ABD ve İsrail’in İran’a saldırıları sürerken DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, "Türkiye, Orta Doğu Birliği'nin öncülüğünü yapsın" dedi!
Bakırhan, “Bakın, Avrupa kendi birliğini kurdu ve kardeşçe bir arada yaşayabiliyor. Orta Doğu neden kendi birliğini kurmasın? Demokrasiye duyarlı, etkileşime açık ve ekonomik iş birliklerinin bulunduğu demokratik bir Orta Doğu Birliği’ni gelin birlikte kuralım. Bu, dış müdahalelerin gerekçesi olan antidemokratik rejimler sorununu da ortadan kaldırabilecek en önemli yollardan biridir. En temel sorumluluk burada bölge devletlerine düşüyor. İnanın, tek bir devlette yaşanacak demokratik dönüşüm bile adım adım tüm bölgeyi olumlu yönde etkileyebilir. Bunun öncülüğünü Türkler ve Kürtler neden yapmasın? Bu oyunu neden Türkiye bozmasın? Neden demokratik bir Orta Doğu Birliği’nin öncülüğünü Türkiye yapmasın? Bu süreç bir fırsattır.” diye konuştu.
***
Bakırhan, bu sözlerle ABD’nin Büyük Orta Doğu projesini savunmuş oluyor...
Konunun tarihçesine bakalım...
Osmanlı'ya ihanet eden Bedirhan'ın torunu Kamuran Ali Bedirhan, 1958'de SAVAK'ın daveti üzerine Tahran'a yerleşti. Orada Lübnanlı politikacı Sami Sulh ile tanıştı. Bedirhan, kendisine, Suriye, Irak ve Lübnan'ın federal birlik halinde birleşmesi, daha sonra bu birliğe Kürdistan, Hicaz, Yemen, Türkiye ve İran'ın katılması ve nihayet ilk fırsatta İsrail'in de birliği dahil edilmesi hakkında fikirlerini anlatan Sami Sulh ile çalışmaya başladı. Sulh, aynı planı daha önce Paris'teki MOSSAD temsilcisi Yarbay Bin David’e de sunmuştu.
MOSSAD temsilcisi Bin David, Bedirhan'a, Sulh'un planına yeni bir fikir eklemesini önerdi. Bu fikir, Arap Birliği'nin kaldırılıp yerine bir Orta Doğu Birliği kurulması idi!
***
Projeyi adını vermeden tanıtmaya başlayan ise Yahudi asıllı İngiltere ve ABD vatandaşı Bernard Lewis oldu. İstanbul Yapı Kredi Plaza'da, 6 Ocak 1996 günü "Orta Doğu'nun çok yönlü kimliği üzerine" konulu bir konferans veren Yahudi asıllı İngiltere ve ABD vatandaşı Bernard Lewis, de "Ulus, halk, devlet, millet, milliyet" gibi kavramların anlamının, ülkeden ülkeye, toplumdan topluma, zamandan zamana değişebildiğini anlattıktan sonra şimdi Tuncer Bakırhan’ın da söylediği gibi bir "Avrupa kimliği"nin oluşmaya başladığından söz açıp, "Avrupa kimliği varsa, Asya ve Afrika kimliği niçin olmasın?" diye sordu ve sözü, "Orta Doğu" kimliğine getirdi.
Orta Doğu kavramının 20’nci yüzyılda ortaya çıktığını, tıpkı "Yakın Doğu" gibi şekilsiz, renksiz bir kavram olduğunu anlattıktan sonra Lewis, "Buna Orta doğu kimliği demeyelim! Peki ne diyelim? Hindistan'dan bakarsak, Batı Asya demek gerekiyor. Ama Mısır dışarıda kalıyor" dedi ve görevliye işaret ederek "harita"yı istedi. Görevli, bir düğmeye bastı. Lewis’in arkasında bir Orta Doğu haritası belirdi... Haritada Ortadoğu olarak, Türkiye, Suriye, Lübnan, Irak, İsrail, Ürdün, Suudi Arabistan, Yemen, Körfez ülkeleri ve Mısır'ın esas alındığı görüldü...
Pantürkizm, Panarabizm ve Panislamizm görüşlerinin başarılı olmadığını öne süren Lewis, "İslam kimliği de çok kuvvetli değil. Başka amaçlar için değiştirilebiliyor. Devletin altında ise alt kimlikler var. Lübnan örneği, devlet otoritesinin parçalanmasının acı sonuçlarını gösteriyor" diyerek sözlerini şöyle tamamladı:
"Ortadoğu için, Napolyon'un Mısır'ı işgali ile başlayan, süper güçler arasındaki rekabetle yönetilme devri kapanıyor. İngiltere-Fransa rekabeti yerine geçen Sovyet-ABD rekabeti de bitti. ABD'nin de artık böyle bir niyeti yok. İş size kalıyor. Artık kendi başınasınız."
***
Lewis, o sıralarda, başkanlığa hazırlanan George W. Bush yönetiminin danışmanlığını yapıyordu ama bunu dünyada çok az insan biliyordu! Lewis’in görevi, projeyi Türklere benimsetmekti...
Lewis’in konferansını dinleyip arka planını aylarca araştırdıktan sonra, Akşam Gazetesi’nin 26 Mayıs 1996 tarihli sayısında yayınladım. ABD yönetiminin bugünkü hedefinin, ilk planda bir “Orta Doğu Birleşik Devletleri” kurmak olduğunu belirttim. Aradan sekiz yıl geçtikten sonra da 2004 yılında ABD Başkanı George W. Bush, Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan’a “Büyük Orta Doğu Projesi Eş Başkanı” unvanı da vererek projeyi açıkladı.
Şimdi aynı görüşü Tuncer Bakırhan seslendiriyor...
Büyük Orta Doğu Projesi, aslında bölge ülkelerini Yahudi sermayesi sayesinde, İsrail yönetiminde birleştirmek için tasarlanmıştır. İsrail ile Körfez ülkeleri arasındaki “Abraham Anlaşmaları” da bunun delilidir. FETÖ de “İbrahimi Dinler” ve “İbrahim Yolu” projeleriyle BOP’a zemin hazırlamaya çalışıyordu...
İran, şimdi bu projeye karşı savaşıyor...