Mehmet Bey’in, “makro başarı hikayeleri” anlattığı, “valla ekonomi süper” diyerek yerleşikleri ikna etmeye çalıştığı bir dönemde, millet kan ağlıyor.
Mesele sadece geçim sıkıntısı olmaktan çoktan çıktı; mesele artık toplumsal bir cinnet eşiğine evrildi.
En son açıklanan rakamlara göre; vatandaşın bankalara olan toplam borcu 6 trilyon lirayı aştı.
Bu devasa bir borç!
Şöyle söyleyeyim; 80 milyonluk Türkiye’de neredeyse her iki kişiden biri bankaların boyunduruğunda.
Asıl ürkütücü olan ise bu borcun yapısı.
Eskiden millet kredi kartı ile kıyafet, beyaz eşya, tatil veya teknolojik cihaz alırdı.
Bugün ise kredi kartı harcamalarının üçte biri sadece gıdaya gidiyor.
Anlayacağınız borçlanmak artık bir tercih değil…
Aç kalmamak için verilen bir mücadele yöntemi!
Vatandaş bu borç sarmalıyla boğuşurken, tepeden tırnağa her şeyi etkileyecek olan “enerji darbesi” ise ayrı bir kriz yaratmak üzere.
Eşel mobil sistemi, Mehmet Bey için son kaçış noktasıydı.
Petrol fiyatlarındaki aşırı yükseliş doğrudan pompa fiyatlarına yansımasın diye, ÖTV’den feragat ederek işi çözmeye çalıştı.
Ancak bu payın da bir sonu vardı ve artık yolun sonuna gelindi.
ÖTV kotası doldu, kara göründü.
Yani artık gelen zamlar birebir pompaya yansıyacak.
Nitekim motorine yapılan 5 liralık dev zam, bu bitişin ilk göstergesiydi.
Şimdi sırada 6 liralık yeni bir zam var. O da gelince mazotun litre fiyatı 80 liraya dayanacak.
Bu durum sadece araç sahiplerini ilgilendiren bir mesele değil elbet; tarladaki traktörden fabrikadaki makinaya, şehirlerarası lojistikten market rafına kadar her şeyin otomatik olarak zamlanması anlamına geliyor.
Mazotun 80 lira olduğu bir iklimde, kredi kartıyla alınan o “üçte birlik” gıda payı, yarın öbür gün daha da artacak.
Tabi bu mevzular sadece vatandaşı ilgilendirmiyor.
Yıllardır söylüyorum: “Millet açsa; esnaf da üretici de ticaret erbabı da ayakta kalamaz.”
Nitekim çoğu esnaf bu bayram öncesi dükkânını neredeyse siftahsız kapattı.
Oysa eskiden bayramlar, esnaf için yıllık cironun patlama dönemiydi.
Bugün ise vatandaşın cebindeki para borca ve zorunlu ödemelere gittiği için esnaf için yıkım oldu.
Mehmet Bey'in bir büyük başarısı daha; vatandaş için ayakkabı, kıyafet veya bayram ikramlığını bile “lüks” kategorisine soktu.
Millet para harcamamak için artık bayram ziyareti yapmıyor, kapısını misafire açmıyor.
Bu durum, doğal olarak esnafın malının elinde patlamasına yol açtı.
Elindeki son kurşunu, bi umut bayramda satışları arttırırız diye mala bağlayan esnaf, şimdi dükkân kirası, elektrik ve doğal gaz faturası ile personel maaşını nasıl öderim diye kara kara düşünüyor.
Bir yanda da esnafın artık döndüremediği borçları var.
Vatandaş gibi onlarda borçlu ve bu borçların neredeyse tamamı e-Haciz kabusunda.
Banka hesabına bloke konulan esnaf ne mal alabiliyor ne de ödemelerini yapabiliyor.
Bu, yalnızca ekonomik değil, toplumsal bir kırılma demek.
Alın size Mehmet Bey'in bir başarısı daha…
İş bununla da bitmiyor.
Esnaf gibi dev fabrikalar da vatandaşla birlikte çöküyor.
En son haber Çorlu’dan geldi: 140 dönümlük bir dev, 2 bin işçisiyle alenen battı.
Şaka değil; günlük 13 ton iplik, 25 ton kumaş boyama kapasitesi olan bir zamanların ihracat şampiyonu koca tesis battı!
Bu rakamlar yalnızca bir fabrikanın gücü değildi; Türkiye’nin küresel pazardaki rekabetçi kimliğini temsil ediyordu.
O fabrikanın kapısına vurulan kilit, bir gecede 2 bin ailenin mutfağına da incir ağacı dikti.
Çorlu gibi bir sanayi merkezinde 2 bin kişinin işsiz kalması, aynı zamanda bölgedeki tüm esnafı ve yan sanayiyi de vuracak olan zincirleme bir reaksiyon.
İşin özeti:
Sanayici şalter, esnaf kepenk indirirken, vatandaş gıda için bile icralık olurken; Mehmet Bey hâlâ “süper ekonomi yönetiyoruz” diyor.
Benim kafam karıştı…
Cevabı belki siz biliyorsunuzdur…
Yoksa biri bizimle dalga mı geçiyor?