Kahramanmaraş’ta bir öğretmen ve 8 çocuğun hayatını kaybettiği saldırı, sıradan bir asayiş haberi değil. Bu olay, Türkiye’nin uzun süredir biriktirdiği sorunların patlama noktasıdır.
Sabah evden çıkarken öpüp koklayarak uğurladığımız çocukların akşam cansız bedenlerinin gelmesi… Bu, bir toplumun yaşayabileceği en ağır travmalardan biridir. Ama sadece üzülmek yetmez. Çünkü bu tür olaylar kendiliğinden olmaz.
Dünyada benzer örnekler özellikle ABD’de yıllardır yaşanıyor. Ortak özellikler açık: Fail çoğu zaman genç, uzun süreli bir öfke birikimi var ve şiddeti bir çözüm yöntemi olarak görmeye başlıyor. Yani bu bir “anlık cinnet” değil, bir sürecin sonucu.
Peki Türkiye’de ne değişti?
Birincisi, şiddet artık hayatın olağan bir parçası gibi sunuluyor. Dizilerde, sosyal medyada, dijital platformlarda… Mafya, silah, güç gösterisi. Bunlar artık sadece kurgu değil; özellikle çocuklar için rol modele dönüşüyor. Geçen hafta bu köşede bu tehlikeye dikkat çekmiştim. Çocuklar izlediklerini taklit eder. Bu, psikolojinin en temel gerçeklerinden biridir.
İkincisi, çocuk yalnızlaştı. Aile ile okul arasındaki bağ zayıfladı. Eskiden bir çocuk sadece ailesinin değil, mahallenin ve öğretmenin de sorumluluğundaydı. Bugün ise büyük ölçüde dijital dünyanın içinde, denetimsiz bir şekilde büyüyor.
Üçüncüsü, erken uyarı mekanizmaları işlemiyor. Çocuğun davranışındaki değişim çoğu zaman fark edilmiyor ya da önemsenmiyor. Okullardaki rehberlik sistemleri sınırlı, ruh sağlığı hizmetlerine erişim ise yeterli değil.
Bir çocuk nasıl bu noktaya gelir?
Bu sorunun tek bir nedeni yok. Ama bilimsel çalışmalar bazı ortak zeminlere işaret ediyor: Uzun süreli dışlanma, yoğun öfke, şiddet içeriklerine maruz kalma, empati eksikliği ve destek sistemlerinin zayıflığı. Bu faktörler bir araya geldiğinde çocuk gerçeklikten kopup şiddeti bir çıkış yolu olarak görebiliyor.
Bu noktada sorumluluk sadece bir kişiye ya da kuruma yüklenemez. Aileye düşer, okula düşer, devlete düşer, medyaya düşer. Ama en çok da topluma düşer. Çünkü biz uzun zamandır şiddeti izliyoruz, alışıyoruz ve bazen farkında olmadan meşrulaştırıyoruz.
Kahramanmaraş’ta hayatını kaybeden öğretmen ve 8 çocuk artık birer istatistik değil. Onlar, görmezden geldiğimiz bir gerçeğin en acı sonucudur.
Eğer bu olayı sadece bir haber olarak okuyup geçersek, benzerlerini yaşamaya devam ederiz. Asıl soru şu:
Biz çocuklarımızı gerçekten yetiştiriyor muyuz, yoksa sadece büyümelerine mi izin veriyoruz?