Döndük dolaştık, yine aynı yere geldik.

Olmayan ekonomi politikalarının bedelini yine kur şoku, enflasyon ve fakirlikle vatandaş ödeyecek.

Olayı geciktirmek ve şoku engellemek için bir yandan Londralı tefecilerle taviz görüşmeleri devam ederken, bir yandan da millete ait olan 41 milyar dolarlık döviz ve altın rezervleri, sadece 3 haftada Merkez Bankası tarafından çatır çatır harcanıyor.

Kaçmak için bahane arayan carry tradeciler ise resmen ellerini ovuşturuyor.

Bu arkadaşlar zaten epeydir “fıymak” için bahane arıyorlardı.

Aldıkları faiz ne kadar yüksek olsa da, kısa vadeli dış borç, cari açık ve toplam borç sarmalının sürdürülemez olduğunun farkındaydılar ve başkaları yüklenmeden dövizi ucuzdan alıp kaçma telaşındaydılar.

İran savaşı Onlar için harika bir bahane oldu.

Bu bahaneyle carry trade tayfası son üç haftada ucuzdan 15 milyar doları topladı ve hemen uzadı.

Tabi onlar bu hareketi yaparken, döviz açığı olan şirketler ve riski gören vatandaş da boş durmadı. Herkes dövize saldırmaya başladı.

Kasada para azalan Merkez Bankası ise çareyi altın satmak veya swaplamakta buldu.


Bakın TCMB son iki haftada carry çıkışı talebini karşılayabilmek için döviz haricinde tam 60 ton altın kullanmış. Bunların bir kısmı swap, bir kısmı ise direkt satış.

Nitekim bu yapılanı Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan inkar etmiyor.

Karahan, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarıyla başlayan çatışmaların ekonomiye etkisini en aza indirmek için altın kaynaklı işlemlerin kullanılmasının son derece doğal bir tercih olduğunu belirterek,

"İşlemlerin önemli bir kısmı vadeli altın-döviz takası niteliğinde, yani vadesi geldiğinde söz konusu altınlar yeniden rezervlerimize geri dönecek." diyor.

Ama iş o kadar basit değil.

Bloomberg International haberine göre; 27 Şubat – 19 Mart arasında yaklaşık 26 milyar dolar, ardından izleyen günlerde ise 15 milyar dolar olmak üzere toplam 41 milyar dolar döviz satışı gerçekleşmiş.

Bu arada çıkış tüm hızıyla devam ediyor. Dolayısıyla gidenin dönmesi bu koşullarda çok zor.

Çünkü paranın büyük kısmı gelmemek üzere Londra’ya kaçıyor.

İş böyle olunca TCMB de hem altın hem de döviz satarak ihtiyacı karşılamaya çalışıyor. Aksi takdirde kur’un kontrolden çıkacağını, enflasyon, faiz ve fakirliğin tekrar patlayacağını gayet iyi biliyor.

Ancak burada kritik bir nokta var: Bu, sadece basit bir sermaye çıkışı değil…

Bu geri dönmemek üzere Merkez Bankası'nın en stratejik rezervi olan altının kaybedilmesi. Yani millete ait olan altın doğrudan carry trade tefecilerine aktarılıyor.

Bir başka deyişle, Merkez Bankası altın satarak piyasayı sakin tutmaya çalışıyor ama bu altın, ülke içinde kalmıyor; direkt Londralı tefecilere gidiyor.


Benzer şeyleri geçmişte de defalarca gördük. En bariz örnek ise 2018 yılında Damat Berat Bey döneminde yaşandı.

O günlerde de döviz ve altın rezervlerini kullanarak kur şokunu engellemeye çalışan Merkez Bankası, önce rezervleri eksiye düşürdü, sonra kurun patlamasını izlemek zorunda kaldı.


Hatırlayın o günlerde Carry trade çıkışı hızlanınca rezervler hızlıca erimiş, altın ve döviz satışları başta geçici bir rahatlama sağlamış ama sonra elde avuçta bir şey kalmadığı gibi kur şoku da ekonominin içinden geçmişti.

Bugün ise tablo çok daha kırılgan.

Kısa vadeli dış borç çok daha yüksek ve döndürülemez boyutta, cari açık alıp başını gidiyor, turizm ve ihracat gelirleri düşüyor, reel sektör döviz açığı çıkmazında ve bütçe felaket halde.

Evet, TCMB’nin müdahaleleri sayesinde şimdilik kur şoku yaşanmıyor am rezervlerdeki düşüş ve carry trade çıkışı, piyasayı her geçen gün biraz daha köşeye sıkıştırıyor.


Mekanizma şimdilik çalışıyor gibi görünse de aslında krizin derinliğini arttırmaktan başka bir şey yapmıyor.

Kısaca 2018 yılındaki gibi döviz ve kur oynaklığını sınırlamak için aynı hatalar tekrarlanıyor.

Altın ve döviz rezervlerini satıp geçici tampon yaparak patlamış atardamarın kanı durdurulmaya çalışılıyor. Bu arada kan, yani rezervdeki altın ve döviz resmen fışkırarak boşalıyor.

Son üç haftada yapılan 41 milyar dolarlık dev rezerv satışını bir kez daha düşünün ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.

Ekonomilerde meseleyi sadece para ve faiz politikalarından ibaret görürseniz başınıza bunların gelmesi kaçınılmazdır.

Mesele sağlam ve kalkınma odaklı milli ekonomik sistemden geçmektedir.

Ancak bu sayede hem vatandaşınızın hem de uluslararası arenanın gözünde öngörülebilir olursunuz.

Aksi takdirde en küçük iç veya dış krizde “kontrollü kaybeder” çok maliyetli ekonomik krizlere sürüklenirsiniz.

Unutmayın ekonomisi güçlü olmayan ülkelerde Merkez Bankalarının altın ve döviz satarak piyasaya müdahale etmesi hiçbir zaman başarılı olmamış.

Sadece rezervleri eritmiş ve carry trade yamyamlarına yeni fırsatlar yaratmış.

Son söz:
Hikaye ertelenebilir olmaktan çoktan çıktı.

Önümüzdeki haftalarda piyasadaki hareketler büyük olasılıkla sertleşecek ve dalgalar büyüyecek.

Rezervler daha da zayıflayacak ve yabancı sermaye çıkışı daha da hızlanacak.


Birileri BlackRock gibi yapılardan medet umuyor olabilir ama unutmayın: Onlar sıkışmış ekonomilerden sadece faiz almaz; yanında derin tavizlerde bekler.

Ve bu tavizlerin bittiği gün tokatları çok sert olur.

Tavsiyem bir an önce faiz ve taviz ekonomisi kafasından çıkılıp milli ekonomiye geçilmesidir.

Aksi takdirde hepimize bedeli çok ağır olur.

Benden söylemesi.