27-29 Temmuz 2026’da BM Genel Sekreteri Guterres, Kıbrıs’ta her iki liderle ayrı ayrı ve birlikte görüşmelerde bulunmuştur. Bu görüşmede KKTC Cumhurbaşkanı, 5+1 formülüyle ortak yapılacak toplantıların sonuç odaklı olabilmesi için, bu toplantıdan önce Kıbrıs’taki iki liderin en azından haftada bir görüşerek hazırlık yapmasını teklif etmiş, Genel Sekreter de bu teklifi olumlu karşılayarak her iki liderin ciddi bir hazırlık devresine girmesini tavsiye ederek yeni bir yol haritası ortaya koymuştur.
Liderler bunu bir ev ödevi telakki ederek hazırlıklarına başlamıştır. Bir müddet sonra Rum Liderin toplantı yapmaya hazır olduklarını bildirmesi üzerine, bu kapsamdaki ilk toplantının 26 Ağustos 2026’da yapılması hususunda mutabakat sağlanmıştır.
İkili görüşmelerde neler konuşulacak?
5+1 toplantısından önceki ilk toplantıdan itibaren güven arttırıcı önlemlerin, görüşme metodolojisinin ve özlü konularda görüş alışverişi yapılmasının ve müteakip ikili görüşmelerle de ana toplantıya anlamlı gidilmesinin hedeflendiği söylenmektedir.
İlk toplantıya muhtemelen; karma evlilikten doğan çocukların sorunlarının çözülmesi, ara bölgeden başlamak üzere sınırlardaki mayınların temizlenmesi, düzensiz göçle mücadele ve doğal veya insan kaynaklı afetlerle mücadelede yardımlaşma için ortak hareket edebilme konularının görüşülmesiyle başlanabileceği düşünmektedir.
Tarafların toplantıların devamı için uygun zemin oluşturulmasına önem vereceği, bu nedenle ana konulara hemen girilmeyeceği, ancak kendi hedeflerine ulaşabilmek için hafif yoklamalar yapabilecekleri, böylece 5+1 toplantılarına hazırlıklı gitmeye çalışacakları beklenmektedir.
Tarafların görüşleri ve beklentileri ortak mı?
BM Genel Sekreterinin; BM Güvenlik Konseyi’nin, “siyasi eşitlikle iki toplumlu, iki bölgeli federasyon modelinde Birleşik Kıbrıs Devleti” çerçevesinde bir çözüm beklentisi vardır. Müzakerelerin bu kapsamda yapılmasını arzu etmektedir.
Kıbrıs Rum kesimi ise; 2017 yılında Crans-Montana’da sonuçsuz kalan federasyon müzakerelerinin kaldığı yerden yeniden başlatılmasını istemekte “federasyon temelinde tek egemen devlet” modelinde ısrar etmektedir. Tek egemenlik, tek uluslararası kişilik ve tek vatandaşlık anlayışı da bu yaklaşımın doğal sonucu olmaktadır.
Eskiden federasyona da razı olmayan ancak sonuç da alamayan Rum tarafının tezinin, artık BM görüşüyle örtüştüğü, ancak garantörlük konusunda farklılık olduğu ve bu modelde, Türk tarafının halen sahibi olduğu topraklardan önemli bir kısmının da Rum tarafına geçmesini istediği bilinmektedir.
Türk tarafının da; bilinen ve üzerinde ısrarla durduğu “bağımsız, egemen iki ayrı devlet” ve “Türkiye’nin mutlak garantörlüğü” anlayışında bir değişiklik yoktur.
Türkiye ile KKTC’nin bağımsız, egemen, iki ayrı devlet ve KKTC’nin tanınması ortak anlayışında bir değişiklik yokken ve Türk tarafı müzakereye oturmak için önce KKTC’nin tanınmasını “ön şart” olarak ileri sürerken, BM Genel Sekreteri’nin ada ziyaretinde KKTC Cumhurbaşkanıyla yaptığı görüşmede KKTC Cumhurbaşkanı’nın tanınma ön şartına değinmeden farklı bir yaklaşımda bulunarak, 5+1 görüşmelerinin yapılabilmesi için Adadaki iki liderin bu görüşmelere hazırlık amacıyla önceden sıklıkla bir araya gelip görüşerek bu toplantı için zemin oluşturmasını teklif etmesi dikkat çekmiştir.
BM genel Sekreterinin de KKTC Cumhurbaşkanı’nın seçim propagandalarında söylediği ve daha sonrada çeşitli vesilelerle ortaya koyduğu federasyon benzeri konuşmalarını da dikkate alarak, bunu denemeyi tercih ettiğini hatta ümitlendiğini söylemek mümkündür.
