mü? Bu kaçkınlardan kahraman çıkarılır mı? Fıtratları uygun değildir.

İskilipli Atıf kararlı bir gerici ve devrim düşmanıydı. Hürriyete karşı direnişini cumhuriyete karşı da aynı şiddetle sürdü. Nev zuhur kahramanımız Fesli Kadir gibi İngilizlerin ve Yunanların kazanmasını umuyor ve istiyordu. “Şeriat isteriz” naraları arasında patlak veren 31 Mart gerici ayaklanmasına katıldı. Yakaladılar, bir hafta tutup bıraktılar. Sonra Mahmud Şevket Paşa’nın öldürülmesi olayında dahli olduğu anlaşılınca Sinop’a sürdüler. Tarihi gerici kışkırtmalarla doludur. Kurtuluş Savaşı'nın da en kararlı muhaliflerindendi. Mustafa Kemal’e ve önderlik ettiği mücadeleye karşıydı, bir “Bolşevik oyunu” olduğuna inanıyordu. Bildiriler hazırlayıp dağıttı; halkı isyana çağırıyordu. Mücadeleyi İngilizler ve Yunanlar kazanırsa İslam kazanmış olacaktı, öyle diyordu. Kışkırtmalarıyla Malatya, Sivas, Kayseri, Erzurum, Maraş ve Giresun’da ayaklanmalar çıktı. 1924’te Ankara İstiklâl Mahkemesi tarafından “şapka kanununa muhalefetten” dolayı tutuklandı, Giresun’a sevk edildi. Kısa süre sonra serbest bırakıldı. Kışkırtmalarına devam edince yeniden yakalandı. 1926’da Ankara’da, eski meclis binası yakınlarındaki Karaoğlan Çarşısında, Yunan işgaline direnilmemesi için çağrı yapan Babaeski Müftüsü Ali Rıza ile beraber asıldı. Zamanımızın kahramanlarından biridir.

'CUMHURİYET AYAKTAYSA BÖYLE BİRİNİ BAKAN SAYAMAYIZ'

Yeni bakanımızın kahramanının kısa biyografisi böyle. Cumhuriyet ayaktaysa, böyle birini bakan sayamayız. Mümkün değildir.

Kahraman, büyük işler yapabilen örnek insanı tarif ediyor. Türkçesi, “alp”tir. Tabii tek başına büyüklük yeterli değildir; yapılan işlerin insanlığın hayrına ve onu ileriye taşıyan işlerden olması şartı var. Büyük yıkımlardan veya karşıdevrimlerden kahraman çıkaramıyoruz. Örnek olsun, Caligula veya Hitler’i büyük işleri nedeniyle kahraman sayamıyoruz.

Üstelik bir anti kahramanlar çağının içinden geçiyoruz. Tekelci düzen bir insanlık çölü yarattı. İnsan düşmüştür ve düştüğü yerden kalkmadan onda bir kahraman bulmak imkansızdır.

'ÇOK SAYIDA KAHRAMANA İHTİYAÇLARI VAR, GÖL MAYA TUTMUYOR'

Ancak sıkıntı ortada. Yeni rejimin çok sayıda kahramana ihtiyacı var. Çünkü göl bir türlü maya tutmuyor. Tarihin tozlu sayfalarını karıştırıyorlar, aceleleri var, bulduklarını ölçüp biçmeden ortalığa salıyorlar. Sonra saldıkları kahramanlıklar topluma çarpıp parçalanıyor. Ellerinde kalanlar kör topal zavallılardan ibarettir. İhtiyaç var ve fakat ihtiyacı kapatacak bir üretimleri yoktur.

Bu hale “şirazeden çıkmak” diyoruz. Ciltlenirken kitap sayfalarını diplerinden birbirine bağlayan ve onları düzgün tutmaya yarayan ince bez şerittir şiraze. Sayfalar şirazeden çıktı mı, kitap dağılır, parçalanır. Devletin şirazeden çıkması halidir bu da. Dağılıyor ve dağıtıyor, dağıttıkları arasında rejimi ayakta tutacak kahraman arıyor, buldukları yukarıdadır.

Anti kahramanlar çağındayız. Devletin kitaba, şirazeye falan ihtiyacı yok. Aradığı mutluluğu cahillikte buldu çünkü. Lozan hezimet, Mustafa Kemal kötü, Şeyh Said ulu bilge... Yunan kazanamadı ama İskilipli Atıf paçayı sıyırmayı başardı. İçki içmek, toplanmak, gösteri yapmak günah; çalmak, öldürmek, kayırmak, yağmalamak günah işleme özgürlüğü. Hicri takvim elzem, laiklik ve cumhuriyet ortadan kaldırılması gereken bir dert. Sevişmek ayıp ama çocuklara tecavüz inancın gereği.

Ancak bu işlerin böyle yürütülemeyeceğini, böyle bir kör dalışın yere çakılma sonuçlanacağını görüyoruz. Tepeden inme bir gericilik girişimi bu. Geri tepmesi sadece bir zaman meselesidir.

- Recep Tayyip Erdoğan, son AKP grup toplantısında uygulamaya sahip çıktı ve bildiriyi imzalayanlara ağır bir dille yüklendi...

Birincisi, "Biz bunların karın ağrısının asıl sebebini gayet iyi biliyoruz. Laiklik kavramının ardına sığınarak neler yaptıklarını çok ama çok iyi biliyoruz. Bunların derdi laiklik değil. Bunların derdi bu toprakların manevi değerleriyle, bu milletin kendisiyledir" dedi. İmzalayanlar arasında Korkut Boratav, Taner Timur gibi çok değerli hocalarımız var. Ömürlerini bu ülke hakkında düşünerek geçirmişler. Karın ağrılarını söylese de aydınlansak, neymiş öğrensek.

Laiklik tartışması sürüyor: Cumhuriyet ayaktaysa böyle birini bakan sayamayız - Resim : 4
Recep Tayyip Erdoğan

Bir de tabi “Noel süslemesi yapıyorlar” lafı var ki orasına hiç girmeyelim. O Noel süslemesi değil demenin bir anlamı yok, anlamıyorlar.

'LAİKLİK DİYENE VATAN HAİNİ DİYECEKLER'

İkincisi, “bunların derdi bu toprakların kutsallarıyla, milli ve manevi değerleriyledir" sözüdür. Arkasından “vatan ve bayrakla aidiyetini sorgulasınlar” lafı geliyor ki gerçekten çok ağırdır. Demek ki bundan sonra “laiklik” diyene vatan haini, bayrak düşmanı diyecekler.

Tabii Tayyip Erdoğan’ın pek çok şapkası var, hangi şapkasıyla bu sözleri söylüyor bilemiyoruz. Devleti parti devleti yaptılar. O devletin yaslandığı büyük paralar kazanan yağmacı bir sermaye sınıfı var. Onlar laikliği terk edip kaçtı. Artık ihtiyaçları yok.

Yalnız hatırlatayım, laiklik olmayınca, cumhuriyet olmayınca yurttaş da olmaz. Bu söylemler hepimizi mürit, tebaa, ümmet olarak görmek istiyor. Yıkık cumhuriyetin enkazında böyle olur. Haklara sahip yurttaşı istemezler, itaat eden, teslim olan ümmet isterler.

Kararı halk verecek; yurttaş mı olmak istiyor yoksa ümmet mi?