Türkiye Komünist Partisi Genel Sekreteri Kemal Okuyan, kaleme aldığı değerlendirmede belediyelere yönelik operasyonları, seçme ve seçilme hakkı ile kapitalist düzen üzerinden ele aldı. Yerel yönetimlerin yıllar içinde halk hizmetinden uzaklaştırılarak rant ve şirket ilişkilerinin merkezine yerleştirildiğini savunan Okuyan, bugün yaşanan süreçlerin yalnızca hukuki değil siyasi bir mesele olarak okunması gerektiğini ifade etti.
Okuyan sosyal medya hesabından şu ifadeleri kullandı:
"Seçme ve seçilme hakkına ne oldu? Veya belediye operasyonları nasıl okunmalı?
Seçme ve seçilme hakkı insanlığın en önemli kazanımlarından biri. Bu hak, önce mülk sahibi soylu erkeklere ait bir ayrıcalıktı. İşçi sınıfı zorlu mücadelelerden sonra seçme ve seçilme hakkını elde etti. Kadınlar daha sonra.
Ancak genel oy hakkı bir süre sonra zengin sınıfları tehdit etmeye başladı. Emekçiler çoğunluktaydı ve kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmeye başladıklarında kendileri için oy kullanamaya da başlıyor, kendi temsilcilerini parlamentoya yolluyorlardı.
Çok fena!
O zaman n’apsındı burjuvazi? Gün geldi meclisleri feshetti; gün geldi milletvekillerini tutukladı; gün geldi “seçim meçim yok” dedi; gün geldi seçim sistemini değiştirdi, sonra bir daha değiştirdi, bir daha, bir daha, ta ki bir devrimcinin parlamentoya seçilmesi için gerekli oy, bir sağcının seçilmesi için gerekli oyun üç katı, beşi katı oluncaya kadar.
Bütün dünyanın tarihi böyle. İşine gelirse parlamenter demokrasi, işine gelmezse “vatan ve din elden gidiyor”
Sonuç nedir? Nüfusun büyük çoğunluğu olan emekçiler, kapitalist ülkelerin parlamentolarında üç-beş kişidir. Sonuç budur.
Kurumlar egemen sınıfın tekelinde olduğunda, siyasetin kendisi de bir yatırım aracına dönüşür. Milletvekili olmak, yerel yönetimlerde başkan ya da meclis üyesi olmak bir yatırımdır.
Konumuz yerel yönetimler. Halka hizmet etmesi için tasarlandığı ileri sürülen belediyelerin kâr, rant ve yağma üzerine kurulu bir düzenin parçası olması için her önlem alınmıştır.
Belediyelerde personel sayısının kısıtlanması tasarruf tedbiri olarak gösterilse de aslında bütün hizmetlerin özelleştirilmesi amaçlanmıştır. Burada büyük bir ekonomi söz konusudur. Özel şirketlere muazzam kaynaklar aktarılmaktadır. Bu şirketlerin bir bölümü belediye yöneticilerinin kendilerine ya da yakınlarına aittir. Siyasi partiler de bu ekonomiden pay almaktadır.
Bu mekanizmalar birer istisna değil, kuraldır.
Peki burada “suç” var mıdır?
Nasıl baktığınıza bağlı. Her defasında söylüyoruz, sistemi sorgulamıyorsanız, bütün bu anlatılanlar bugünkü düzenin sınırları ve adaleti içinde suç değildir.
Eğer iktidar deseydi ki, “toplumsal hizmetleri rant ve kâr konusu olmaktan çıkarıyoruz, yerel yönetimler holdinglerin, şirketlerin, müteahhitlerin halkın sırtından daha da semirmesine aracılık edemez”, oturup susmak düşerdi bize.
Ancak her şeyi ticaret konusu haline getirmede tarihimizin şampiyon partisi olarak AKP bunu asla demez.
Kapitalizm öylesine kirli bir toplumsal düzendir ki, her şey kuralına uygun olsa bile bu büyük sömürü denizinin her dalgasında, her köpüğünde kuralsız bir şeyler illa ki bulursunuz.
Bugün vergi memurları “beni uğraştırma, incelemeye alırsam sana ağır bir fatura çıkarırım, iyisi mi teklifimi kabul et” diye küçük ve orta boy işletmelerin kapısını çalıyorsa malı iyi bildiklerindendir.
Her tür istihbarat olanağı elindeyken, gizli tanık ve etkin pişmanlık kurumları hukuk sisteminin temel unsurları haline gelmişken, bu ekonomik düzenin parçası olan kimsenin şansı yoktur.
Seçme ve seçilme hakkına burjuvazi on yıllardır ağır darbeler vurmuştu. Şimdi aynı hak birer kapitalist oyuncuya dönüştürülmüş “muhalif” belediyelere dönük el koyma girişimleriyle daha da tırpanlanıyor. “Bize ne” denecek bir tablo yok, konu baştan aşağıya siyasi.
Ancak bu keyfiliğin karşısında dikilebilmenin yolu hayatın her alanında ve örneğimizde yerel yönetimlerden “özel çıkarları” tamamen çıkarmaya dönük bir toplumsal seferberlikten geçmektedir."