Tarafların mevcut tezlerine bakıldığında, ana konularda ortak görüşte olmadıkları, tam aksine birbirinden çok farklı beklentilerinin olduğu anlaşılmaktadır. Ancak KKTC Cumhurbaşkanı’nın teklifi ve BM Genel Sekreteri’nin de ümitlenmesiyle, toplantı süreçlerinde görüşlerde tedricen bir benzerlik yakalanabilir mi düşüncesiyle ön görüşmelere başlanmasında mutabakat sağlanmış görünmektedir.
Son tahlilde ne bekleniyor?
Toplantılarda ilerleme şansı olması halinde Rum tarafının; toprak kazanımları elde etmiş olarak, garantörlüğün ülkelerle bağlantılı değil de AB ve bilahare de NATO şemsiyesiyle oluşturulmasında ve Türk Askerinin de adadan tedricen çekilebilmesinde konsensüs sağlanmış olarak “federasyon temelinde tek egemen devlet” çözümünde mutabakat sağlanmasını beklediği düşünülebilir.
Türk tarafının ise, “Türkiye’nin garantörlüğünde bağımsız, egemen, iki ayrı devlet” tezinden vazgeçmeyerek, mevcut durumun bu şekliyle kabullenilerek tanınmasını, KKTC’ye uygulanan tecrit ve ambargoların, uçuş kısıtlamalarının kaldırılmasını, Adadaki iki devletin güven artıcı önlemlerde, afet ve sıkıntılarda karşılıklı yardımlaşmasını ve ortak hareket etmesini, işbirliği içinde olmasını, Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz araştırma, çıkarma ve işletmesinde müşterek hareket ederek her iki tarafında çıkarına olacak mutabakatlar oluşturulmasını ön planda tutmayı düşündüğü söylenebilir.
BM de; BMGK kararı doğrultusunda müzakere edilmesini öngörmekle birlikte, iki liderin yapacağı görüşmeler ve 5+1 toplantılarının ilerlemesi halinde, tarafların karşılıklı tavizler vererek “federasyondan konfederasyona” doğru bir ilerleme kaydedilebileceğini, daha da ileri gidilerek “siyasi eşitlik, iki kurucu devlet, tek uluslararası kişilik, üzerinde uzlaşılmış sınırlı yetkileri olan ortak bir yapı altında birlikteliğe” benzer bir sonuca ulaşabilmeyi ümit etmiş olabilir. Bu tarife de “Gevşek Konfederasyon” demek mümkündür.
***
-Ancak Türk tarafının ortaya koyduğu ve koyacağı hususlar dışındaki tüm düşünce ve beklentilerin KKTC Devleti’nin sonu olacağı bilinmelidir. KKTC Cumhurbaşkanı’nın Türkiye’yle istişare içerisinde hareket edeceğini ve Ankara’nın onaylamayacağı bir çözüme olur vermeyeceğini açıkça ifade etmesi de dikkate alındığında Türk tarafından, bağımsız ve egemen devletine kendi eliyle son vereceğini beklemek abesle iştigaldir.
-GKRY liderinin görüşmeler öncesinde üstünlük kurma ve gerekirse devam etmeyeceğini ima etme düşünceleriyle, Maraş başta toprak talebinde bulunması, kışkırtıcı, gerçek dışı ve düşmanca açıklamaları dikkat çekmiştir. Bu durum, görüşmelerden bir sonuç alınamayacağının habercisi olarak da kabul edilebilir. KKTC Başbakanı ve Dışişleri Bakanı’nın tepki ve açıklamaları da Türk Tarafının tezlerinde kararlı olduğunun bir göstergesi olarak görülmelidir.
-Aslında bu konu Türkler için 1974’de çözülmüş ve 1983’de bitmiş, ortada bir sorun kalmamıştır. O zamandan beri Adada barış, istikrar ve huzur vardır. Bugüne kadar Türkler, müzakereden kaçan taraf görüntüsü vermemek için masaya oturmuşlardır. Yapılması planlanan görüşme/toplantı süreçleri de bu kapsamda dikkate alınmalıdır.
-Türk tarafının, bağımsız, egemen, eşit, iki devletli politikasını kararlı bir şekilde devam ettirmesinin, oynanan oyunları er veya geç bozacağına olan inancımız tamdır. Nitekim Rumların kesinlikle karşı olduğu BM Güvenlik Konseyi’nin, “siyasi eşitlikle iki toplumlu, iki bölgeli federasyon modelinde Birleşik Kıbrıs” devleti kapsamında çözümü benimsemesi bunun ispatıdır.